Basından:  Kırmızı başlıklı kız bu kez ağlıyor.

Basından: Kırmızı başlıklı kız bu kez ağlıyor.

ON8
08 Eylül 2012

Yazar Aslı Tohumcu’dan Kırmızı Başlıklı Kız üzerine Radikal Kitap’ta yayınlanan yazısı…

***

Malvina’nın hikâyesini okuduktan sonra, bütün masalları çöpe atıyor ve kızıma, onun bu kara masalını okutmaya karar veriyorum!

29 Ağustos gecesi çok ağladım ben. Uykusunun et tatlı yerindeki kızıma öyle sıkı sarılsım ki, uykusunda onu da ağlattım. Bir kocakarı gibi “bugün ağlarsa belki ağlamaz” düşüncesiyle yaptım bunu. Birçoğumuz o gece çok ayıp şeyler yazdık adalet hakkında. Ne tuhaf; bir ayıp işlemek, ilk kez bu kadar doğruydu, haktı. Ancak işe yaramıyordu. Sakarya’da, 14 yaşındaki Ö.Ç’ ye tecavüzden yargılanan 34 kişiden 19 tutuklu sanığın tamamı tahliye edilmişti. Razı gelmediğimiz karardı ama bize soran yoktu!

Bu sabah da ağladım. Peynirli poğaçam boğazıma kaçmış gibi yaparak. Şehrin orta yerinde, kasabadaki görevliyi saymazsak bütün masalarını erkeklerin işgal ettiği bir pastane-de. Kuyruk sallama kültürünün tedrisatından özenle geçirilmiş, sadece varoluşunun bile suç olduğu belletilmiş geçkince bir kız çocuğu olarak. Az önce bitirdiğim romanı, Kırmızı Başlıklı Kız Ağlıyor’u masanın üzerinde elimin tersiyle ittirerek. Dedemi düşündüm sonra… Yatağı-mın altındaki canavarın korkusundan geceleri yatağımı ıslattığım, yaklaşan anadolu lisesi sınavının kaygısından uykumda gezindiğim ya da işte, bir nedenle içime kapanıp sesimi unutturduğum dönemlerde beni kucağına oturtup, çatallı sesiyle yüzüme dualar üfleyerek beni yatıştıran Mehmet dedemi. O duaları, aynılarını okuyup duruyorum şimdi, işe yaramıyor. Dedemin kuvvetli nefesinin, yirmi yıl öncesinin hatıralarından çıkıp gelerek hepimizin başındaki belaları savuşturmasını bekliyorum. Belli hala aptal, küçük bir kızım.

İnsanın adalete inancının kaybolmasından daha kötü ne olabilir, diye düşünüyorum. Sırtını yaslayabileceğine inandığı aile bireylerinden birinin… O sırtı okşamaya… O sırttan aşağı kayıp daha çıkmamış memelerini okşayıp sıkıştırmaya başlaması? Her Cuma küveti sıcak su ve banyo köpüğüyle doldurup onu kendisiyle birlikte zorla küvete sokması mı? Bu kişinin insanın dedesi, babasının babası (kitapta büyükbaba) olması mı? Büyükannesinin kocasının korkusundan buna göz yumması mı? Her defasında her şey başlamadan önce saklandığı kanepenin arkasında, bedenini bir kılıf gibi orada bırakmayı dilerken, büyükbabasının eğlenceli bir saklambaç oyununa girişmesi mi? Büyükannesinin kanserden ölmesinin suçunun, onun bu korkunç oyunu artık oynamak istememesine bağlanması mı? “Büyükbabam beni öpüyorum” dediğinde anne babasının kendisine inanmaması mı? Yoksa büyükbabasının “sana kimse inanmaz, deli gözüyle bakar,” kehanetinin doğru çıkması mı? Büyükbabasının hasta olduğu yalanıyla herkesi kandırarak evlerine taşınmayı planlaması mı? Büyükbabasının artık her gece yatağının başucuna geleceği, duştan her çıktığında onu kıstıracağı bilgisi mi? Bu hikayenin esas kahramanının, mağdurun sadece on üç yaşında olması mı? Korkarım doğru yanıt: Hepsi ve daha fazlası!

Cinsel istismar meselesi

Alman Gençlik edebiyatına haklı olarak bol ödüllü bir giriş yapan, 76 doğumlu BeateTeresa Hanika’nın Kırmızı Başlıklı Kız Ağlıyor adlı romanı bu soruları sorduran. Yazarın meslek hayatına bir model olarak başlaması da işin ironisi; kadının en çok metalaştırıldığı bir sektörden kadınları ve kız çocuklarını en az gören bir başka sektöre, edebiyata yani, böyle iddialı ve sakıncalı bir konuyla girmesi! Farkındaysanız, başka bazı “sakınca” larda olduğu gibi, romana konu edilen “cinsel istismar” sakıncasının çocuklar ve gençlerle paylaşımında da büyük bir ikiyüzlülük var. Her yaşta dişi cinsi ilgilendiren hayati birçok sorunda olduğu gibi, cinsel istismar meselesinde de, istismar etmek değil cinsel istismara uğradığını dile getirmek suçtur bir kere. Size inanılmayacağı korkusu büyük bir çekince oluşturur. Ne de olsa karşınızda ki bir yetişkindir ve hepimiz biliriz ki, çocukların-genç- lerin yetişkinler karşısında söz söyleme hakları ve inandırıcılıkları yoktur. Çocuk-genç susturulabilir bir türdür. Rüzgâr bir anda tersine döner ve esas mağdur, istismarcı olur.

Meseledeki bir diğer ikiyüzlülük, yetişkinlerin inandırıcılıktan uzak bir şekilde, bu meseleyi çocukları-genç-leri korumak adına, ahlaklı olmak adına onlardan saklama çabasıdır. İnandırıcılıktan uzaktır, çünkü toplumumuzda, “sözde cinselliğini” , yaşı giderek küçülen mağdurlar üzerinden tatmin etmeye yönelen çok sayıda gerçek ahlaksız vardır. Çocuklar ve gençler hayatlarının her alanında türlü suçla, kötülükle ve iğrençlikle zaten karşılaşmaktadır.

Beate Teresa Hanika, on üç yaşındaki Malvina’nın hafızasını sadece, kendisinden taban tabana zıt (neşeli, cesur, sözünü sakınmayan) en yakın arkadaşı Lizzy’yle yaşadığı anları hatırlamaya zorlayarak hayatta kalmaya çabaladığı bugünü, gerçekten Malvina’nın sesiyle anlatmayı başarıyor romanda. Malvina lekeli, kararmış fotoğraflara benzettiği geçmişini örtmeye çalıştıkça bugünün o örtüyü kalkmaya zorlaması, Malvina’nın Lizzy’nin de öğrenecek olursa, ailesi gibi gerçekleri reddedeceği ve artık kendisini sevmeyeceği korkusuna kapılması, ilk aşkı yaşamak isterken o tatlı oğlanın da kendisini kandıracağı ya da kandırmasa bile yaşadıklarını anlayarak kendisinden iğreneceğinden korkması, sanırım bu yüzden okurken insanın içine işliyor.

Finalde yazarın büyükbabayı ilahi adaletin yardımıyla aradan çekmesi tartışılabilir tabii. Yazarın doğası kaldırmadığından, belki okuyucusuna umut vermek istediğinden ya da sadece romanın böyle bir sona ulaşması gerektiğine inandığından yapmış olabilir bunu. Ama ben bile, biraz geç olduğu halde, geç olması hiç olmamasından iyi diyerek, Malvina kendisine değer veren üç farklı dişinin karşısında çözüldüğünde, Lizzy Malvina’nın cinsel istismara uğradığını fark etmediği için kendini suçladığında, Malvina’nın erkek arkadaşı onu desteklediğinde rahatlamadığımı söyleyebilir miyim!

Kırmızı Başlıklı Kız Ağlıyor’ u bitirdiğimde, bir anne olarak iki şeyi unutmamaya söz veriyorum: Çocuğumu her konuda sözünü sakınmadan, korkmadan konuşan bir kız olarak yetiştirmeye ve onu adamakıllı dinleyeceğime, ona inanacağıma. Ah bir de şu var; her gün elinde yemek sepetiyle büyükbabasını ziyarete zorlanan Malvina’nın hikayesini okuduktan sonra, “sözde doğru yol” dan ayrılmayı dikte edecek bütün aptal masalları çöpe atıyor ve kızıma Malvina’nın bu kara masalını okutmaya karar veriyorum!

, , , , , , ,