“Uzakta”

“Uzakta”

Aslı Der
12 Kasım 2014

Hemen vicdanı olan bir omuza yaslanın, onun sizi sağaltmasına izin verin. Bir akşam kameriyede Dünya’nın Erdo’nun yanında durduğu gibi, durun ve o omuza yaslanıp düşünün. Birbirimizden öğreneceğimiz ne çok şey var, göreceksiniz.

İnançlarımız, korkularımız, bize dayatılanları sorgusuz sualsiz kabul edişlerimiz içimizde birikiyor. Sonra bunlar bazen tuhaf düşünceler olarak su yüzüne çıkıveriyor. Bir yetişkinin, on yaşındaki kızıma uykunun yarı ölüm olduğunu söylemesi gibi. Yarı ölüm! Ürkütücü bence.

Oysa, uyku adildi, diyor Mine Soysal, Uzakta kitabında. “Uyku adildi. İkisine de aynı güçle el verdi, ikisini aynı şefkatle bağrına bastı, kolladı. Uyku onları eşit ve bir kıldı.” Tam da uyku hakkında tuhaf yorumlar duyduğum o günde, bu satırları okuyunca rahatlıyorum. Uyku güzeldir ve eşitliğe, adalete dair her zaman bir umut vardır, biliyorum.

Uzakta’yı hem büyük bir iştahla, hem de bitmesini istemeyerek okudum. Yastığımın altına koyup uyumak istedim; okurken düşler kurdum. Sevgili dostum Mine Soysal’ın benzersiz anlatımıyla Dünya ve Erdo’yu hayal ettim. Yan yana gelemeyecek iki dünyanın usulca birbirine dokunduğu o özel ânı, az ötede fark ettirmeden duran Kadri olup izledim. Kimi zaman Dünya çok tanıdık geldi, kimi yerde Erdo’nun hissettiklerini yüreğimde duydum.

Dünya ve Erdo, hayatları bambaşka başlamış, bambaşka ilerliyor olsa da, insana dair her duygunun, her kaygının ne kadar da ortak olduğunu bir kez daha gösterdiler bana.

Elbette söz konusu olan insan, düşünen insan. Durup kendine bakmayı, ben kimim, neredeyim sorusunu arada bir de olsa sormayı becerebilen insan. Korkan ama korkusuna teslim olmayan, sorgulayan, cesaretlenen, umutlanan, farkında olan insan. Sosyal statülere, toplumsal dayatmalara, kaderin cilvesi safsatalarına kanıp da kendini düzene teslim etmemiş insan. Kendi cam fanusu içinde yaşayıp, o suni havayla uyuşmayı seçmemiş olan insan.

Dünya ve Erdo gerçekler. Mine Soysal’ın her ayrıntısıyla daha da gerçek oluyorlar romanda. İki gencin hayatı kendi içinde, kendine özel zorluklarla ilerliyor olsa da, her ikisi de bir şeylerin farkındalar; durup düşünüyor, sorguluyorlar. Korkularını bir yanda tutup cesaretle yola devam etmeyi becerme derdindeler. Deniyorlar.

Kolayına kaçmak, kararları başkalarına bırakmak, mutluymuş gibi yapıp olanla yetinmek her gün bambaşka şekillerde, bazen tatlı dille bazen sert sözlerle dayatılır hale gelmiş olsa da, Dünya ya da Erdo olmak için önce dönüp bir içine bakması gerek insanın. Yaşadığı cam fanusu hissedip, fanusun dışında akıp giden bir hayatın var olduğunu kokusuyla, tadıyla, tüm gerçekliğiyle kavraması gerek. Hayata karşı tepkisiz bir izleyici olmaktan vazgeçmesi gerek.

Kayıtsız kaldığımız her haksızlıkta kendimizden bir parça yitirdiğimizi keşfetmemiz ne kadar büyük değişiklikler yaratabilir.

Kesilen binlerce ağacın, denetimsiz inşaatların, çağdışı çalışma şartlarının, iş sahalarında yitirilen canların, eşitsizliğin, türlü haksızlıkların hiçbiri size dokunmuyor, sizin için yaratılan cam fanusun dışında olup bitiyorsa, aman dikkat, belki de fanusun içinde oksijensiz kaldınız. Hemen vicdanı olan bir omuza yaslanın, onun sizi sağaltmasına izin verin. Bir akşam kameriyede Dünya’nın Erdo’nun yanında durduğu gibi, durun ve o omuza yaslanıp düşünün. Birbirimizden öğreneceğimiz ne çok şey var, göreceksiniz.

Uzakta’yı, Dünya ve Erdo’nun hikayesini okuyun, yürekten tavsiye ederim.

 

, , , , , , , ,