On sekiz ya da 18,
rüştümüzü ispatladığımız yaş ya hani;
ON8 ise biraz farklı...

O da rüştün ispatı belki ama yalnızca
edebiyat okuru olmakla ilgili bir şey ON8, Edebiyat okurunun rüştüne erdiği an, belki.

İlle de on sekiz yaşında olmak gerekmez burada. On beş de olur yirmi beş de... Olay şu ki, artık ne bir okul var tepemizde bizim için kitap seçen, ne de bir sistem “onu oku, bunu okuma” diyen. Varsa bile hâlâ, tek başına her şeyi belirlemeyen, belirleyemeyen.

Çünkü edebiyat okuruyuz artık,
kendi kararını kendi veren.

Cepte biraz para ya da kütüphane kartı,
gözlerimiz raflarda, kitaplıklarda, arkadaş odalarında,
internette, kataloglarda...
Sadece bize bağlı neyi okuyup neyi okumayacağımız.

Ve ON8 girer devreye; isteyene.
ON8 demek, yeni seçenekler demek. Yeni okumalar, yeni konular, yeni anlatımlar demek.
“Genç” deyip geçilenler, dertli görülüp uzak durulanlar, hatta “zor” diye üzerine gidilmeyenler,
korkulup da kenara atılanlar demek...
Bazen de yalnızca bir soluklanma, farklı bir bakış, yeni bir ses, kendi başına kalma ya da enine boyuna tartışma...

Farklı bir nefes demek...

ON8, nihayetinde edebiyat demek...
Özellikle gençle buluşmayı seven bir edebiyat, belki... ON8, gençliği anlatan edebiyatı seven
herkes için edebiyat demek...
Sana, bana, size, bize, onlara...

Okurlara, yazarlara, hem genç olanlara
hem de “genç”e dair olanı unutmayanlara...