Suç bunun neresinde mi?

Suç bunun neresinde mi?

Mehmet Erkurt
25 Şubat 2015

Oysa Rodrigue anlattığında, her şey ne kadar da güzeldi. Hoştu. Heyecan doluydu. Aşktan ibaretti. İçtendi. Karşılıklı… mıydı?

(Fotoğraf: Tolga Gümüş)

Âşık çocuk heyecanlı bir bekleyiş içinde. Haftalardır konsere hazılanan grubun provalarını izliyor. Çünkü soliste, Aurélie’ye sırsıklam âşık. Konser gecesi, belki de ilk kez ona “gerçekten” yakınlaşmayı başaracak. Heyecanlı bekleyiş. Vücut kimyasındaki oynamalar neredeyse kulakla duyulacak düzeyde. Her his somatize oluyor; tene, tere, sese, jeste vuruyor. İbreler fır dönüyor. Açlık ve susuzluk bile unutuldu. Aurélie’nin kokusunu, dokunuşlarını hayal eden zihinde başka bir imgeye yer yok. Duygu ve hayal gündemi aynı kızla dolup taşıyor.

Konser akşamı. Kızıl Gece sahne alıyor. Güzel bir kalabalık var. Ama Aurélie beklenilenden daha gergin. “Beğenilme” isteği ve bunun olmayabileceği kaygısı hissediliyor. En azından, âşık çocuk tarafından. Haftalardır izliyor kızı, mimiklerini, sesindeki iniş çıkışları. Âşık çocuk, gerçekten âşık. İzliyor, alkışlıyor, gurur duyuyor. Konser bitiyor. Festival de öyle. Oysa ailelerden koparılan izin, neredeyse sabahın ilk saatlerine dokunacak kadar uzun bu gece. Uzatmalı. Özgürlüğü zamana yaymalı. Neyse ki bunu teklif eden Aurélie oluyor. Rıhtımlar güzeldir gece, oradan yürümeli. Mesafeyi uzatarak, yolu keyifle arşınlamalı.

Alkol yordu Aurélie’yi. Âşık çocuk ise içmedi; kusmak, rezil olmak istemiyor. O bir sporcu, içkiyle pek arası olmamış. Yüzmede idmanlı, alkolde hiç değil. Bir parkta duruyorlar. Mola zamanı. Aurélie bitkin, eve varmadan önce bir saat uyusa iyi gelecek –ki gelmez ya, öyle sanıyor. Neyse ki, yanında âşık çocuk var. Oturuyorlar parkta bir ağacın dibine. Kökler yatak. Kirli zemini sorgulayan yok; Aurélie uykulu, âşık çocuk heyecanlı. Aurélie durgun, âşık çocuk soluksuz. Aurélie uzanıyor, âşık çocuk da…

Âşık çocuğun adı Rodrigue. Romanın anlatıcısı. Namıdiğer Suçlu.

Suçu, tecavüz.

Oysa Rodrigue anlattığında, her şey ne kadar da güzeldi. Hoştu. Heyecan doluydu. Aşktan ibaretti. İçtendi. Karşılıklı… mıydı?

Kuşkusuz, kendi hislerinde samimiydi Rodrigue. Kendi hislerinde. Kendi. Sadece kendiyle sınırlayarak yaşadığı bir olayda, karşısındakini göremeyecek kadar kendiyle doluydu. Bencildi, algıları kördü. Erkeğin kör, köreltilmiş algısıydı. “Ellerim her yerdeydi. Hiçbir şeyi kaçırmamak, her şeyi almak istiyordum,” diyecek kadar kendine odaklanmıştı. “Âşık” dense de vurguda, somut anlamda “sahiplenici”ydi; rolü tek başına oynuyordu. Çok istekli, çok dikkatsizdi. Kimsenin kendine hak göremeyeceği, ölümcül bir dikkatsizlik. Tıpkı arabayla birine çarpmak gibi, “valla göremedim, bilemedim”lerle telafi edilmeyecek türde. Çok erkekti, çok emindi kendinden. Mazur görülmesi imkânsız, mağdur bırakması garanti bir tutum içindeydi. Hoyrattı.

Magalie Wiener’in romanı Suçluda, Rodrigue zor yoldan öğrenecek. Yaptığı hatayı, bu hatanın bağlamını, kökenlerini. Birine zarar vermek için, ille de kötü niyetli olmak gerekmediğini. Hoyratlık, dikkatsizlik ve muhatabını duymayışın da başlı başına tecavüz sebebi olabileceğini. Erkekliğin bıraktığı pis mirasın zoraki taşıyıcısı olarak, deneyimsizlik nedeniyle dahi olsa, hata yapma hakkının çok düşük olduğunu, hatta olmadığını, çünkü hatanın sonuçlarının hep ağır olacağını. Hassasiyet ve temkin gibi konularda kendisinden çok şey beklendiğini ve bu beklentideki haklılığı. Bu suçu yıllardır işleyen bir cinsiyetin üyesi olmanın doğuracağı sınırları, “dur”ları, “yapma”ları, hepsinden önce “durmalı, yapmamalıyım”ları. Talep etmemeyi, bir ayağını frende tutmayı. Erkekliğin ona hiçbir doğal hak sunmadığını, sunmayacağını. “Gülümsüyordum. Tamamlanmıştım. Erkektim,” algısının nasıl da hasarlı bir koşullanmayla ona dayatılmış olduğunu –kendine ve çevresine – bunun yarattığı ve yaratabileceği mağduriyetleri, çok ama çok engebeli bir yoldan öğrenecek… mi?

O “… mi?” bitmiyor. Uzunca bir süre de bitmeyecek gibi.

İş suça varmadan önce, yapılması gerekenler var. Hatta yapılmaması gerekenler. Bilhassa, yapılmaması gerekenler…

 

, , , , , ,