Sporcu Bayramı

Sporcu Bayramı

SEVİN OKYAY
Zamanlı Zamansız - 13 Ağustos 2016

Olimpiyat Oyunları her şeyden önce bir sporcu bayramıdır. Nedense sporculara tüm dünya birinciliklerinden, Grand Slam’lerden daha değerliymiş gibi görünür. Teniste ödüle doymuş Williams Kardeşler de böyle düşünüyor. İnsan, Serena kadar çok ödül alsa bile, dört yılda bir yapılan ve birincisine bir altın Olimpiyat madalyası veren bir etkinliği her şeyin üstünde tutuyor demek. Williams Kardeşler, İsviçre’den Martina Hingis ve Belinda Bencic’in dördüncü Olimpiyat çiftler unvanını kesmek istiyor. Belki onları Olimpiyat altını alırken son görüşümüz olabilir.

Rio de Janeiro, Chicago ile Madrid’i geride bıraktığında Brezilyalılar’ın ne kadar sevindiğini hatırlıyoruz ama Rio’daki 2016 Olimpiyat Oyunları biraz eskilerin ‘şaibeli’ dediği cinsten. Aslında her Olimpiyat’tan önce eleştiriler yapılır: Atina vaktinde yetişemeyecekti; Pekin’in havası çiğnenecek kadar kirliydi, insan haklarına aldırmıyorlardı; Londra kısa süre önce bir metro bombalaması yaşamıştı, vesaire. Belki de gerçekten dağ başında (mesela Nepal’de) bir kulübede yaşamıyorsanız, dünya ahvalinden etkilenmemek mümkün değildir.

Rio’nun listesi ise hayli uzun. Havadan şikâyet edildi, inşaat yetişmeyecek dendi, Zika virüsü yüzünden yıldız sporcular Brezilya’ya gitmedi, açık deniz yarışmaları berbat şartlar altında yapılacak dendi. Sonunda Brezilya ekonomisi çöktü, Olimpiyat’a harcanan para da halkın iyice gözüne batmaya başladı. Hatırlarsanız, açılış töreninde meşale, yerine koruma altında gitti. Zaten sokaklardan da öyle geçmişti. Katılımcılar arasında en yaralı ülke ise, önce pek çok atleti ve bütün haltercileri Olimpiyat’a kabul edilmeyen, Paralimpik Olimpiyatlar’dan ise tümüyle ihraç edilen Rusya oldu. Kosova ve Güney Sudan, Olimpiyatlar’a ilk kez katılıyor.

Golf, 1904’ten beri ilk kez Olimpiyat’ta. Yıldızı da büyük ihtimalle, Amerikalı solak sporcu Bubba Watson olacak, çünkü pek çok golfçü Rio’ya gitmedi.

Ben bu yazıyı Olimpiyat’ın ilk hafta sonunda yazıyorum. Dolayısıyla sonuçları sunamayacağım size. Ama Olimpiyat’ın en güzel yanından söz etmek istiyorum: katılımcılardan, sporculardan. Dedik ya, Olimpiyat Oyunları her şeyden önce bir sporcu bayramı. Yerimiz az olduğu için (sporcu sayısına kıyasla) ister istemez tanıdıklarımızdan, hatırladıklarımızdan söz edeceğiz. Ama onlardan önce bir Olimpiyat’ta ilk kez gördüğümüz Mülteci Takımı ile Bağımsız Atletler’i anmak istiyoruz. Kendilerine sevgimizi ve desteğimizi iletiyoruz. 103 kişiden 25’inin devşirme olduğu bizim takımımızda ise, başarılı olmalarını çok istediğimiz genç sporcular var. Gencecik yelkencilerimiz, yüzücülerimiz umut veriyor. Tuya, Çağla ve Viktorya’nın bütün müsabakalarını görmek istiyoruz ama TRT ne yazık ki bu konuda hiç başarılı değil.

Oyunculara gelince; iyisi mi, Michael Phelps’ten başlayalım. Bu, Amerikalı yüzücünün beşinci Olimpiyat’ı. Hatırlarsanız, Londra’da yüzücümüz Derya Büyükuncu’nun beşinci kez katıldığı Olimpiyat olmuştu. Phelps, 2008’de sekiz altın madalya alarak rakip tanımadığını göstermişti. Ama kötü bir dönem geçirdi, içkili araba kullanmaktan tutuklandı. Altı ay uzaklaştırma cezası aldı. Şimdi ise, ruhuyla geri dönmek istiyor. Üç aylık bir erkek çocuk babası olarak birkaç branşta yarışacak.

Yüzmedeki bir başka Amerikalı ise, “Yapabilirim,” demeyi şiar edinen Katie Ledecky; tarihte ilk kez bütün serbestleri (200, 400, 800, 1500 metre) yüzüp kazanan kişi olmayı da bu güvenle başardı. Michael Phelps onunla çalışan erkek yüzücülerden biri olmadığına memnun, hallaç pamuğu gibi atıyormuş. Bu sefer neler yapacak? Dört branşta yüzecek. 400 ve 800’de dünya rekortmeni, 200’de Federica Pellegrini’ye geçilmezse mesele yok. Bir de bayrak yüzecek. “Yapabilirim” desin hele. Şahsen benim merakla beklediğim bir yüzücü de, İngiliz Adam Peaty. (Bu yazı kaleme alındığında yüzme dalındaki yarışmalar henüz başlamamıştı.)

Olimpiyat deyince aklınıza ne gelir? Benim aklıma hemen atletizm geliyor. Atletizm deyince de Usain Bolt’tan söz etmemek mümkün değil. 2008 Pekin’in en baskın ve pazarlanabilen elemanı, 21 Ağustos’ta 30 yaşında olacak. En küçük bir sakatlığı bile olay halini alıyor. En yakın rakibi Justin Gatlin, geçen ay acaba Olimpiyat’a gelmeyecek mi endişesi baş gösterince, “Hadi canım,” demişti. “Onun adı Usain.” Bellibaşlı yarışlara hep dezajantajlı girip sonra kazanan Bolt, Rio’da dokuz rekor kırmaya çalışacak: birbirini izleyen dokuz Olimpiyat yarışında dokuz altın: Pekin, Londra ve Rio’da 100, 200, 4×100. Gatlin’e gelince, 2006’da dopingde pozitif çıktı, dört yıl cezadan sonra döndü. Bu yılın en iyi iki zamanına sahip. 14 Ağustos 100 metre finaline dikkat!

Başka? Britanya’dan, Londra’da 5 bin ve 10 binde çifte altın almış Mo Farah, heptatlonda Jessica Ennis-Hill, uzun atlamada Greg Rutherford diyerek bir önceki ev sahiplerinin gönlünü alalım. ABD’den, Rio’ya dördüncü Olimpiyat’ına gelen, altı Olimpiyat altınlı Allyson Felix var, örneğin. 400m ya da bayrakta bir madalya, Amerika’nın en fazla madalya almış kadın atleti sıralamasında onu Jackie Joyner-Kersee’nin önüne geçirecek.

Jamaika son iki seferdir 100, 200, 4×100’ü ABD’ye bırakmıyor. Yıldızları Shelly-Ann Fraser-Pryce ise, belki Rio’da arka arkaya üç Olimpiyat 100 metre altını alan ilk kadın olabilir. “Dünyanın en büyük atleti” dekatloncu Ashton Keaton ise, Londra’da altın aldığından beri hiç yarışma kaybetmedi. 2015’te kendi dünya rekorunu kırdı. Burada alırsa, otuz iki yıldır arka arkaya Olimpiyat’ta dekatlonu alan ilk sporcu olacak.

Daha kimler yok ki? Ama ON8’in köşesini de fazla zorlamayalım. Umarım izleyebilirsiniz. Olimpiyat’ın tadı başka hiçbir şeyde yok.

 

, , , , , , , ,