Sokak kedileri

:

Sokak kedileri

SEVİN OKYAY
Zamanlı Zamansız - 27 Aralık 2014

Bunca zamandır kendimi tutup kedi yazısı yazmamışım, hayret. Oysa yıllar boyunca, kediciklerin sadık okur sayısının benimkinden çok olduğundan şüphelenmişimdir. 

Bazen orada burada cins kedi tanıtımları görünce, birinin de benim kediciklerimin hakkını koruması gerek diye düşünüyorum. Cins kedi de iyidir, hoştur, hatta bizim de bir ara bir Siyam kedimiz oldu –Leydi’nin anısını muazzep etmek istemeyiz; çok da severdik ama, biraz salakçaydı. Şapşi’nin de baba tarafı Van’dı, ama Yuki, kendini sokaklara vurmuş bir Van kedisiydi. Gerçi cins kedi alınmasına itirazım yok. Bakımları biraz zordur, bazıları kendini tanrı sanır ama, güzeldirler Allah için. Alın, güle güle bakın.

Ama kedi seçme noktasındaysanız eğer, ben size çoğunluktaki şu cinsi hatırlatayım dedim: Sokak kedileri. Kedi olmak dışında bir özellikleri yoktur. Öyle bir göz bir renk, öteki başka renk; yok efendim tüyler genelde upuzun, kısa, yumuşacık ya da özel bir renkte olmayabilir. Ama koç gibidirler; iyi bakarsanız sağlıklı, uzun ömürlü olurlar. Küçükken elinize geldiyse, bir miktar eğitebilirsiniz bile. Yani… bir kedi ne kadar eğitilebiliyorsa, o kadar. Öyle ya da böyle, birinin de çıkıp onlardan söz etmesi gerek. Yoksa bütün “kedi ırkları”nı diğerlerinden ibaret sanabilirsiniz, nemelazım.

Sokak kedileri güzeldir. Beyaz, siyah, sarman, tekir, alaca, duman rengi ya da bunların bir karışımından oluşabilirler. Bebekken aldıysanız eğer, kendilerini seçilmiş kabul ederek, evin güvenli havası iliklerine kemiklerine işlemiş olarak büyürler. Sakın bakamayacağınıza karar verip de sokağa atmayın. Sokağın ölümcül zorluklarına alışkın olmayan kedinin orada hayatta kalması, bu zorluklarla baş etmesi çetin bir iştir. Ben şahsen birkaç örnek gördüm ki, başlarını tombiş Marme’miz çekiyor. Ama şimdiki halinde o da dayanamazdı herhalde. Tazı gibi genç bir hanımdı. Şimdi ise popo ve göbek kısmı hayli hürmetli bir hal aldığından, ağaçlara bile tırmanamıyor. Aşağıda durup melül melül üst dallara bakıyor.

Sonradan sokağa bırakma meselesi, kediler için de köpekler için de geçerli bir mesele. Hayvancıkları bebekken alıyor, bir süre debelendikten sonra, kedi-köpek sevmediklerine ya da bakamayacaklarına, ya da aldıkları hayvanın umdukları gibi (!) çıkmadığına karar vererek, iyi ihtimalle petshop’a iade ediyor ya da bir tanıdıklarına veriyorlar; kötü ihtimalle de, sokağa bırakıyorlar. Bu ikinciyi yapan arkadaşlar, o hayvanı –hele bir kediyse– yüzde doksan ölüme terk etmiş demektir. Zaten sokak kedilerinin ortalama ömrü de kısacıktır ama, sokağın tuzaklarına, güçlüklerine alışkın olmayan, başta insanlar olmak üzere bütün canlılardan kaçması gerektiğini anlamayan hayvanı oraya bırakmak, idam emrinden farksızdır. Ben bir aralar, 101 Dalmaçyalı filminin gazıyla alınıp sonra da sokaklara bırakılan Dalmaçyalı hikâyelerinin bir “şehir efsanesi” olduğunu sanırdım: “Ayy, şekerim, gittik, bizim çocuğa aldık ama büyüyünce değişti, sevimsiz bir şey oldu. Biz de attık.” Hani aynı filmde büyük Dalmaçyalı örnekleri de olmasa, yavruların ebediyen öyle dobiç kalacaklarını sandılar diyelim ama, bu hayvanların ebeveyni de vardı. Caddebostan sokaklarında, yüzünde tamamen kayıp, resmen kalbi kırılmış bir ifadeyle dolaşan iki Dalmaçyalı gördükten sonra, bu hikâyelerin doğruluğuna inandım. Yapmayın, gerçekten hayvancağızlara çok kötülük ediyorsunuz. Siz, Allah bilir çocuklarınızı da, göz rengi maviden kahverengiye döndü diye sokağa bırakıyorsunuzdur. Hayvan alma işine, eve kısa süreli misafir davet etmek değil de, çocuk sahibi olmak gözüyle bakmak gerek.

Gelelim bizimkilere… Dediğimiz gibi, Şapşi ve bize küsüp evi terk eden, aynı batından kardeşi Dodi, yarı asildi. Geri kalanının böyle bir iddiası yok. Hoş, Şapşi de asaletin ceremesini, evvelden beri hassas olan bünyesiyle ödemiştir, orası da başka. Ev kedisi (ev yavrusu) Marme, bahçeye atılınca büyük bir adaptasyon kabiliyeti göstermişti; aynı kabiliyeti yeniden ev kediliğine terfi edince de gösterdi. Cincin’i petshop’ımız Can Dostum’dan aldık. Onlar genelde sokakta buldukları yavruları alıp sahip bulana kadar tuttukları için sokak kedisi olduğu kesin. Bilmiyorum, siyah-beyaz renkli, hırçın, yaramaz bir soylu cins varsa, ondandır belki. Vaktiyle çeyrek ev kedisi durumunda olan Alyoşa da halis muhlis sokak kedisiydi. Dumi ile Bonci’yi kedici bir hanım “bir haftalığına” diye getirmişti. O hanımı bir daha görene aşk olsun! Anneleri Şeftali’yle de tanıştık. Bu arada bahçede onlarca kedimiz oldu. Biraz kedi seviyorsanız, sokaktakilere yazın özellikle su, kışın ille de mama vererek ömürlerini uzatabilirsiniz.

Diyeceğim şu ki, kedi alacaksanız, ille de cins alayım diye çırpınmayın. Cins cins, renk renk sokak kedilerimiz mevcut. Onları eve aldınız mı, ev kedisi oluyorlar. Kedilerin bütün hasletleri onlarda da mevcut. Alın da bari ömür ortalamaları yükselsin… Yok, “Bizde kedi var da huyunu suyunu kestiremiyoruz,” derseniz, o zaman da size YKY’den çıkan, Kutlukhan (Kutlu) ile birlikte çevirdiğimiz Kedinizle Tanışın’ı tavsiye edelim. Böylece evde bir yavru gibi muhabbetli davranan kediniz, dışarı çıkınca bağımsız, yabani bir yaratığa dönüşünce ne yapacağınızı şaşırmazsınız.

Unutmadan belirtelim: Bir kısım kedi ahalisi de Facebook’ta ve Instagram’da yaşıyor.

, , , , , ,