Şaşkın

Şaşkın

NESLİHAN ÖNDEROĞLU
Cin Atı - 09 Ocak 2018

Leyla Hanım, “Cumartesi sabah erkenden gel,” dedi. “Aslı’nın doğum günü var, hazırlık yapacağız.”

“Peki,” dedim, “gelirim.”

Aslı’cık yedi yaşına basacak. Bu yıl okula başlamadan önce büyük bir partiyle yeni yaşını kutlayacaklarmış.

Leyla Hanım, “Bahçede yapacağız,” dedi. “En az yirmi çocuk gelir. Hepsi anaokulundan arkadaşları. Bazılarının anneleri de gelse, e tabii akrabalardan da gelen olur. Neredeyse kırk kişiyi buluruz. Yani çok işimiz var.”

Sabah erken kalktım. Suna kalkamamış. Yatağına oturdum; “Suna’m, güzel kızım,” dedim. “Hadi kalk, işe geç kalacaksın.” Birlikte çıkıp durakta ayrılacaktık. Her sabah birlikte çıkarız; ben Leyla Hanımlara, o çalıştığı süpermarkete. Baktım alnı alev almış, yanıyor. Boncuk boncuk ter olmuş yüzü.

“Hasta mısın a kuzum?” dedim.

“Hı, hı,” dedi, öbür yanına döndü. Mutfaktan bir bardak suyla aspirin getirdim, zorla yuttu. “Bugün gidemeyeceğim anne,” dedi. “Sen haber verirsin.”

Elim ayağım tutmaz oldu. Şimdi ben nasıl gideyim? Telefon açıp haber vereyim, ben de yanında kalayım istedim. Bütün gün bensiz ne yapar kuzum? Bir sıcak çorba yapanı, alnına bir sirkeli mendil koyanı yok.

Telefon çaldı, çaldı, açan olmadı. İyi ya, ben de hem Suna’nın marketine uğrayıp haber verir hem de Leyla Hanım’a gider durumu anlatıp izin isterim, diye düşündüm. Aceleyle üstümü giydim. Çektim kapıyı, çıktım.

Suna’nın patronu söylendi de söylendi. Bu havada hasta mı olunurmuş. Şimdi o kasaya kimi bulup oturtacakmış?

“İyi olmadan yollamam,” dedim. “Bak ben de gidip hanımımdan izin alacağım, kızımın başında oturacağım.”

Baktı işin şakası yok, bu sefer alttan aldı. “Aman ha, iyileşmeden gelmesin,” dedi.

Otobüse bindim. Üç durak sonra inip, yokuşu hızlı adımlarla tırmandım. Kapıya vardığımda neredeyse dilim dışarı çıkmış, nefes nefese kalmıştım. Kapıyı Leyla Hanım açtı. Daha ben ağzımı açıp bir şey söylemeden kolumdan tuttuğu gibi içeri çekiverdi beni.

“Nerde kaldın Şerife!” dedi. “Hemen sandalyeleri çıkaralım. Daha balonlar şişirilecek. Fenerler asılacak. Çok iş var, çok.”

“Leyla Hanım…” diye başlayacak oldum, sözü ağzıma tıktı. Sesini kıstı, fısıldayarak konuştu.

“Ama başlamadan önce başka bir işimiz var. Aman Aslı duymasın.”

Merakla yüzüne baktım.

İçeri gitti. Bir kesekâğıdı getirdi, elime tutuşturdu. İçinde sert küçük bir şey olduğu belli. Ama ne?

“Şaşkın öldü Şerife’cim,” dedi. Yüzüne baktım, ağladı ağlayacak.

“Sabah bir kalktım ki, kafesinin dibinde öylece yatıyor. Neyse ki Aslı uyanmamıştı. Yoksa doğum günü burnumuzdan gelirdi.”

Şaşkın, Aslı’nın hamster’ı. Böyle bir hayvanı ilk defa bu evde gördüm. Bir acayip yaratık. Fare desen değil, tavşan mı, sincap mı belli değil. Bütün gün kafesin içinde bir ileri bir geri, kıpır kıpır. Öyle canlı hayvan, demek bir gecede küt diye gidivermiş! Öldüğüne üzüldüm, sonuçta o da bir can.

Kesekâğıdı parmaklarımın arasından kayıp yere düştü, pat diye bir ses çıktı. İçim bir tuhaf oldu.

“Aslı’ya ne diyeceksiniz?”

“Ne bileyim, bir şey uydururum işte. Kafesin kapısını açık unutmuşuz, kaçmış, derim. Babası bugün ona benzer bir tane bulup alacak. Yarın da, Bak geri dönmüş deriz, olur biter. Aman şu doğum günü partisini hayırlısıyla bir atlatalım da, gerisi kolay.”

“Aslında ben bugün…” diye yeniden söze girecek oldum.

“Hadi Şerife,” deyip kapıyı açtı. “Sen bunu uygun bir yere gömüp acele geri gel. Çöpe atacaktım ama içim tutmadı.”

Elimde ölü bir hayvanla kapının önünde öylece kalakaldım. Dinlemeyip apartmanın çöpüne atsam, günah. Ne yapacağımı şaşırdım.

Dışarı çıktım. Öğlen olmak üzere. Suna şimdi uyanmıştır, diye düşündüm. Kesekâğıdını çantamın içine soktum. En iyisi bizim bahçenin köşesine bir çukur açar gömüveririm. Leyla Hanım da, nereye kayboldun, diye köpürecek, biliyorum. Belki işten bile çıkarır beni. Varsın çıkarsın. Söyleyecektim, söyletmediniz, derim. Kızım hastaydı, derim. Sizin de kızınız var, bilirsiniz işte. Her şey onlar için değil mi?

Bakkaldan yoğurtla, yumurta aldım. Bir ayran çorbası yaparım şimdi sıcak sıcak, Suna’m yarına kalmaz ayağa kalkar. Ama önce şu Şaşkın’a bir mezar bulmak lazım. Tam da ölecek günü buldu kerata.

, , , , , , , ,