SAA-2 / 013  Bir Rus Fantezisi

Desen: Merve Atılgan

SAA-2 / 013 Bir Rus Fantezisi

AHMET BÜKE
Sosyal Ayrıntılar Ansiklopedisi - 08 Şubat 2016

Kahveden boş çıkmadım lakin. Çay ocağının yanındaki duvarda futbol takımı afişinin hemen altında çiviye asılmış anahtarlık topunu kaşla göz arasında cebime indirdim.

Şimdi burada iki kritik nesne var. Birincisi futbol takımı afişi, ikincisi anahtarlar.

Afişle başlayayım.

“Fantastik Ayılar, 2027 Şampiyonu” yazıyordu iri harflerle. Altında da futbolcuların çimler üstünde gülümserken çekilmiş fotoğrafı vardı. Yıllar sonra gelecek bir şampiyonluğun fotoğrafını neden çektirmişlerdi acaba? Peki, neden hepsi çıplaktı?

İyice yaklaşıp baktım. Bazı oyuncuların hemen altına, iyice silikleşmiş kurşunkalem iziyle isimler vardı: Aleksandr Prokhorov (kaleci), Vladimir Levçenko, Viktor Matvienko, Oleg Blokhin, Vladimir Onişçenko, Anatoliy Puzaç, Aleksandr Sevidov (teknik d.)

Beni ilgili görünce, kahveci yanıma yaklaştı.

“Sever misin futbolu?”

“Hiç anlamam.”

“O zaman neden bakıyorsun öyle dikkatlice.”

“Tuhaf geldi. 2027’e daha çok var da.”

“Olabilir. Buna öngörü diyoruz.”

“Bir de bu oyuncuların isimleri…”

“Slav isimleri.”

“Evet, neden?”

“Çünkü Dinamo Kiev’in 1970 yılı takımı onlar.”

Demek ki, Fantastik Ayılar votka şişelerini devirip çimlere yayılmışlardı.

Hepsine gülüp geçebilirdim fakat posterin bir ucundaki yapıyı görünce irkildim: Saat Kulesi! O halde bu çimenlik yer de futbol sahası olmalıydı. Hatta, soldaki uzun bina da Büyük Kulüp Otel’di. Anlaşılan, bu deliler bizim buraya gelmişti.

Fotoğrafa iyice yaklaşıp baktım.

“Bu montaj mı?” dedim.

Kahveci bana bakıp güldü.

“Olur mu yahu! İnsan en sevdiği takımla oynar mı? Hepsi bodrumda duruyor. Her sene 1 Mayıs’ta sahaya götürüyorum onları.”

Aslında, hızla buradan çıkıp şehir merkezine doğru yollanmam gerekiyordu. Çok oyalanmıştım ve zaman geçtikçe başımın derde gireceğini düşünüyordum.

Kahveden çıktım ama gitmek için değil. Cebimde kahvecinin anahtarlığı şıngırdıyordu. Kaşla göz arasında iç etmiştim ve ben bile şaşmıştım buna.

Kahveden biraz uzaklaşıp karşı kaldırıma geçtim. Sağa sola baktım. Kimse yoktu. Kahvenin camlarından içerisini de görebiliyordum. Kahveci kaybolmuştu.

Sessizce geri geldiğim kaldırımda yürüdüm. Bodrum girişi neredeydi acaba? Kahvenin etrafında yürürken, arkada bir kapı fark ettim.

Kedi kadar sessizdim şimdi.

Kapıya vardım. İttim, açıldı. Küçük bir koridor vardı. Yolun sonunda, demirden sağlam bir kapı duruyordu.

Kapının iki kilidini de anahtarları deneyerek açtım.

Aşağıya doğru inen karanlıklar içinde bir merdiven vardı. Arkamdan kapıyı kapattım. El yordamıyla aradığım elektrik anahtarını buldum. Tavandan gelen ölü sarı ışığın altında, gıcırdayan basamakları indim. Tabana geldiğimde bozulmuş peynir ve eski çorap karışımı koku beni içine alıverdi. Artık ışık faydasızdı. Karanlık içinde bir düzlükteydim. Elimi sağa sola uzattım. Geniş bir oda gibiydi ama koku çok rahatsız ediciydi.

Kalbim deli gibi çarpıyordu ve kusmak üzereydim.

Karanlığın içinden bir ses duyuldu birden.

“Kokuyu merak mı ettin?”

Kahvecinin sesiydi.

“Formaldehit diyoruz buna. Çürümeyi ve bozulmayı önlemek için kadavraların damarlarına enjekte ederler.”

O sırada bir şalter sesi duydum ve bütün ışıklar yandı.

Oradaydılar.

Fantastik Ayılar!

Yataklarda çıplak halde yatan Dinamo Kiev’in efsane 1970 yılı takımı, beyaz tavan lambalarının aydınlığında karşımda duruyordu.

“Gerçi takım oyuncularım ve teknik direktörüm için kadavra kelimesi yanlış. Fakat bu kötü koku onları çürümekten koruyor işte.”

Bu dünyanın normal ve sıradan insanlara ait olduğunu ve çizgi dışı olanların silinmesi gerektiğini hiç düşünmedim. Sadece onlara ilişmeden yaşama şansımızın verilmesini savunurum. Manyaklar tehlikeli değildir aslında ama lakin bazı duygularını açık yaşadıkları mekânlarda onlarla baş başa kalmak kesinlikle ölümcüldür.

Bu nedenle derhal geldiğim merdivenlere dönüp koşmaya başladım.

O ise arkamdan sakince sesleniyordu.

“Nikolay Batyuta. Benim en güzel orta saha oyuncum. Geleceğini biliyordum. Arkadaşlarını yalnız bırakmazdın sen.”

Kapıyı var gücümle zorluyordum ama bir türlü açılmıyordu.

Kahveci de merdivenlerdeydi şimdi.

“Tatlı oyuncum benim. Şimdi seni soyacağım ve yatağına yatıracağım.”

Kapının kolu elimde kaldı. Sırtımı demire verdim. Kahveci yaklaşıyordu. Elinde ince şiş gibi parlayan bir bıçak vardı.

“Kasların çok kıymetli benim için. Onları incitmem söz konusu olamaz. Gelen 1 Mayıs bizi bekliyor.”

Şak diye bütün elektrikler gitti bir anda.

Zifiri karanlıktaydık ve aşağıdaki koku şimdi buradaydı.

, , , , , ,