SAA-2 / 007  CÖM

Desen: Merve Atılgan

SAA-2 / 007 CÖM

AHMET BÜKE
Sosyal Ayrıntılar Ansiklopedisi - 28 Aralık 2015

Ferdi Abi harçlık verdi.

“Madem artık birlikte çalışacağız, bunun bir hukuku olmalı,” dedi.

Haftada: 250 Lira.

Büyük para!

Ferdi Abi cömert birisi, cömert birisi, cömert biri, cömert bir, cöm…

Böyle mırıldandım kendi kendime.

Sonunda “cöm” hecesini seçtim.

CÖM: Cinayet Önemli Meseledir.

Bu, parolamız olacaktı Kirk Douglas’la aramızda. Yoksa bir şekilde deşifre olacaktı ilişkimiz, zira şimdi de Karga katılmıştı aramıza. Ferdi Abi onu ölümden döndürmüştü. Benimse kılım kıpırdamamıştı. Bir karga ölebilir. Serçeler ölse belki içim yanardı ama karga kargaydı benim için. Üstelik, çocukken beni kovalamışlardı.

Yetiştirme yurdunun arkasındaki büyük arazide, başları bulutlarda sallanan kavaklar vardı. Dere boyunca iki yanda kavaklar ve suyun hemen kenarında yine iki sıra ceviz boy atmıştı. Ağaçlar karga yuvası doluydu. Dere böyle akıyordu: Boklu dere. Kötü kokuya alışır insan. Kötü koku kalkan da olur hem. Bazı geceler yurttan kaçarak, derenin çatallandığı kıvrıldığı yere geliyordum. Eski boş beton künkler vardı. Önceden, çaktırmadan getirdiğim iki yastık ve bir Sümerbank battaniyesiyle harika bir sığınak yapmıştım kendime. Küçük kutularda bisküvi ve lokumlarım da vardı. Gece yatağa gitmeden önce, sıcak su torbasına içecek su koyup sessizce koridorda süzülürdüm. Saat 02:30’dan sonra ayakta kimse kalmaz, iç ve dış bekçiler dâhil herkes horuldamaya başlardı. Nöbetçi öğretmenler genelde hızlıca sevişirlerdi: Erken gelen uykuya şükürler olsun! Tıkır mıkır süzülürdüm yataktan. Koridorlar ıssızdır ama ruhsuz değildir. Ardımdan hişt hişt diyen, eski saksılardaki sarmaşıkları geçip, mutfak tarafından bahçeye sızardım. Sonra ver elini dere: Boklu dere. Cevizler ve kavaklar. Karanlığın da kendine göre vicdanı vardır. Alışırsın ve onun izniyle görürsün. Giderek hızlanırdım. Derenin karşı kıyısına yıkılmış bir ağaç gövdesinden geçer, inime girerdim.

Kargalar birkaç defa uyardılar beni.

Gürültü yapmıyordum ama o saatte evlerinin etrafından dolanan insandan huylanıyorlardı.

Ceviz dolusuna tuttular kafamı.

Sabah erken yurda dönerken yolumu çevirdiler. Saçlarımı yoldular.

Yine de yılmadım.

Sonra bir gece, daha sabaha varmadan, künkte uyumaya çalışırken çıtırtılar duydum. Galiba kargalar yere inmiş, bana doğru yürüyorlardı.

Küt küt, gerçek ayak sesleri bana doğru yaklaştı.

Bir el ensemdeki saçları tuttu, çekti beni kendine.

Kulağıma eğildi: “CÖM,” dedi.

CÖM: Canım Öp Memelerimi.

Sebahat Abla aylardır beni izliyormuş.

Sebahat Abla iç bekçimizdi bizim.

Tavukkarasıydı ama bir zağar gibi duyardı her şeyi.

“Seni delerim evladım,” dedi.

Boğardı.

On yedi yaşındaydım ve güçlüydüm. Seneye yurttan ayrılacaktım. Ümidim de vardı ama Sebahat Abla’yı alt edemezdim. Uzun bir şiş vardı elinde.

CÖM, o günden sonra bizim parolamız oldu.

Sonraki günler şişle gelmedi yanıma.

Hoşuma da gidiyordu aslında.

Keşke sonra horlamasaydı.

Sebahat Abla’yı bir gün derenin içinde yüzüstü yatarken buldular.

Eli yüzü parçalanmıştı. Kuş tüyleri arasında yüzüyordu.

Kargalar yurdun üzerinde günlerce uçtular: CÖM CÖM CÖM.

Bir daha kimsenin memelerini öpmedim.

Birisi omuzuma dokundu. Sıçradım.

Douglas’mış!

“Karga’da risk var. Uyanık olmalıyız,” dedi.

Sonra “CÖM,” dedi.

Cebime girdi usulca.

Aşağıya indim.

Ferdi Abi danışma masasına gazete sermiş, bulmaca çözüyordu. Omuzunda Karga vardı. Uyuyordu.

“Abi,” dedim, “haftalığı aldım ya, azıcık gezeyim ben. Çok daraldım.”

Başını kaldırmadan, “Olur,” dedi.

Tam kapıdan çıkıyordum ki, ardımdan seslendi.

“Bir dakika! Şu listedekileri de alıver, nalburlar çarşısından.”

Kâğıdı aldım.

“Bu nedir abi?”

“Tünele başlıyoruz yakında, alet edevat işte. Lazımlı şeyler. Orada, gideceğin dükkânın adresi var. İsmimi söyle. Listedekileri yazdır. Onlar yollarlar sonra bize.”

İşimizi bitirince, Douglas’la epey bir gezdik o gün.

Kumpir yedik. Ben gazoz da içtim. Lunaparktan bozma bir yere gittik. Her yerde bira içiliyordu. Çarpışan arabaların altlarına takoz koyup yükseltmişler, masaya benzetmişlerdi. İçlerinde yaşlı yaşlı adamlar, kadınlar içiyordu. Makarna yedik öğleden sonra.

Sebahat Abla’yı defalarca anlattırdı Douglas.

“Yapma ya. Keşke öldürmeseydin, iyi gidiyormuş bence ilişkiniz,” dedi.

“Yahu ben öldürmedim. Hem, ne ilişkisinden bahsediyorsun?”

Bırak yahu, der gibi salladı elini.

Dönüşte akşam olmak üzereydi.

Ferdi Abi yine aynı yerdeydi. Karga yoktu bu defa.

Odama çıktım.

Tam kapıyı itip girecektim ki, anons mikrofonu açıldı. Bildik cızırtıların ardından kısık bir ses duyuldu.

“CÖM!”

Buz gibi oldu sırtım.

Yatağa attım kendimi. Yorganı başıma çektim.

Douglas sürtünerek girdi içeri. Göğsüme oturdu.

“Bence kargalar görmüş o olayı,” dedi.

“Kargalar hiçbir şeyi unutmaz biliyor musun,” dedi.

“Canım, memelerini öpebilir miyim?” diye güldü sonra.

Sonra uyumuşuz işte.

 

, , , , , ,