Nanetti’nin yoldaşlığı

Nanetti’nin yoldaşlığı

Mehmet Erkurt
19 Aralık 2014

Edebiyat kısmen de olsa kurtarıyor. Delirmenin önünde, asasıyla dikilen Gandalf gibi o. Bugünlerde benim elimden tutan isimse –bu anlamda kendimi şanslı addediyorum– Angela Nanetti oldu.

(Fotoğraf: Jordi Busqué, National Geographic, Ağustos 2008)

Aralık ayının özel (!) bir haftasını geride bırakıyoruz. Pek yakın tarihimizin – “dün” de denebilir– eşi benzeri zor bulunur bir hukuk fecahatine imza attığı ve alenen, ülkenin gözleri önünde çiğnenen yasaların tükürüldüğü halleriyle kurumaya bırakıldığı günden bu yana bir yıl geçti. Rüzgâr gibi. Lodos gibi. Tozlu rüzgârlar esti. Yorucu ve baş ağrıtıcı bir iklim eşliğinde.

Ama aymazlık denen illetin coğrafyası da yok tarihi de. Biz de ülkecek kendimizi aşa aşa gidiyoruz meçhul bir geleceğe doğru. Ön planda faaliyetlerimiz ve hayallerimiz, fonda absürt bir distopyanın ön perdesi.

**

Edebiyat kısmen de olsa kurtarıyor. Delirmenin önünde, asasıyla dikilen Gandalf gibi o. Bugünlerde benim elimden tutan isimse –bu anlamda kendimi şanslı addediyorum– Angela Nanetti oldu.

Yıllara yayılan verimiyle Hans Christian Andersen Ödülü’ne değer görülen bu özel insanın metinsel yoldaşlığı, yutulması zor gerçeklerin hayal ve anlatılar yoluyla nasıl hafifleyebileceğini, sözün ve öykünün nasıl hayati bir kaldıraç olabileceğini gösterir nitelikte.

Ocak 2015’te, yıldızlı gökyüzü başka türlü parlayacak. Çünkü yıla, Angela Nanetti’nin romanıyla, bugünlerde son dokunuşlarını yaptığımız Kuyrukluyıldız Eken Adam’la merhaba diyeceğiz.

**

Yan odaya bir kafa uzatırsak: Ece İrem Dinç’in köşesi Düş Kazanı, dün ilk yazısıyla yayına girdi.

Adına “kutsal” denmiş metinlerde insana dair neler söylenmiş, kökende hangi öyküler öne çıkmış, ilk dışavurumlar nasıl anlatılarda hayat bulmuş… Bazen bulutlardan gördüğü yüzeyi, bazen rüzgârın fısıldadığı rivayetleri, bazen de derine yaptığı pikeler sırasında algısına düşen detayları yazıyor Ece İrem Dinç. Zaman, onu kaleminde çok odalı bir koridor.

**

Yıl bitiyor…

Dar alanlarda sessiz kalışlarımız, iktidarların ekmeğine sürdüğümüz en yumuşak yağ. Bu alanlar küçüle küçüle artıyor. Artırılıyor. Ve bizler, darala darala ürüyoruz. Doğadan kesilen metrekarelerimiz ve soluklanacağımız alanlar için sürdürdüğümüz her mücadele kolay kolay sonuç vermiyor olabilir. Yine de…

… yine de sözü, kuyrukluyıldız eken adamın bir cümlesiyle kapamak istiyorum: “Sırf bu yüzden hayallerimizden vazgeçemeyiz; onlardır yaşama anlam katan.”

 

 

, , , , , , , , , , , , , , , , , , ,