SAA-1 / 051 Kimseye etmem şikâyet

SAA-1 / 051 Kimseye etmem şikâyet

AHMET BÜKE
Sosyal Ayrıntılar Ansiklopedisi - 11 Mayıs 2015

Bu varlık bize mutluluk getirir diye düşünmüştüm. Ama işte insanın karnı tok olunca, kafaya başka şeyler üşüşüyor. Diyorlar ki, edebiyat falan da böyle çıkmış ortaya.

Derdimiz o günlerde büyüktü.

Yok, açlıktan ve soğuktan bahsetmiyorum. Havalar ısınıyordu ve Arap Hatçam Teyze’yle birlikte büyük bir süpermarketin kamyonetini yürütmüştük.

O aynı fikirde değildi ama.

“Buna çalma denemez. El koyduk. Hakkımızı aldık. Biz açsak, sokaklar marketlerle doludur,” diyordu.

Sabaha karşı 02:00 gibi markete mal takviyesi yapılıyordu, çünkü sabah marketin olduğu sokağa araba sokmak yasaktı. Yukarıdaki virajlı yoldan ağır ağır inmek zorunda olan kamyonetin, okulun önüne geldiğinde iyice yavaşlaması icap ediyordu. Aksi halde duvara sürterdi ön çamurluğu.

İşte tam o anda aracın iki kapısından içeri dalıp şoförü etkisiz hale getirdik!

Planlama ve donanımları hazır hale getirme işi birkaç ay sürmüştü.

Başımıza giyeceğimiz, kar maskesine benzeyen şeyleri bizzat örmem gerekti, çünkü Hatçam Teyze, “Bu, kadın işi diye benim yapacağımı düşünüyorsan, aldanıyorsun,” demişti. Örgü meselesini kapmak için epey bir uğraştım. Paramız olsaydı, vallahi gidip alacaktım; ama hemen hiç kullanmıyoruz o şeyi biz mahallede.

Sonra kamyona atlamamız da bir olay olmuştu. Ben, şoförün kapısını açıp adamın direksiyondaki koluna yapışırken, Hatçam Teyze’nin dizlerindeki kireçlenme vaktimizi çalmıştı biraz. Fakat adam ne yapacağımızı cidden merak ettiği için (galiba ördüğüm kar maskeleri gerçekten komikti) bizi bekledi. Sonunda koltuğa oturan Hatçam Teyze koynundan biri sarman, ötekisi tekir iki kedi çıkararak, “Cırmalarız, kontağı kapat,” deyice, şoför direksiyona kapanarak gülmeye başladı.

Neden sonra doğruldu.

“Siz arabayı soymak mı istiyorsunuz?” dedi.

O sırada sarman sıkılıp olay çıkardı. Mecburen pencereden dışarıya bıraktık.

“Vallahi bu deyyuslar üç aydır benim maaşımı vermiyorlar, sigortamı da eksik yatırıyorlarmış. İşiniz bitince beni arka koltukta bağlar bırakırsınız,” dedi.

Arabayı Madam Pi’nin eski evinin arka kapısına çektik. İşe yarar ne varsa oraya indirdik. Sonra arabayı bir şekilde halledip döndüm ben.

Bu varlık bize mutluluk getirir diye düşünmüştüm.

Ama işte insanın karnı tok olunca, kafaya başka şeyler üşüşüyor. Diyorlar ki, edebiyat falan da böyle çıkmış ortaya.

Hatçam Teyze, kapısını iki pazar filesi dolusu nevaleyle çaldığım bir gün, beni iyice mahzun karşıladı.

Orta odadaki sedirlere karşılıklı oturduk. Bakışları yerdeydi. Ayak parmaklarıyla halının püsküllerini sağa sola dağıtıp duruyordu.

“Hatçam Teyze,” dedim.

Baktı bana. Galiba gece boyu ağlamıştı. Gözaltları çökmüştü iyice.

“Evladım,” dedi. “Bu derdi ben kolay diyemem. Sen anla artık.”

Çoktan anlamıştım. Kamyondan inip giderken ter içindeydi o gün. Korkudan, endişeden değil elbette.

“Hatçam Teyze, o şoförü buldum ben geçen gün. Sordum soruşturdum, peşine düştüm. Bizim vukuattan sonra başı derde girmemiş; ama işten çıkarmışlar. Kestane Pazarı’nda bir kavafın yanına girmiş. Eskiden de adamın çırağıymış zaten.”

“Sen göründün mü ona?” diye sordu Hatçam Teyze.

“Yok, hiç görmedi, bilmedi beni.”

“Peki…”

Devam etmedi. Susuşundan anladım diyeceğini.

“Evliymiş. İki küçük kızı varmış. Birisi geçen gün ağaçtan düşüp ayağını kırmış. Çok ağlamış ona.”

Hatçam Teyze kalktı, mutfağa gitti. Arkasından baktım. Raftan temiz tabakları, bardakları indirip yeniden yıkamaya başladı. Radyo açıktı. Müzeyyen Senar başladı tam o anda.

Kimseye etmem şikâyet ağlarım ben halime
Titrerim mücrim gibi baktıkça istikbalime
Perde-i zulmet çekilmiş korkarım ikbalime
Titrerim mücrim gibi baktıkça istikbalime

Derdimiz derindi o günlerde.

Karnı doyunca böyle oluyor insan. Ya yeniden ve daha çok acıkıyor ya da olmaz aşka düşüyor.

 

 

, , , , , , , , , ,