Potter, Skywalker, Neo: Üçü bir arada – 2

Potter, Skywalker, Neo: Üçü bir arada – 2

Ali Ünal
20 Temmuz 2012

Yıldız Savaşları’nda Karanlık Taraf

Harry Potter ile Yıldız Savaşları’nın tek ortak noktası Teslis değil. Her iki hikâyede de iyiler ve kötüler benzer bir ayrımla birbirlerinden ayrılıyor: İyiler, sahip oldukları gücü iyilik yapmak için kullanırlar, ama aralarında yer alan bazı sütü bozuklar, iktidar hırsı ve ölümsüzlük uğruna karanlık tarafa geçerek bu güçlerini kötülük yapmak için de kullanabilirler (bkz: Kötüler, kötülükler). Her iki yapıtta da Karanlık Taraf (Dark Side) olarak adlandırılan bu yer, aslında dini doktrinlerin emrettiği kulluk ve itaat kavramlarının terk edildiği ve mit dahilinde Şeytan’a atfettirildiği için kötücül olarak adlandırılan isyankârlık ve bencillik nosyonlarını içeriyor. Lord Voldemort, iyi ve müthiş bir büyücüyken, ölümsüzlük uğruna Karanlık Taraf’a geçerken, Yıldız Savaşları’nda da Anakin Skywalker, ölümsüzlüğe erişmek için Karanlık Taraf’a geçip Şeytan’ı oynuyor.

George Lucas’ın bu efsanevi serisinde de Teslis üçlemesinin izlerini çok belirgin olmasa da görüyoruz. Baba figürü olarak hikâyede yer bulan Yoda, Jedi isimli bir tarikat/dinin en yüce ve bilge temsilcisi olarak resmediliyor. İnsanlığa iyilik yaparak hizmet eden bu dinin içindeki kötülük taraftarları, biraz önce anlattığım gibi Karanlık Taraf’a geçerek, bu dinin müritlerinin içindeki bir nevi kutsal öz olan Güç kavramını dengesiz hâle getiriyor. İşte Güç’e denge getirmesi beklenen ve tıpkı Harry Potter’da olduğu gibi bir kehanet aracılığıyla gelişi duyurulan Mesih de, yani Oğul da, Luke Skywalker oluyor. Yoda, Luke’u eğitiyor, onu hazırlıyor ve babası Anakin Skywalker (Darth Vader) gibi Karanlık Taraf’a geçmemesi için onu öğütler veriyor. Luke’a can veren de, yine bir kadın karakter sıfatıyla karşımıza çıkan Kraliçe Amidala oluyor. Tıpkı Harry Potter’da olduğu gibi, oğluna can verirken kendi hayatı son buluyor.

Burada aslında Luke Skywalker’ın gerçek babası olan Anakin Skywalker, yani Darth Vader’I, Baba figürü olarak da betimlemek akla gelebilir, ancak Teslis üçlemesinde Tanrı’nın kendisi olan ve üç figürle birlikte Tanrı’yı oluşturan Baba kişisi, Karanlık Taraf’a geçerek bir nevi Şeytan’a öykünen bir karaktere atfedilmemelidir bana kalırsa. Burada Luke’a babalık yapma anlamında daha ziyade Yoda’nın kalenderliği ve bilgeliği rol oynar.

Matrix’te sivrisinek saz!

Teslis’in belki de en bariz göründüğü eser, Wachowski kardeşlerin başyapıtı The Matrix. 1999 yılında çekilen ve daha sonra The Matrix Reloaded ile The Matrix Revolutions isimli iki devam filmiyle bir “üçleme” olarak tamamlanan seri, makinelerin dünyayı ele geçirdiği bir distopyayı resmediyor. Görsel efektleriyle dünya sinemasında çığır açan Matrix, aslında temelde bilindik bir hikâyeyi, dinsel bir miti temel alıyor: Mesih.

Gerçek hayatında Thomas Anderson isimli bir bilgisayar programcası olan Keanu Reeves, sanal dünyada Neo ismini kullanan bir yazılım korsanıdır. Yaşadığı hayatın gerçek olmayabileceğine dair kuşkuları olan Neo, nihayet Morpheus isimli bir direnişçiyle karşılaşarak gerçek hayat diye bildiği şeyin aslında bir rüya olduğunu fark eder. Makinelerin kurduğu bu düzeni fark eden direnişçilerin başı olan Morpheus, Neo’nun bu düzeni yıkacağı kehanet edilen (üç yapıtın da ortak noktası) Seçilmiş Kişi, The One (Neo, One’ın tersten yazılmış hâlidir) olduğuna inanır. Bu karakter için, mitolojide düş tanrısı anlamına gelen Morpheus adının seçilmesi bu anlamda tesadüf değil. Teslis’in Baba’sı olarak rol alan Morpheos, Oğlu, yani Mesih olacak kişi olan Neo’yu düşten çıkarıp gerçeğe alır ve Şeytan’ı yenmesinde onu eğiterek zihnen ve madden hazırlanmasını sağlar. Oğul’u yetiştirip büyütmek ve kötüyü yenmesinde ihtiyaç duyacağı mani ve maddevi gücü ona sağlamak, her üç eserde de Baba’nın sorumluluğu hâline getirilmiş.

Baba ve Oğul arasındaki bu ilişkideki Kutsal Ruh da, Neo’yu sevgisiyle, aşkıyla ölümden döndüren Trinity (yazının sivrisinek saz bölümü!). Morpheus’un, düş dünyasından alıp direniş kadrosuna kattığı bir diğer kişi olan Trinity, Neo’nun Seçilmiş Kişi, yani Mesih olduğunu söyleyen kahin tarafından Mesih’e âşık olacağı kehanet edilmiştir. Filmin ilerleyen bölümlerinde, kendisinin aslında Seçilmiş Kişi olmadığını iddia eden Neo’ya karşı çıkan Trinity, sürekli bunun mümkün olmadığını söyler, zira Neo’ya âşık olmuştur. Bu da demektir ki Neo, Mesih’tir. İlk filmin sonunda, bu serinin kötü karakteri/Şeytan’ı olan Ajan Smith tarafından öldürüldüğünde, Trinity Neo’yu öperek onu tekrar hayata döndüren Kutsal Ruh’u ona verir. Böylelikle Teslis (yani Trinity), onun öpücüğüyle, sevgisiyle çemberi tamamlanır.

Kahramana ihtiyacımız var mı?

Hıristiyan dünyasının bize pompaladığı bu kahraman mitine gerçekten ihtiyacımız olup olmadığı bana kalırsa en büyük tartışma noktası. Mesihvari bir ulu-kişiye bel bağlamak, dinin kulluk ve itaatkârlık denklemine bağlı olmayı gerektirirken, insanı da kolaycılığa itiyor. Bir kurtarıcının gelmesini beklemektense, kişilerin kendi manevi ve maddi güçlerini kendi içlerinde aramaları daha özgürleştirici bir dünya pratiği yaratıyor  bana kalırsa. Matrix’in sonunda, kötü Ajan Smith’i yenip dünyaya denge getirdikten sonra ölen Neo’nun ardından, Neo’nun geleceğini kehanet eden kahin, yine aynı saptamayı yapıyor: “Bir gün yine onu göreceğiz.” Mesih’i ya da İsa’yı yeniden görür müyüz bilmiyorum, ancak bu dinsel miti temcil pilavı gibi yeniden göreceğimizi gayet iyi hissedebiliyorum.

___________
Bu yazının ilk bölümü: Potter, Skywalker, Neo: Üçü bir arada – 1

, , , , , , , , , , , , , , , , ,