Şiddetin (herhangi bir) tarihçesi

Şiddetin (herhangi bir) tarihçesi

Pelin Doğan
13 Mart 2012

A History of Violence filmi Türkiye’de 2005 yılında gösterime Şiddetin Tarihçesi ismiyle girmişti. İngilizce’deki “herhangi bir” anlamına gelen “a” Türkçe’de kaybolunca seyircinin bu filmi şiddetin ilk ve tek tarihçesi sanabilme ihtimali doğmuştu. Oysa ki bu film şiddetin binlerce tarihçesinden yalnızca biri üzerinde duruyor ve “nedensiz” şiddeti sorguluyordu.

— Bu yazı, JJ KİM? kitabıyla ilgili sürpriz ayrıntıları ele veriyor —

Hakikaten, şiddet nedensiz olabilir miydi? Hiç sebep yokken birinin kafasını dağıtma isteği doğabilir miydi içimizde? JJ Kim?’i okurken de aklımda bu sorular oluştu. JJ ya da Alice veyahut Kate şiddet görmemişti ve kim olduğunu kitabın hemen başlarında öğreniyorduk; aslında kitabın sonunda öğreneceğiz ve şaşkınlıktan ağzımız açık kalacak diye beklerken. O halde geriye ne kalıyordu? Devam edecek ne vardı?

Şiddet deyince çoğumuzun aklına önce fiziksel şiddet geliyor ve sizi uyarayım JJ’in ya da Alice’in ya da Kate’in hikayesi bir iki can alıcı nokta dışında fiziksel şiddet içermiyor. Bize şiddetin başka türlüsünü gösteriyor ve yaşatıyor aslında: psikolojik şiddeti. Daha sonra da psikolojik şiddetin ister istemez fiziksel bir patlamaya yol açabileceği gerçeğinden ilerliyor. Aslında bunun da çoğumuz farkındayız. Öyleyse ne?

Ne’lerden bir tanesi insanın değişip değişemeyeceği sorunu. Bir insan kötüyse iyi olabilir mi ya da iyiyse kötü olabilir mi? Değişebilir mi? Bu soruya vereceğimiz cevap aslında hayata ve insanlara bakış açımızı belirleyen cevaptır fakat asıl sorun değişip değişemeyeceğimiz değil, başlangıçta ne olduğumuzdur. Buna vereceğimiz cevap da insanın özünde iyi olduğuysa o halde birinci soru da dolaylı yoldan cevaplanmış olacaktır.

Hayatta bir noktada kötü seçimler yapıp kötü davrandıysak bu bir sonrakinde aynı şekilde davranacağımız anlamına gelmez, çünkü insan olmak “hatalardan ders almak”tır biraz da. İnsan olmak iyiye şans vermektir. Eğer insanın özünde kötü olduğunu ve değişemeyeceğini düşünüyorsanız bu noktada insan olarak kendinize şans vermenizi öneririm.

Ne’lerden ikincisiyse “Suçlu kim?” sorusuna verilecek cevap. JJ, Alice ya da Kate bu hikayenin görünen suçlusu. Ama hikayenin derinine baktığımızda ona hak verebiliyoruz; sonra gözlerimizi kitaptaki diğer kişilere (karakter demiyorum) çeviriyoruz ve suçluyu arıyoruz. Gerçek bir suçlu var mı peki?

Yaşamını idame ettirmek ve kızına yetmek istediği için anneye kızabilir miyiz mesela? Ya da anne-babasının ilgisi Lucy’ye kaydı diye kıskançlık yapan Michelle’e? Hatta hakkında biraz daha bilgi sahibi olsak Bay Cottis’e bile hak vereceğiz neredeyse. Birilerine kızdığımız, onları suçlu bulduğumuz nokta nerede başlamalı, nerede bitmeli?

Bu daha uzun bir yazının konusu. O halde daha kısa cevabı olan bir soru: Asıl suçlu kim? Cevap vereyim, tek bir suçlu yok. Her şeyi biz hesapladık çünkü. Hiçbirimiz masum değiliz, çocuklarımız da değil, çünkü onlara öyle olmayı biz öğrettik, bize de anne babalarımız öğretti, ya da öğretildik.

Bir kısırdöngü kısacası. Birimiz ne kadar masumsak diğerimiz o kadar masum, birimiz ne kadar suçluysak diğerimiz o kadar suçluyuz çünkü sebeplerimizin sonucuyuz, sonuçlarımızın sebebiyiz. Hepimiz birbirimizi tetikleyen öğeyiz, ama suçlular seçip onları cezalandırırız çünkü vicdan azabı çekmeyi sevmeyiz.

Sorunda payımız olduğunu kabullenmek istemeyiz. Vicdanlı olanlarımız haklıyken hırslanıp geri dönüşü olmayan zararlara yol açmak yerine, kararlı bir “Hayır”la karşı gelseler içimizdeki kötüye, belki dünya farklı bir yer olacak fakat JJ’in, Alice’in ya da Kate’in zayıf noktası olan sevgi ve kabul görme açlığı ve arkadaşlık arayışı hep buna engel olacak belki de.

, , ,