M.T. Anderson: Bağlantı’yı nasıl ve neden yazdım?

M.T. Anderson: Bağlantı’yı nasıl ve neden yazdım?

ON8
22 Kasım 2011

Bu yazı, M.T. Anderson’ın kişisel web sitesinden alınıp çevrilmiş ve yazarın izniyle yayımlanmıştır. Yazar, kitabının Türkçede yayımlanmasından dolayı büyük mutluluk ve onur duyduğunu belirtmiştir.

Gençken, şirketlerin bana bir şeylere satmaya çalışırken yaptıkları sinirimi bozardı. Bence birçok genç için durum aynı. Her yerimizi çepeçevre saran reklamlar, TV dizileri ve filmler, ait olma içgüdümüze oynayarak bize üst sınıf bir hayata ait resimler gösteriyor. Bunlar hep, bizi kışkırtan ve rahatsız eden gizli mesajlarla yüklü: Bunu bir alırsan, ya da şunu, veya bunu sipariş edersen, çok havalı olacaksın ve herkes seni sevecek. Şu çocukların nasıl eğlendiklerine baksana? Arzulanmak istiyorsan, diğer insanların istediklerini istemen gerekiyor. Diğer insanların da istediği şey bu. Al bunu. Hemen al.

Şu bu cihazlar aracılığıyla artık birçoğumuz birbirimize bağlandığımız için, bu durum (yalnızca gençler için de değil) herkes için daha da yoğun bir hal aldı. Gözümün önünden geçip giden reklamları artık fark etmiyorum bile, onları o kadar benimsemişim ki… En sevdiğim dizilerin, öykü içine yedirilmiş gibi görünen ürün reklamlarından para aldığını bilmeme rağmen, onları da benimsedim.

Bağlantı’yı yazdığım 2001 tarihinde, elbette bu cihazlar henüz ortaya çıkmamış, pazarlama sistemleri, şimdi olduğu gibi karmaşık bir hal almamıştı. Ancak o zaman bile, iPhone ve Blackerry’nin bu kadar büyümesinden önce, geniş bir kurumsal iletişimden istifade ediyordum. İleride olmak istediğim kişiye dair düşlerim, geçmişte kim olduğuma dair algım, gelecekte ne olacağıma dair umudum; bunların hepsi çoktan etki altına girmişti ve belki de bende belli tipte bir müziği, belli tipte bir gömleği, belli tipte bir espriyi beğenmek zorundaymışım gibi belli belirsiz bir izlenim uyandıran reklam fotoğrafları, film görselleri ve prime-time’da yayınlanan TV programlarıyla; barlara doluşan yirmili yaşlardaki insanların, doğru birayı içtiğim için bana gülümseyen kızların, görüntülerin saatlerce gösterilmesiyle şekillenmişti.

Böylece, bu tip medya bağlantılarının ve sosyal ağ iletişimlerinin bizim dışımızda değil, içimizde meydana geldiği bir öykü oluşturmaya başladım. Ya bu cihazlara artık ihtiyaç duymuyorsak? Ya internet bizim içimizdeyse ve asla kopmuyorsa?

Gençken beni rahatsız eden “gençlere yönelik pazarlama” taktiklerine duyduğum nefretin belleğimdeki izleriyle ve elbette, şimdi bile bu arzu sistemine dahil olduğum bilinciyle yazdım bu kitabı. İleride olmam gereken şeyin resmi hâlâ gözümün önünden gitmez. (Bu yaşım için: bahçe çiti; çim; güneşe doğru havaya kaldırdığım kızım; cipime oturtup emniyet kemerini bağladığım bebeğim).

Yarattığım bu hiper pazarlama dünyasından sadece nefret emiş olsaydım, bu kitabı yazması (ya da okuması) bu kadar ilginç olmayabilirdi. Benim için rahatsızlığımın kilit noktası, bunlardan bazılarını hâlâ ne kadar sevdiğim ve ekrandaki adamlar gibi nasıl zinde olmayı; gülümseyen, güzel arkadaşlarla çevrili olmayı hâlâ istediğimdir. Emrimize amade olan teknoloji nimeti bilgi kaynaklarının (Project Gutenberg, İnternet Arşivi, ânında müzik ve film indirebilmek, bir sürü iftira atılmış da olsa Wikipedia) ne denli muazzam olduğunu ciddi bir şekilde düşünüyor olmam da buna dahil. Dünyayı, hayranlık uyandırıcı yeni bir entelektüel gözlükten görebilmek için tüm araçlar elimizin altında, ancak hepsinin ucunda bir ip var. Son yirmi yıldaki teknolojik gelişimin, sinemadaki sanatsal imkânları ne yönde devrimleştirdiğini bir düşünün; tıbbi deneylerdeki bilimsel süreçleri ya da hemen her alandaki gelişmeleri. Bizden önceki nesillerin sahip olamadığı bilgi ve güç, parmaklarımızın ucunda. Bu, sarhoşluk verici bir şey. Ben bir Luddite (endüstri devrimine karşı bir hareket) değilim. Alay ettiğim şey beni de ayartmamış olsaydı, bence kitaptaki hiciv bu kadar etkili olmazdı. Buna hayat veren şey, tereddüdün doğurduğu acıdır. Bu, kesinlikle cesur bir yeni dünya, ama bir bedeli de var.

İnsanlar, bana Bağlantı’nın gerçekleştiğini söylüyor (Kitapta andığım teknolojilerden bazıları, yakın zamanda denendi). Aslına bakarsanız, kitabı yazdığım sırada bunun yaşadığımız gerçeklik olduğunu zaten biliyordum.

Ben zaten reklamlarda düş görüyordum.

YAZARLAR İÇİN BİR NOT: Bağlantı, sonunun nereye varacağını bilmeden yazdığım bir kitap oldu. Kitabın içinde gezindim. Aslında ilk başta öykü olarak tasarlamıştım, ancak sonra çok uzayınca Candlewick’teki editörüm Liz Bicknell’e bunu bir kitap dosyası olarak sundum.

Çerçevesi olmadan bir roman yazmak çok karmaşık bir iş. Daha öykünün nerede gizlendiğini anlamak için bile, eksiksiz bir taslak yazmak durumunda kaldım. Örgüyü bulabilmek için daireler içinde dönüp dolandım. Sonra biraz geriye dönüp, öyküyü daha inandırıcı ve yönünü belli bir hale getirmek için birkaç kısmı attım. Yanlış hatırlamıyorsam, kitabın şimdiki haline gelmesi için elli kadar sayfa atmış olmalıyım.

Merak etmeyin. O sayfalarda özlenecek bir şey yok.

Yazarlar genelde metin üzerinde değişiklik yapmaktan nefret ederler. Bana göre, değişiklik yapmak zordur, ama insanı harika hissettirebilir. Yüzünüzde ya da ayağınızda çıkan devasa, dandik bir uru çekip atmak gibi. Birden çok daha özgür nefes aldığınızı ve daha rahat hareket ettiğinizi hissedersiniz.

Bıçaktan korkmayın.

M.T. (Tobin) Anderson

, , , ,