Drvenkar: “Çocuklar ve gençler daha aykırı”

Drvenkar: “Çocuklar ve gençler daha aykırı”

ON8
04 Temmuz 2012

Mayıs ayında çıkan kitabımız Onlardan Biri‘nin çevirmeni, pek sevgili Suzan Geridönmez’in, kitabın yazarı Zoran Drvenkar‘la yaptığı söyleyişiyi sizlerle paylaşıyoruz. Daha önce Radikal Kitap’ta da yer alan söyleşinin tamamı:

Soğuktan Korkmayan Tek Kuş adlı çocuk kitabından sonra, geçen günlerde Onlardan Biri adlı gençlik romanının Türkçesi yayımlandı. Kitaplarının çevrilmesi seni sevindiriyor mu ve anlattığın hikâyelerin başka dillerde nasıl işlediği üzerine düşünüyor musun?
Elbette çok seviniyorum. Ama hikâyenin nasıl işlediğini ve ritminin çeviriye yansıyıp yansımadığını da merak ediyorum. Bunu hiçbir zaman öngöremezsiniz, bu noktada topu çevirmene atıyor ve onun kitabımı sevmesi umuduna tutunuyorum. Çünkü çevirmen hikâyeyi sevmezse bunun çeviriye de yansıyacağını düşünüyorum. Dile duyulan sevgi, metne akmalı. Ve ben, bu sevginin var olduğunu umuyorum.

Onlardan Biri’nde kullandığın dil, gençlik jargonundan esinlenirken aynı zamanda edebi olarak çok güçlü. Yazarken gençlerin nasıl konuştuğuna mı dikkat ettin, yoksa kalemini içinden geldiği gibi mi bıraktın?
Esinlenmekten hoşlanan biri değilim. Ben karakterlerimin yanında duran, onları ciddiye alan, hatalarına ve tarzlarına saygı duyan biriyim. Karakterlerim sırıtır, kanar, sever, nefret eder, yanılır, hata yaparlar; aslında tek dertleri, benim onlara yazar olarak sunduğum hayatın üstesinden gelebilmek. Karakterlerimin, bugünden ve güncellikten bağımsız, kendine has sesleri var. Onlar karakter ve karakterler ülkesinde, oldukları gibi yaşarlar. Sahici bir şekilde, ki ben daima öyle olmasını umuyorum. Yazarların okurlarından esinlenmelerini ve onlar için yazmalarını bile itici bulmuşumdur hep. Bu, bana göre değil. Okurun bir karakterin sahiciliğini, düşüncelerinin özgünlüğünü ve yazarın sık sık kapıldığı kaosu hissetmesini istiyorum. Çünkü kaos olmasaydı benim için yazmak da olmazdı. Önce kaos vardır, sonra ona bir düzen getiririm ve onu okunmaya değer kılmak için çalışırım. Okur kaosu başta çözemese de, ondan hoşlanmasa da, ona kaosun arkasında keşfedilmek isteyen bir şeyler olduğunu hissettirmekten geri durmam. Ki keşfedilecek olan yalnızca hikâye değil, arkasındaki kişidir − karakterlerimdir.

“Kahramanlarımı yazarken keşfediyorum ve karakterlerimin beni sürüklemesine izin veriyorum,” ifadesini edebiyat verimin için sıkça kullanıyorsun. Oysa Onlardan Biri’nin başkahramanları Cengiz ve Bukle, onları çok yakından tanıyormuşsun izlenimi veriyor. Bunun sırrı nedir?
Çünkü onları iyi tanıyorum. Çünkü onlarla bir yıl geçirdim. Çünkü onlara soluk aldırdım ve onlarla birlikte bu hikâyeyi yaşadım. Onların dostu ve düşmanı, sonunda da yargıcı oldum. Yazar karakterlerine o kadar yaklaşmalıdır ki, gerçek hayatta içlerinden biriyle karşılaştığında şaşırmamalı. Kaçmak olmaz. Bu nedenle karakterlere adil ve hakça davranmak çok önemli, çünkü onlarla ters düşmek istemezsin. Onlardan her şey beklenir, Berlin’deyse çok fazla karanlık sokak var.

Bir yanda tüm yelpazesiyle şiddet: çete savaşları, makineli tüfekler, döven babalar, intihara teşebbüs eden anneler, tecavüz. Öte yandan dostluğa ve huzura olan özlem. Her ikisini böylesine inandırıcı bir şekilde iç içe geçirmeyi nasıl başardın?
Yüreğimde bir kahraman da var bir korkak da; bir savaşçı da var, barış için her şeyi yapmaya hazır biri de. İçimdeki tüm bu özellikler karıştırılıp pişirildiğindeyse ortaya huzur isteyen bir tip çıkıyor; dünyada olup bitenleri anlamayan, ama durumu düzeltmek için elinden geleni ardına koymayacak biri. Ne var ki, bu tip zaman içinde dünyanın düzelmek gibi bir derdi olmadığını öğrendi. Ve bu mücadelenin anlamsızlığını. Bu onu yordu, artık tek istediği rahatsız edilmeden yazmak, çünkü o yazarak dünyanın dengesizliğini birazcık düzeltebilmeyi umuyor. Hikâyenin inandırıcı olması, benim ona inanmam ve bunu okura hissettirmem basit gerçeğine dayanıyor büyük ihtimalle.

Onlardan Biri ikinci tekil şahısla yazdığın ilk kitap. Az rastlanan bu anlatım biçimi okuru doğrudan olayların içine çekiyor ve kahramanlarının iç dünyasına nüfuz etmelerini sağlıyor. Aradığın sonuç bu muydu?
Amacım tam da buydu. Her şeyi denedim. Birinci tekil şahsı, üçüncü tekil şahsı. Sonuçta her yazarın hayali, okura, onun artık kurguyu gerçekten ayırt edemeyeceği kadar yaklaşmaktır. Okurun karakterlerimin soluk almasını duyumsamalarını istiyorum. İkinci tekil şahıs, buna giden yeni yol benim için. Okuru karaktere dönüştürüyor ve ona kendisini nasıl hissettiğini, neler olup bittiğini, düşüncelerinin neye benzediğini anlatıyorum. Onu iyilerden biri de yapıyorum, kötülerden biri de. Bazen bu can da acıtabiliyor, ama yazmanın amaçlarından biri de bu –olabildiğince yaklaşmak ve geri adım atmamak.

Roman sert içeriğine rağmen Almanya ’da gençler ve genç yetişkinler tarafından çok iyi karşılanmakla kalmadı, öğretmenler tarafından da derslerde işleniyor…
Sanırım, şiddete, aykırı karakterlere rağmen, asıl meselenin yaşama karşı duyulan sevgi olduğunu anlıyorlar. Yakınlık, arkadaşlık, dürüstlük. Ayrıca, yazarın kendini pazarlamaya çalışan ve hızla birkaç avro kazanmak isteyen biri olmadığı, tersine hikâyesine inandığını ve bir şeyler anlatmak istediğini de görüyorlar bana kalırsa. Ne anlatmak istediğimi ben de tam bilmiyorum, zaten arkasındaki anlamı aramak daha çok okurun işi. Kitabımda sağa sola mesaj yollamıyorum, burada bir yaşam var, kan ve gözyaşı akıyor. Elbette sırıtılıyor da. Arada sırada nabız yükselip tekrar alçalıyor. Yeri geldiğinde tüyleri diken diken eden gerilim de giriyor işin içine. Belki de tüm bunlar öğretmenlerin de bu kitapla çalışmak istemelerine yol açıyor.

Kitap, 2002’de gençler için en iyi polisiye seçilerek Hansjörg-Martin Ödülü’nü kazandı. Ödüllerin senin için nasıl bir anlamı var?
Çok büyük bir anlamı yok. Özellikle de parayla birlikte geldiklerinde bir sevince dönüşüyorlar, ama yazmamı belirleyen ya da kamçılayan bir işlev taşımıyorlar. Ödüller mutluluğun Rus ruleti. Büyük çoğunlukla kurşun başkasına gelir, sonra, günün birinde güneş seni aydınlatır, kurşun sana doğru uçarken cesaretle gülümsemek ve ödülü karşılamak zorunda kalırsın; ama bu arada aynı kurşunun çoğunlukla başkasını vurduğunu da unutmaman gerekir.

Çok yönlü bir yazarsın ve yetişkinler için roman ve şiir yazmanın yanında çocuk ve gençlere dönük verimini de sürdürüyorsun. Genç kahramanlar ve genç okurlarda seni cezbeden nedir?
Gençler hakkında bir fikrim yok, çocuklara da yabancıyım, onlara yalnızca hikâyelerimde yer verdiğimde yaklaşıyorum. Gençlik insanın kanında ve yazınında olmalı, kendi kafandaki karakterleri merak etmelisin. O karakterlerin söyleyeceği bir şeyi varsa, yazmalısın, yoksa çeneni tutman daha iyi. Son yıllarda çocuk ve gençler hakkında çok yazdım, çünkü onları daha aykırı ve esprili buluyorum. Yetişkinlerden daha fazla şeye hazır olduklarına inandığım için bir süreliğine benim konum haline geldiler. Bu zaman zaman tekrarlanıyor ve doksanıma da gelsem son bulmayacak.

, , , , , , , , , ,