YÖK daha neler!

YÖK daha neler!

Funda Demir
12 Kasım 2012

Üniversiteye girmeden önce kendime söz vermiştim: Yapılan ilk YÖK protestosuna katılacaktım. Çünkü meslek lisesi mezunuydum. Liseye başladığım yıl sınav sistemi değişmiş, katsayı uygulaması getirilmişti. Hayallerim vardı. Önümdeki tek engel YÖK’ün kurallarıydı. Bana sormadan benim geleceğimle ilgili hüküm verilmişti. Meslek Yüksek Okulu’ndan başka bir yeri tercih edemezdim. Bununla yetinmeliydim. Ama ben hayallerimi gerçekleştirmek istiyordum. ‘Sanat Tarihi’ okurdum, belki ‘Edebiyat’. Puanım da fazlasıyla yetiyor, ama giremiyorum. Düşünsenize yaşadığım çıkmazı.

O gün Beyazıt Meydanı’nı dolduran ve kıyafetleriyle bilimkurgu filmlerinden fırlamış karakterlere benzeyen polisleri görünce tırsmadım desem yalan olur. Ama yanımda arkadaşlarım da var ya, korktuğumu söylemek ayıpmış gibi hissediyorum. “Aman ne var ki! Yapacağımız şey belli, haklı taleplerimizi dile getireceğiz. Benim hakkım göz göre göre yenmiş; öyle böyle değil, geleceğim elden gidiyor, daha ötesi var mı? Protestomuzu edip okulumuza geri döneceğiz. Taş çatlasa yarım saat sürer,” diye rahatlatıyorum kendimi.

Ama daha ne olduğunu anlamadan, “YÖK’E HAYIR” bile diyemeden bir gürültüdür kopuyor ve her yanı saran bir sis yığınının içinde buluyorum kendimi. Nefes alsan alınmıyor, gözünü açmak imkânsız. Ben durmuş koşturan kalabalığa bakarken, birisi beni çekiyor ve beraber koşuyoruz. Yolu Beyazıt’a düşen herkes; nişan alışverişçileri, seyyar satıcılar, durakta otobüs bekleyenler, çocuklar, yaşlılar, protestodan bihaber öğrenciler, herkes biber gazından nasibine düşeni soluyor. Protestoya katılmakla katılmamak arasındaki ince çizgi orada kayboluyor benim için. Beyazıt’ta okuyorsan biber gazı solumaya alışıyorsun zamanla. Ara sokaklarda bir esnaf, “Gel kızım, otur şöyle. Al şu limonu yüzüne sür bakalım, ama sakın su sürme yanar,” diyor sakince. O kadar alışmış ki duruma, şaşırıyorum. Kapısının önüne çıkardığı alçak taburelere oturuyoruz. Arkadaşımın ayakkabısının teki fırlamış, garibim bir de yalınayak koşmuş. Amca içeriden plastik terliklerden getirip giydiriyor, bizi uğurlarken de “Dikkatli olun çocuklar,” demeyi de ihmal etmiyor. Güçbela okulumuza vardığımızda meydanda hâlâ keskin bir koku, yerlerde yırtılmış karton dövizler, yağan yağmurla birlikte boyası kaldırıma bulaşmış bir pankart, düşürülen atkı ve bereler var. Gün boyu konuştuğumuz tek şey; “İyi de, daha protestoya başlamamıştık bile…”

YÖK’le imtihanım burada bitmedi tabii. Protesto ettim diye hakkımda soruşturma açtılar. Sabah dersime giren hocamı öğleden sonra polis yapıp ifademi aldırttılar. Uzaklaştırma cezası çıktı. El mi yaman bey mi yaman dedim, gittim idare mahkemesinde dava açtım. “Eğitim bir haktır ve engellenemez,” dedi mahkeme ve cezam geri çekildi. Biter mi? Asıl sonra neler duydum, neler öğrendim bu sayede. ‘İdeolojik halay’ diye bir tür varmış mesela, ama bizim haberimiz yokmuş. Ola ki halayın ideolojik olanını çekersen yine soruşturma açarlarmış. Sonra “solcu öğrencilerle” arkadaşlık edersen de YÖK seni sevmez ve yine cezalandırırmış. Okulda bağlama ya da gitar çalarken de gözükmeye gör. Şiir dinletisi mi yaptın, yandın. Hem memleketin gündeminden sana ne! “Koyun gibi takıl!” der, aba altından sopa gösterirken. Yemekhaneye zam gelir, yurtlara zam gelir; “N’oluyor be!” dersin, YÖK yine tepende biter. “Sevgiliyle mi gezelim, ev kirası mı ödeyelim, yemeğe mi yetişelim. Zaten kıt kanaat geçiniyoruz, evden gelen para iki günde bitiyor, bu zamlar da nereden çıktı?” dersin, YÖK tüm haşmetiyle karşına dikiliverir. “Üniversiteye geldik, bir öğrenci şenliği yok mu!” dersin, alacağın yanıt bellidir. “YÖK çocuğum, ısrar etme bak, şimdi soruşturma geliyor haa!….” Bilimsellikten uzaklaşan, düşünmeyen, üretmeyen, baskıcı yerlere çevirir üniversiteyi. Korkutarak susturur. Üç kuruşun hesabını yapmayın der, üçler beşler çarpımı alır başını gider. Kuşaklar değişse de talepler değişmez. “Parasız, eşit, bilimsel ve anadilde eğitim.” Ara ara soruşturma yetmez, kaba kuvvet kullanır. Kafanı kırınca içini değiştirebileceğini düşünür çünkü YÖK kafası.

Benim 2002 yılında yaşadığım olayın aynısı, on yıl sonra 6 Kasım 2012’de Ege Üniversitesi’nde yaşandı. YÖK’ün kuruluş yıldönümünde protesto yürüyüşü düzenlemek isteyen öğrencilere polis saldırdı. Çok sayıda öğrenci yaralandı, en az 58 öğrenci gözaltına alındı. Üstelik bu sefer biber gazının yanında TOMA ve plastik mermi de kullanılmış. Gelişmekte üstümüze yok, en yeni teknolojiler mevcut. Bravo on numara beş yıldız… da söyleyin bana kim daha cesur? Sahi kim samimiyetle soracak; bu gençler onca yıldır ne istiyor? Neyin dayağını yiyor?

Görsel: ekolay.net

 

, , , , ,
Share
Share