Yılbaşı neyin başı?

Yılbaşı neyin başı?

SEVİN OKYAY
Zamanlı Zamansız - 02 Ocak 2016

Siz bu yazıyı okuduğunuzda, her şey bitmiş olacak. Yılbaşı geçecek, bir günlük tatil dışında normal hayatımıza döneceğiz. Piyangonun bize vurmadığı anlaşılacak, aileler içinde onu paylaşmak yüzünden çıkmış olan tartışmalar bir yıllığına tarihe gömülecek. Yeni yılın Aralık ayına kadar, insanlar “Elli beş milyonum olsa ne yapardım?” hayallerini bir yana bırakıp, sayısal ve sair şans oyunlarının daha mütevazı kazançlarına göre hayaller kuracak.

Uzun lafın kısası, yılbaşının telaşı, stresi, masrafı, her şeyi geride kaldı. Böyle günler insanı ruh hastası etmek için birebirdir. Ayrıca, eğlenmek zorunda olmak da coşkuyu hayli törpüler. Dedik ya, hepsi geçti şükür. Peki, geriye ne kaldı? Dışarı çıktıysanız, hele biraz da içtiyseniz, karışık hatıralar belki. Bir de, yeni yılda yapılması gerekenlere ilişkin kararlar.

Kararları biraz sonraya bırakalım da, yılbaşını nasıl geçirdiğinize gelelim. Yıllar önce katkıda bulunmakla en iftihar ettiğim yayınlardan biri olan Ne Nerede’de, çok sevdiğim bir arkadaş grubuyla çalışırken, yılbaşı sayfaları yapardık. Yani, yurtdışında böyle böyle şeyler varmış, şehirde şöyle mekânlar mevcutmuş dedikten sonra işi genellikle “demek evde oturuyorsunuz, biz de”ye bağlardık. Eh, aslında en umut verici plandır, basbayağı hoşça vakit geçirme imkânı vardır. Ben daimi konuğum olan babam (Mehmet Atak) ve Cevcev’le otururum yıllardır, onlar bana gelir, babam yemek yapar. Bu yıl biraz rahatsızdı, ben onlara gidecektim ama kardan korktum. Komik bir şekilde de tek başıma uyumadan oturdum. Oysa normalde sabahın 3’üne, 4’üne kadar otururken, yılbaşı gecesi deyince saat 11’de uykum gelir. Ya hayatın tadı kalmadı, ya da bizde iş kalmadı. Gerçi eskiden biz de dolaşırdık ama, zaten her akşam gezen takımından olduğumuz için, fiyatlar dışında, yılbaşının bir farkı olmazdı.

Gene de, hoş bir heyecanı var. Hiçbir şey olmasa dışarı çıkar, meyveler, kuru yemişler falan alırsın. Hindi olmasa da onun yerine geçecek bir kümes hayvanı edinirsin, pilava fıstık-üzüm koyarsın. Başka zamanlarda satın alırken en azından “alsam mı?” diye düşüneceğin şeyleri yılda bir seferliğine vicdan azabı çekmeden alabilmek de cabası. Ben bu yıl son ayın son gününde yarım hindi peşine düşüp heyecan yaşadım. Hikmet-i hüda, her yerde tükenmiş. Halk kardan korkup evde oturduğu için mi acaba?

Sonunda mezeci ile kuru yemişçi ziyaretleriyle yetindik, hatta onlara bile kendim gitmedim. Ama Siirt fıstığı ile cevizli sucuk alışverişleri içimi ferahlattı. İki gündür de kar yağıyordu ki, kar meselesi yılbaşı öncesi genelde en büyük kaygıyı oluşturur. Kazık kadar insanlar gelip müneccimmişsin gibi, hevesle sana sorar: “Bu yıl kar yağar mı abla?” Eh, bu yıl yağdı. Pencereye konan mini mini kuşun acıklı halini unutmasam ve evsiz aşsız insanları aklımdan çıkaramasam bile gene de hoşuma gitti, ne yalan söyleyeyim. Neyse ki bahçe kedilerinin mamalarını ihmal etmedik. Soğuğa karşı daha iyi direnmelerini sağlıyor. İçine sığınabilecekleri evcikler de var.

Yeniden yılbaşı kararlarına dönecek olursak, bu kararları hep şüpheyle karşılarım. Bana, örneğin rejime başlamak için Pazartesi gününü bekleyenleri hatırlatıyorlar. Ki, o rejimlerin Cuma gününü bulduğu da pek görülmemiştir. Bir şeyi sahiden yapmak istiyorsanız eğer, niye haftanın başını ya da yılbaşını bekleyesiniz ki? Karar verdiğiniz anda yapmaya başlarsınız, hiç değilse bir girişimde bulunursunuz. Ayrıca, “yeni yıl”ın yeniliği de şüphe götürür. Takvimler, ajandalar ve belki bir miktar zam dışında, bunca yıldır bir yeniliğini görmedik. İşyerlerinin aldığı yeni yıl kararlarının ise, çalışanların hayrına olduğu pek görülmemiştir.

Ya bizim kararlarımız? Sağlığa ilişkin kararlar mıdır? Sigarayı bırakacağım, içkiyi bırakacağım, rejime başlayacağım, sabahları koşacağım, vesaire. Ya da işe ilişkin, kişisel başarıya endeksli kararlar. Belki müşfik ruhlar, yakınlarına, ailelerine, eşe dosta, hatta belki mesai arkadaşlarına daha iyi davranma kararı alsam mı diye de düşünüyordur. Belki de en iyisi yapmak istediğimiz küçük şeyleri gerçekleştirmek için (bir küçük iyilik, bir küçük “aldırıyorum” anıtı, bir “yalnız değilsin” mesajı, bir kedi-köpek, bir kuş, bir bitki; kısacası, kendi dışımızdaki canlılarla minik bir bağ kurma işleri) “yılbaşı” disiplininden medet umarız. Hep düşünüp yapmadığımız şeyler için, ender de olsa, “yılbaşı”nın kesinliği yararlı olur belki. Herkes için hayırlı kararlar... Yerine getiremezseniz de, olsun varsın! Moral bozmak gibi olmasın ama nasılsa on gün sonra yılbaşını da kimse hatırlamayacak.

 

, ,