Tutunamayanlar var mıydı?

Tutunamayanlar var mıydı?

Vera Kılıçarslan
27 Eylül 2011

Bu sene Sahaf Festivali Taksim’de, TRT’nin yanında idi. İçine düşülmüş notlarla (misal, “Sevgiyle kal, Zuhal”), biraz tozla, bir tutam da kokuyla bir sürü kitap… ve festivale gelen kitaba sevdalanmış insanlar…

Ama ben bu güzellikleri yazmayacağım, zaten kelamım da bunca hoşbeşliğe yetmez… Benim bahsetmek istediklerim:
OKUYANCANLAR!

Rakamcılar, etiketçiler, kılıkçılar desem ben de yaftalamış olacağım; o yüzden:
NEYİN KAFASINDAKİLER diyeceğim…

Bir sahaf dost, ki ne güzel dosttur, yakınmıyor da içleniyor:

“‘Tutunamaağanlaaar vaağğr mı?’ diye gelenler oluyor,” diyor.
“‘Kalmadı,’ diyorum, ama aslında, ‘Sana yok!’ demek istiyorum.”
“Sana yok, sen de okumayıver, ağzında sözcükleri geviş getireceğine, ‘Çok kalın bir kitaptı, ondan okumadım,’ de, ‘Bekletiyorum, sonra okuyacağım,’ de, ‘Oğuz Atay’ın başka kitaplarını oku, bence çok daha hoş böylesi.’”

Hayır yanlış anlamayın lütfen, kimse Tutunamayanlar’ı okumasın ya da çok “nezih” bir kesim okusun değil, demek istediğim. Bahsettiğim şey de sadece Tutunamayanlar için geçerli değil. Ben sadece bir şeylerin böyle eğreti olmasından şikâyetçiyim…

Ve bir de KİTAPLARA PATATES MUAMELESİ yapılmasından şikâyetçiyim.

Ensemde insan sesleri…

“Kitaplar ne kadar?”

Şaklıyor…

Sanırsınız ki kitaplar kiloyla alınıp satılır ya da beş sayfa bir liradan fiyatları hesaplanır… Patates, domates muamelesi yaptığımız kitaplar üzerinden, yetmiyor bir de manavda yapmadığımız pazarlığı yapıyoruz…

Kitaplara bir etiket iliştirmek, bir sayıyla bu kadar edersincilik yapmak… “Tamam fiyat koymak durumundayım da, Camus’yle İclal Aydın’ı da aynı fiyata veremem,” diyor bir diğer güzel insan…

Ben mi? Savaş ve Barış’ı 20 dakikada okumayı başardım. “Olay Rusya’da geçiyor,” diyen Woody Allen’ı düşünüyorum. Sen hem klâsik oku, hem maratoncu gibi oku, hem de üstüne söz eyle…

Okuyancanlar’ın felsefesi bu söz olmalı, ne yazık ki ironiyi gözden kaçırmışlar…

, ,