Tutukluluk halinin devamına…

Tutukluluk halinin devamına…

Olcay Mağden
29 Aralık 2011

Bir silah patlar, biri yaşamın en basit gerçeğiyle, ölümle tanışır, biri vicdanının sesiyle baş başa hayatta kalır. Bir silah patlar, biri maktul olur, biri katil. Aynı kökten doğup zıt kutuplara giden iki kelime, tıpkı büyüdükçe farklılaşan ikizler gibi. Maktul, cesetleşip tebeşirini bekler, etrafını çizsin diye; sonra da teneşirine gider, yıkanıp paklansın diye. Son görevi bundan ibaret olan bir bedenden başka bir şey değildir artık. Katilse, bazen zekâsızlığından, bazen şanssızlığından, bazen desteksizliğinden, bazen de pervasızlığından yakalanır. İşbu anda her şey matematiksel seyrindedir. Basit bir denklemin tüm bilinmeyenleri açığa çıkmıştır. Problem çözülmüş, eşittir işaretinin karşısında bir rakam belirmiş, soru, dosyasıyla birlikte rafa kalkmıştır. Ancak katil bazen ne o kadar aptal, ne o kadar bahtsız, ne o kadar yalnız, ne de o kadar korkusuzdur. Bu sahnede, maktulün naaşı ve dosyayı rafa kaldırmak için çalışan bir grup polisten başkası yoktur. İşbu anda olay karmaşıklaşır, hesaplanabilirliğin huzurlu varlığı, matematiğin rahatlatıcılığı, yerini insan ilişkilerinin çetrefiline bırakır. Devreye hukuk girer, bürokrasi, egolar, yanılsamalar ve politika girer; siyaset, işin içine hoşgörüsüzlükleri, önyargıları, mutlak hâkimiyeti sokar. Ve işte tam o anda her gün uğradığınız bakkal, arada bir hastalandığınızda gittiğiniz eczane ya da küçükken ayaklarınız yere değmeden sallandığınız, büyüdüğünüzde kulaklığınızdan ruhunuza akan hoş bir müzik eşliğinde kitap okuduğunuz park, bir olay yerine dönüşebilir. Bir anda o bildiğiniz yerler, üzerinde “Polis Olay Yeri Girilmez” yazan sarı bir bantla çevrilebilir. Tıpkı Canavar kitabının kahramanı Steve Harmon’ın başına geldiği gibi. Ya da işte o aynı anda taktığınız bir aksesuar sizi belirli bir terör örgütünün mensubu yapabilir, elinize bir molotof kokteyli sıkıştırıp, çevredeki bir markete attırabilir. Sonra biri çıkıp, “İşte bu, işte bu yaptı!” diyebilir. Tıpkı Galatasaray Üniversitesi Endüstri Mühendisliği öğrencisi Cihan Kırmızıgül’ün başına geldiği gibi. Biri kurgu, biri gerçek…

Steve’le, Canavar kitabı sayesinde tanıştım. Harlem’de yaşayan, kendi halinde, sinema meraklısı, sakin bir genç. Afroamerikan, beyaz renkli “rüyalar ülkesi”nde bir Siyah. Bir gün bu rüya, Steve için bir kâbusa dönüşür. Bir soygun planlanır, birileri bir dükkâna girer, bir silah patlar, ısınmalar, genleşmeler, takip eden hızlanmalar. Tüm fizik unsurları el ele verip bir mermiyi A noktasındaki silahtan B noktasındaki insan bedenine saplar. Bir katil, bir maktul. Katilin kaçtığı, matematiğin ortamı terk ettiği ikinci ihtimal vuku bulur. Biri çıkıp, “İşte bu, işte bu yaptı!” der, bu durum birilerinin işine gelir. Steve’in hayatı parçalanır, ruhuna tecavüz edilir, suçsuzluğu hukukun en temel karinesinin aksine, kanıtlanmak üzere yerlerde sürünür, oysa “Suçu ispatlanana kadar herkes masumdur!”

Cihan’ı tanımam, müthiş bir okulun soğuk koridorlarını farklı anlarda arşınladık sadece ve o müthiş okula sırtımızı verip, harika bir manzaraya, farklı insanlarla birlikte baktık. Ben onunla ne yazık ki haberlerde tanıştım. Onu, altında birçoğunun dersine girdiğim hocalarımın imzası olan basın bildirgesi sayesinde daha iyi tanıdım. Cihan, Galatasaray Üniversitesi Endüstri Mühendisliği öğrencisi bir gençtir. Bir gün hayat Cihan için de kâbusa dönüşür. Bir market seçilir; biraz benzin, biraz cam şişe, biraz gazlı bez bulunur; basit bir molotof kokteyli hazırlanır, belli bir amaca hizmet için bir saldırı yapılır. Birilerini suçlamak gerekir, kamuoyunu sakinleştirmek. Tam da o sırada biri çıkıp, “İşte bu, işte bu yaptı!” der, bu durum birilerinin işine gelir. Cihan henüz poşu takmanın bir suç olduğunu, poşu takan birinin otomatikman molotof kokteyli de attığını bilmemektedir. Birbirini tutmayan beyanların, şüphe yaratan açıklamaların geçerli sayıldığı bir hukuk sistemine boyun eğmek zorunda olduğunu da, oysa “Şüphe sanık lehine yorumlanır.”

Steve kurgu, Cihan gerçek…

Cihan’ın şu anda ne yaptığını bilmiyorum, kimlerin tacizine maruz kaldığını, neler hissettiğini, ailesinin ne durumda olduğunu, hiçbirini bilmiyorum, bilmiyoruz. Ancak Steve’in hikâyesini anlatan Canavar bize yardımcı olabilir. Empati kurabilmemiz için, anlamamız, haksızlığı görebilmemiz için. Bir gerçeği aydınlatmak, durumun vahametini ortaya çıkarmak için bir kurgudan faydalanabiliriz. Steve, kitapta başına gelenleri bir film senaryosuymuş gibi anlatıyor, kim bilir belki Cihan’ın başına gelenler de kardeşi Serhat’ın dediği gibi bir “tiyatro oyunu”ndan ibarettir.

Canavar, Walter Dean Myers
Türkçesi: Bahadır Argönül
ISBN: 978-9944-717-98-4
Yayın tarihi: Ocak 2012

 

, , , , ,