Suretler âleminde bir tuhaf yolculuk

Suretler âleminde bir tuhaf yolculuk

Canan Topaloğlu
20 Şubat 2013

Herkese dair bir ilk izlenimimiz vardır, değil mi? Bir insanla ilk karşılaşmamızda, bakışından, duruşundan, sesinin renginden, seçtiği kelimelerden, bu kelimeleri sıralayışından ve daha onlarca şeyden bir bulamaç yapar, kısacık bir sürede bir insan yaratırız kafamızda. İlk izlenim genelde yanıltmaz ama sunulan benliğin ardında kımıl kımıl bekleşen “öteki ben”leri hafife almamak gerekir. Onlar bazen su yüzüne çıkar, bazen de sessizce yerinde bekler. Oyuncu seçimi yapan casting direktörleri ve asistanları, meslek yaşamlarında işte tüm bu benliklerle uğraşır dururlar. Peki nasıl icra edilir bu meslek?

Reklam filmlerine, dizilere, sinema filmlerine oyuncu seçme süreci, reklam ajansını, yapımcıyı, rejiyi, yönetmeni, oyuncuyu ve daha bir dolu insanı memnun etme ve onların hayallerini gerçek kılma mücadelesidir. Siz de dahil olmak üzere tüm ekibin elinde bir senaryo vardır. Bu senaryodaki karakterler onu okuyan herkesin hayalinde ayrı ayrı can bulur. Size düşen görev ise, hayalleri ortak bir müşterekte buluşturmak ve sonra da bu hayalin kanlı canlı halini bulmak ya da oyuncunun içinden söke söke çıkarmaktır.

Peşinden koştuğunuz hayali, oyuncu ajanslarında, ajanslara kayıtlı olmayan oyuncular arasında, tiyatro sahnelerinde, sokaklarda ararsınız. Diyelim ki “Şirin” adlı bir karakteriniz var. İçe kapanık, dışarıdan durgun gözüken ama içinde fırtınalar kopan, çok güzel olmayan ama çok da çirkin olmayan, iyi eğitim almamış ama hayatın bilgeleştirdiği, 20 yaşlarında, orta boylu, kumral Şirin. “Nerelerdesin?” diye diye düşersiniz Şirin’in peşine. Fotoğraflara bakarsınız, videolar izlersiniz, zihin arşivinizi tararsınız. Şirin’i doğuracak birini ararsınız. Arama tarama sürecini tamamlayınca sıra ikinci aşamada. Şirin adaylarıyla buluşma.

Bir odada baş başa

Adaylarla buluşmanın iki türü var. Birincisi, “ünlü” adaylarla buluşma. Bunlar daha ziyade tanışma (ya da yeniden karşılaşma), karakter üstüne tartışma ve yapımcının, yönetmenin, oyuncunun beklentilerini masaya yatırma amaçlı buluşmalardır. Ama asıl can pazarı, tekinsiz araziye çıktığınız, tanımadığınız bilmediğiniz oyuncularla yaptığınız deneme çekimlerinde yaşanır. Her şey o odada, çekim odasında olup biter. Oyuncuların çoğu bir deneme çekiminden diğerine koşmaktan usanmıştır. Bu mütemadi “sınav” hali ruhlarını ve bedenlerini hırpalamıştır. Ama hâlâ vazgeçmemiştir ki, sizin yanınızda bu odadadır.

Deneme çekiminde türlü çeşitli duygular birbirine dolanır. Bir yandan siz onlara bir umut vaadediyorsunuzdur; beyaz perdede ya da beyaz camda var olma umudu. O yüzden sizi önemser, verdiğiniz oyunları dinler, onların içinden Şirin’i çıkarmaya çalışırken sizinle işbirliğine girerler. Bir yandan da, oyuncu ya da yönetmen olmadığınız için, oyunculuğun ruhundan ve tekniklerinden anlamadığınızı, eninde sonunda götü boklu bir casting asistanı olduğunuzu düşünerek sizi küçümser ve sizinle içten içe “sen ne anlarsın” hissiyatının hakim olduğu bir güç savaşına girerler. Deneme çekimleri yaptığınız günler, haftalar, bazen aylar boyunca o Şirin’i bulmaya çalışırsınız ve odada baş başa kaldığınız insanların içindeki Şirin’i yerinden oynatıp kameranın görebileceği bir hale getirmeye çalışırsınız. Tebrikler, artık içinize sinen nurtopu gibi Şirin adaylarınız var. Sıra üçüncü aşamada. Rejiye, yönetmene, yapımcıya, ajansa adaylarınızı sunma.

Olmuyor, olmuyor, olmuyor!

Hani bir sürü adayınız vardı ya, Şirin’inize kavuştuğunuzu sanmıştınız ya, bazen tüm vuslata erme hayallerinizin bir yanılgıdan ibaret olduğunu keşfedersiniz. Yönetmen bir gece yarısı çıldırır: “Olmuyor, olmuyor, olmuyor!”. Yapımcı bir pazar günü sandalyesinden fırlar: “Olmuyor, olmuyor, olmuyor!”. Ajans yetkilisi toplantıda esip gürler: “Olmuyor, olmuyor, olmuyor!”. Bu işin en zor kısmı budur işte. Yönetmenin kafasını açıp o resmi görememek, yapımcıyla göze göz-dişe diş giriştiğiniz bütçe savaşlarında “bu kadar bütçeyle o Şirin’i sete getiremeyeceğinizi” anlatmaya çalışmak. Yeni adaylar bulursunuz, son dakika golleri atıp biraz daha bütçe koparırsınız, toplantılar toplantıları izler ve gün gelir sular durulur, her cast bir gün biter.

Tuhaf bir yolculuğun sonuna geldik mi, yoksa gelmedik mi?

Her cast bir gün biter ve ardından bir gün bitecek yeni bir cast başlar. Bu işi yapmaya istekliyseniz, bir parçanızı suretler âleminde yaşamak üzere oraya bırakmanız gerekeceğini aklınızdan çıkarmayın, derim ben. Evet, her meslek, layıkıyla icra edilecekse, bir şeylere gömülmeyi ve adanmayı gerektirir tabii ki. Ama günde onlarca, bazen yüzlerce insanda belli bir insanı aradığınızda,  dostunuzla sohbet ederken onda başka birini görmeye, yolda izde seyahat ederken herkesi potansiyel Şirin gözüyle arsız arsız incelemeye, rüyalarınızda sonu gelmez deneme çekimleri yapmaya ve yine rüyalarınızda kesik başlar gibi art arda sıralanan portrelerin resmi geçidini izlemeye başlayabiliyorsunuz. İşin bu yönü, kimisinin kendini işe adamak, kimisinin de “mesleki deformasyon”dediği şeye tekabül ediyor. Size göre hangisinin doğru olduğunu ancak siz bilebilirsiniz.

Sosyalleşmek sizin için nefes alıp vermek gibi bir şeyse, iletişim becerileriniz kuvvetliyse, yüzlerce ve binlerce insanla tanışma ve o insanların hayatına bir yerinden dokunma fırsatı bulabileceğiniz bu işi sever ve zevkle yaparsınız. Yukarıda anlattığım savaşlar gözünüzü korkutmasın. Proje süresince doğru insanı bulmaya çalışmanın gerginliğiyle birbirine kılıç çeken taraflar, iş bitince sarmaş dolaş oluveriyorlar. Hoş bazen bu duruma sinir olabiliyorsunuz (…bu adam üç gün önce gecenin birinde  bana çemkiren adamla aynı kişi mi?!) ama ilk bakışta görünmeyen bir Şirin’i ortaya çıkarabildiğinizde ya da ilk bakışta tanıdığınız Şirin’in filme “cuk” diye oturduğunu izlediğinizde aldığınız keyif, tüm olumsuzlukları aklınızdan siliveriyor.

Çok uzattım galiba ama bir paragrafınızı daha rica edeceğim. Casting asistanlığını, bir casting direktörünün yanında ya da hem oyuncu menajerliği yapan hem casting direktörlüğü hizmeti veren şirketlerde yapabilirsiniz (Çoğu memlekette hem menajerlik hem casting direktörlüğü yapmak iş etiğine aykırı sayılıyor ve yapılmıyor ama biz henüz oralarda değiliz, neyse bu apayrı bir konu, girmeyelim hiç!) İşi ilerletecek ve casting direktörlüğüne doğru yol alacaksanız, çeşitli kokteyllerde, galalarda, yemeklerde boy göstermekten hoşlanmalı, camiadan “iş almak” için kendinizi sürekli gündemde tutabilecek stratejiler üretebilme yetisine sahip olmalısınız.  Merakla beklediğiniz sorunun cevabına gelirsek, evet, bu işten iyi para kazanabilirsiniz. Bilmem kaçıncı gözünüzü ve yetenek avcılığınızı geliştirebilirseniz, piyasada güven yaratırsanız, iyi projelerle “adınızı çıkarmayı” başarırsanız, kim tutar sizi. İşte bu da böyle bir meslek. İyisiyle kötüsüyle, artılarıyla eksileriyle, kazandırdıklarıyla kaybettirdikleriyle, hazlarıyla acılarıyla her meslek gibi bir meslek.

Görsel: Blogspot

, , ,