Sevişmeyi öğrenmek

Sevişmeyi öğrenmek

Suzan Geridönmez
26 Ekim 2011

Bu yazı, Suçlu isimli kitabın sürprizlerini ele veriyor.

Sevmek tek taraflı olabilir. Aşk tek taraflı olabilir. Cinsellik tek taraflı olabilir. Ama tek başına sevişemezsin.

Heyecanla Müzik Festivali’ni bekleyen Rod henüz bunun farkında değil. Tek istediği hoşlandığı kız Aurélie’yi yakın olmak, onu sevmek. Öylesine ki, kendi kendine söz verir: “Onu öpmeli, tatmalı, tadına varmalıydım.”

Aşk sarhoşu genç erkekle, aldığı alkolle kafayı bulan genç kadın kendilerini küçük bir parkta bulurlar. Derken Rod sevdiğini öper, tadar, tadına varır. Herşey tam da hayal ettiği gibidir. Çılgınca bir coşku, ona kontrolünü kaybettiren vahşi bir enerjidir hissettiği.

“Hiçbir şeyi kaçırmamak, her şeyi almak istiyordum. Onu kaplamak, yutmak. Taşkın, yıkıcı, gitgide güçlenen bir dalga olmak. Hiçbir bakir alan bırakmamak.”

Rod’un güdüsü/duygusu şiddetli görünebilir, ama ne aşka aykırıdır, ne cinselliğe. Belki de Rod bu yüzden ertesi gün tecavüz suçlamasıyla karşılaştığında sözcüğün gerçek anlamında neye uğradığına şaşırır. O Aurélie’yi yalnızca sevmiştir! Ona asla zarar vermeyi düşünmemiştir. Kızın da bunu istediğinden en ufak kuşku duymamıştır! Kışkırtma, nazlanma, rıza şeklinde yorumladığı tüm işaretleri yanlış okumuş olmasına imkân yoktur.

Halbuki yaşanan tam da budur. Hikayeyi, tecavüzle suçlanan, haklı çıkmaya çalışırken giderek daha fazla batan, sonunda da kendini cezaevinde bulan Rod’un gözünden okurken en çok bu noktaya takılıyorum. 16 yaşındaki bir gencin tüm işaretleri yanlış okuması nasıl açıklanabilir? Deneyimsizliğiyle mi? Aşk sarhoşluğuyla mı? Yalnızca kendiyle meşgul bencilliğiyle mi?

Belki hepsinin payı var, belki de asıl neden Rod’un sevişmenin en az iki eylemci gerektiren bir eylem olduğunu bilmemesi. Bilseydi kızın rıza gösterip göstermediğini anlardı. Bilseydi kendini “izin verdi”, “karşı koymadı” türü savlarla savunmaz/kandırmazdı.

Bilmemek suç değil, denir. Öğrenmemek suç. Öğretmemenin ya da yanlış öğretmenin suç olduğunu söylemez kimse.

Oysa toplumun kadına ve kadın cinselliğine bakışı Rod’un (ya da Aurélie’nin) başına gelen türden yanlış anlaşılmaları koşullamadığını kim iddia edebilir? Suçu erkek cinselliğinin şiddetinde aramak kolaya kaçmaktır, bana kalırsa. Asıl kadına yakıştırılan cinsel role bakmak, burada düğümlenen yanlış algılara eğilmek gerekir. Cinsellikte kadının da eylemci olduğunu kabul etmediğimiz sürece onun özgür iradesini neyle ölçeceğiz? Ne kadar boyun eğdiği, ne kadar kabullendiği, ne kadar izin verdiğiyle mi?

Rod’a kitabın sonuna kadar öğretilmeye çalışılan tek şey suçlu olduğudur! Ama o iki yıl cezaevinde kaldıktan sonra da kendini bir tecavüzcü olarak değil, bir yönüyle kandırılmış, bir yönüyle de masumane hatalar yapmış bir aşık olarak görür.

Ama aşk suçtur. Rod tuttuğu günlüğe belki de bu yüzden Suçlu adını verir. Aşkın suç olmaktan çıkması, özgürleşmesiyle yakından bağlantılıdır. Özgür aşk özgür kadın ve özgür erkeklerin yaşadığı, insanların birbirleriyle hiçbir toplumsal, sosyal ya da ekonomik zorlama olmadan, yalnızca karşılıklı istedikleri için, yalnızca karşılıklı istedikleri biçimde ve yalnızca karşılıklı istedikleri sürece beraber oldukları özgür toplumlara hastır ve o biçimiyle henüz hayaldir.

Rod’un günün birinde sevişmeyi öğrenmesi, bu hayali (bireysel kadar toplumsal) uyandırmaktan ve diri tutmaktan geçiyor. Egemen erke boyun eğdirilmeye, hizaya sokulmaya ve esarete dayanan günümüz cezaevi mantığıysa bu hayali doğmadan öldürmenin en emin yoludur. Bana göre Suçlu romanının en güçlü tarafı sonuncusunu net bir şekilde gözler önüne sermesidir.

, , , , , , ,