SAA-2 / 006  Karga Kurtuldu

Desen: Merve Atılgan

SAA-2 / 006 Karga Kurtuldu

AHMET BÜKE
Sosyal Ayrıntılar Ansiklopedisi - 21 Aralık 2015

Yurdun kapısına kocaman beyaz bir kâğıt yapıştırmışlar. İri harflerle yazıyor:

“KENTSEL RİSKLER GENEL MÜDÜRLÜĞÜMÜZ TARAFINDAN … TARİH ve … SAYILI YAZI İLE İŞBU BİNA TEHLİKELİ ve YORGUN KABUL EDİLİP, KALICI OLARAK MÜHÜRLENMİŞTİR. İLGİLİLERİN…”

“Hadi!” diye kaldım.

Ne oluyor?

Yurt kapanıyor. İki ihtimal var:

A. Evsiz kalıyorum. Sokak köpekleriyle yaşarım bir süre. Sonra, köşede böbrek alan adamlar var. Sağ böbreğimi mi versem yoksa soldakini mi?

B. İş bulurum. İş mutlaka bulurum. İlla ki bana göre bir pozisyonu vardır hayatın. Dilekçeler yazar, börekler açarım: “Sayın Hayat A.Ş. Genel Müdürlüğü’ne. Yirmi üç senelik Dünyalı’yım. Müessesenizi çok beğeniyorum. Bir imkânım daha olsaydı yine size gelirdim. Öncelikle çok konforlu ışıklandırmanız var. Sabah denilen saatten başlıyor, akşam tabiriyle anılan âna kadar sürüyor. Üstelik, ısınma sorununu da aydınlatmayla birlikte çözmüşsünüz. Böyle bir inovasyon daha yok! Harikasınız. İklimlendirme deseniz zaten müthiş. Zaman zaman şaşsa da, çoğu zaman tıkır tıkır işliyor. Sevişme ihtiyacımızı da engin gönüllülükle karşılıyorsunuz. Neredeyse sınırsız seçeneğiniz var. Müşteri memnuniyetiniz garanti. Galiba tek ve önemsiz bir sorun var. Nasıl doyacağız? Ben, kullanma kılavuzunu defalarca okudum. Hatta Rusça’sını bile hatmettim, lakin bu konuda bir malumata rastlayamadım. Belki cahilliğimdendir. Anlamamışımdır. Sizden ricam, bu konuda bana en azından bilgilendirici bir e-posta atmanız. Hayranınız ve mecburunuz Kadir.” Bence etkili bir yöntem, gelen evrak numarası almak. İnsan kaybolur ama resmi belge bir yerde durur, mutlaka er-geç işleme konulur.

Her durumda, Ferdi Abi ve faresinden kurtuluyorum. Bu da bir devrim benim için.

Şoku böyle düşüne düşüne atlattım.

İçeri girdim.

Ferdi Abi yönetim katında pas pas yapıyor. Dudağının kenarında cigara. Türkü de söylüyor üstelik.

“ay gidiyor batmaya

 selam söyle fatmaya

 karyolayı onarsın

 geleceğim yatmaya”

“Abi,” dedim, “sen ne rahat adamsın böyle!”

“Ne oldu ki?”

“Ee, yurdu mühürlemişler!”

Paspasın sopasına dayandı. Alnını kaşıdı biraz. Külünü döktü. Anlamaz anlamaz devam etti.

“Mühürlemişler mi?”

“Evet, girişteki koca kâğıdı görmedin mi?”

“Haa,” dedi gülümseyerek, “onu diyorsun sen.”

“Evet abi. Gidiyor ekmek teknen.”

”Ee, sen mutlu gibisin.”

“Yok abi, nereden çıkardın.”

“Şuradan çıkardım: Haberi verdiğin andan itibaren gülümsüyorsun.”

Elimi yüzüme attım.

“Hayır, hayır. Ben hiç gülümsemem zaten.”

“Yüzünle gülümsemedin ki. İçinden. Ses tonundan anladım onu.”

“Hay Allah!”

Paspasa geri döndü. Yine çok sakindi. Döktüğü külleri de aldı kirli beze. Çekti duvara kadar. Sigaranın koru izmarite dayanmak üzereydi. Kirk Douglas aldı elinden. Derin bir nefes çekip tüylerine doğru üfledi.

“Ferdi Abi, sen bir dâhisin,” dedi.

“Yürü git kız,” dedi Ferdi Abi gülümseyerek. Alt kat merdivenine doğru yürüdü, kayboldu.

Douglas avucunda ezdiği izmariti ayaklarımın dibine fırlattı.

“Neler oluyor?” dedim.

“Yurdu mühürledikleri falan yok,” dedi.

“Ee, tehlikeliymiş, yıkılacakmış!”

“Bu dalavereyi Ferdi Abi ayarladı. İki telefon çaktı. Geldiler, güya mühürlediler. Bankaya tünel kazacaksınız ya. Yurtta kimse olmasın diye. Sakin sakin yani. Anladın?”

Bütün şıklarım çökmüştü.

Cam kenarına gidip çöktüm. Tam kalorifer peteğinin yanındaydım ve bahçedeki serçeleri görüyordum. İğdenin dallarında oynaşıp duruyorlar. Bir karga geriden onları izliyordu. Serçeler yere doğru, havuzun küçük kenar taşlarına uçtular. Yine şakalaşıyorlardı. Bu defa karga da kanat çırpıp yanlarına kondu. İlgiyle serçelere bakıyordu ama berikilerin onunla ilgisi yoktu. Karga biraz daha yaklaştı. Gagasını uzatıp nazikçe serçelerden birinin kuyruğuna dokundu. Sonra kanatlarına. Dönüp bakmadılar bile ona. Gagasını açtı, kısık kısık öttü. Serçeler yine umuruna koymadı kargayı. Alt alta üst üste oynuyorlardı. Şimdi girişecek, hepsini paralayacak diye düşünüyordum ki, cup attı kendini havuza. Kurşun gibi dibe battı.

İçimden bir dalga koptu. Koşup kurtarayım, dedim. Boğulacak. Ne olacak kurtarırsam? Yine ölecek. Yahu, göz göre göre kıyıyor kendine.

“Üşeniyorsun, değil mi?”

Baktım. Douglas yanı başıma gelmiş.

“Yok,” dedim, “ama yetişemem zaten. Hem, o ölmeyi istiyor. İnsan istediğini yapabilmeli.”

“Bence öyle değil hislerin. Kapandasın, çaresiz hissediyorsun. Üstüne üstlük, teslim olacağını biliyorsun. Kendine bile merhametin kalmadı. Neden bir karga için inesin merdivenleri!”

Başımı eğdim. Ağlasam iyi olacaktı ama olmuyordu.

“Burası içimi kuruttu galiba benim,” dedim.

Douglas elimi ısırdı.

“Baksana aşağıya,” dedi.

Ferdi Abi havuzun içindeydi. Beline kadar suya girmiş, dipten çıkardığı kargayı baş aşağı sallıyordu. Karga aksırdı, tıksırdı. “Lanet serçeler,” diye kustu.

“Neden yaptı bunu?” diye sordum Douglas’a.

“Hayata devam etmek zorunda o da. Biraz da kendini kurtarıyor aslında.”

Karga kurtuldu.

Kendine gelir gelmez ilk işi, iğdenin dallarında ona şaşkın şaşkın bakan serçelerin arasına dalmak oldu. En küçüğü kaçamadı. Tık, kırdı boynunu.

Sonra bana doğru baktı. Parmağını salladı.

Uzun uzun sövdü.

 

, , , , ,