Replikler fısıldaşır sabaha kadar

Replikler fısıldaşır sabaha kadar

SEVİN OKYAY
Zamanlı Zamansız - 06 Ocak 2018

Münir Özkul’u öyle uzun zamandan beri tanıyorum ki! Kendisiyle hiç tanışmamış olsam da, sinemada, televizyonda, ille de tiyatroda hep karşıma çıkardı. Çok iyi bir oyuncuydu. Ne mutlu ki ben onu ilk olarak Küçük Sahne’deki oyunlarıyla tanıdım. Tiyatro en önemlisiydi zaten, onu oyunculukla ilk buluşturanı. İstanbul Erkek Lisesi’nin ve iki ayrı fakültenin ardından ilk kez semtinde, Bakırköy Halkevi’nde sahneye çıkmıştı. 1948’de Ses Tiyatrosu’nda sahnelenen “Aşk Köprüsü” ile profesyonel oldu.

Ama hiç unutmadığım yer, Küçük Sahne’dir. Münir Özkul, “Benim sanat yaşamımda beş kişinin büyük etkisi olmuştur. Bunlar Muhsin Ertuğrul, Ferdi Tayfur (seslendirme efsanesi olanı), Haldun Dormen, Sadık Şendil ve Şakir Eczacıbaşı’dır,” diyordu. O Küçük Sahne’ye geçtiğinde tiyatro, Muhsin Ertuğrul’un yönetiminde olduğu; hoca, mesleğinde bir yükseliş dönemine geçmesini sağladığı için herhalde. Ben bu dönemden unutulmaz bir performans sunduğu John Patrick Oyunu “Çayhane” (1955) ile George Axelrod’dan “Yaz Bekârı”nı hatırlıyorum (1954). John Steinbeck’in Fareler ve İnsanlar’ından (1951) aklımda asıl, George’u oynayan Şükran Güngör ile çok sevdiğim Lenny’yi canlandıran Ankaralı Nuri Altınok kalmış. Ne var ki, John Millington Synge’in başyapıtı sayılan “Babayiğit / The Playboy of the Western World”ü hatırlamıyorum.

Özkul 1950’lerden itibaren sinemaya adım attı, ama başka sahnelerin tozunu da yuttu. Bunlar arasında, 1978’de yeniden döndüğü Şehir Tiyatroları da var. Ankara’da ve İstanbul’da çeşitli sahnelerde oynadı ve 1983-84’te Dormen Tiyatrosu’yla sahneye çıktı. Önceleri, kendi topuluğunda sahnelenmiş (1961) ve çok ilgi görmüş “Generalin Aşkı”nı (Jean Anouilh) oynuyorlardı. 1980’lerin ortalarında da Ferhan Şensoy’un Ortaoyuncular’ına katıldı. Dört oyunda rol alıp sahnelere veda etti.

Ferhan Şensoy’la önemli bir ilişkisi daha var. Özkul, 1968 yılında Altan Karındaş topluluğunda sahnelenen Sadık Şendil’in “Kanlı Nigar” oyunundaki rolüyle İlhan İskender Armağanı’nı kazanınca, İsmail Dümbüllü, Kel Hasan’dan devraldığı 50 yıllık simgesel kavuğu Özkul’a vermişti. Aktör elli yıllık bu simgesel kavuğu 1989’da Ferhan Şensoy’a emanet etti. Bir röportajında, “Sanat yaşamım içinde her zaman İbiş’e ve Kavuklu’ya hayranlık duymuşumdur. Nedenini şöyle anlatayım,” diyordu. Ona göre Kavuklu veya İbiş, çeşitli etkilerden kurtarılmış evrensel insan tanımıydı. “Ben Kavuklu’da veya İbiş’de kendi içimdeki o insanı yakalamak ve o insana varmak istiyorum.”

Sinemada ise, genelde olduğu gibi, tiyatroda yakalayamadığı şöhreti yakaladı. Seyircilerin kalbinde yer eden, unutulmaz tipler yarattı. Öğrencilerine sert davranan ama yufka yürekli Mahmut Hoca, örneğin, Kel Mahmut. “Atın sigaraları, Mahmut Hoca geliyor!!!” Okul müdürü. Hababam Sınıfı”nın en etkili karakterlerinden biri. Sonra, bir aralar repliğiyle herkesin diline pelesenk olan ve aktöre “Bizim Aile” filmiyle 1977 Azerbaycan Film Festivali’nde özel ödül kazandırın Yaşar Usta. Adile Naşit’in karakteri ile absürt bir temele dayanan turşu kapışmalarıyla (turşunun iyisi sirkeyle mi yapılır, limonla mı?) beni çok güldüren Turşucu Kazım…

Ama en fazla benimsediğimiz Mahmut Hoca’ydı galiba. “Hababam Sınıfı Sınıfta Kaldı”da ders yılı başlayıp da bir önceki yıldaki son sınıfı, Hababam Sınıfı’nı tam tekmil karşısında bulunca hayretlere kapılıp, onlara, “Üniversiteyi kazanmadınız mı?” diye soran meşhur Müdür. Onların suçlu duruşlarından kazanamadıklarını anlayınca, “Hiçbiriniz mi?” diyor. “Peki öteki sınıf nerede? Onları bir yere mi kapattınız?” Tarık Akan, gülerek, “Öteki sınıf biziz,” diye cevap veriyor. “Ee, siz okulu bitirmediniz mi?” diye şaşırıyor Mahmut Hoca. “Peki, bana hastaneye getirdiğiniz diplomalar neydi?” Kemal Sunal kıs kıs gülerek, hastaneye eli boş gitmektense sahte diploma yaptıklarını söylüyor. “Desenize,” diyor Mahmut Hoca çelebice bir edayla, “Hababam Sınıfı sınıfta kaldı!”

Belki de en iyisi gene tiyatroyla kapatmak. Mesela “Sersem Kocanın Kurnaz Karısı” ile. 1978’de de oynadığı Haldun Taner’in Sersem Kocanın Kurnaz Karısı (1978) oyunundaki rolüyle Avni Dilligil (1978), Ulvi Uraz (1979), İsmet Küntay (1979) ve İsmail Dümbüllü (1980) ödüllerini kazanmıştı Özkul.

Molière’in pek çok oyununu Türkçe’ye uyarlamış olan Ahmet Vefik Paşa, Bursa Valisi’yken bir tiyatro kurar, Türk ve Ermeniler’den oluşan aktörlerini de gene kendi yönetir. Molière’in “Georges Dandin” adlı piyesinin Türkçe’ye üç ayrı uygulanışını sunar: “Kıskanç Herif”, “Yorgaki Dandini” ve “Sersem Kocanın Kurnaz Karısı”.

Haldun Taner’in yazdığı oyun, ilk defa 11 Ekim 1969’da Haldun Taner, Çetin İpekkaya ve Münir Özkul’un kurduğu Bizim Tiyatro tarafından İstanbul’da sahneye konuldu. Münir Özkul, Suna Selen, Çetin İpekkaya, Sevil Üstekin gibi oyuncuların rol aldığı “Sersem Kocanın Kurnaz Karısı”, tiyatro tarihimizin üç durağına işaret ediyordu. Tiyatro sevgisini “iki kalas bir heves” olarak özetleyen başrol oyuncusu Tomas Fasülyeciyan’ın, finalde yer alan konuşması ise, unutulacak gibi değilidir. Meşhur “Perde!”

“(…) Zaten aktör dediğin nedir ki? Oynarken varızdır. Yok olunca da sesimiz bu boş kubbede bir hoş seda olarak kalır. Bir zaman sonra da unutulur gider. Olsa olsa eski program dergilerinde soluk birer hayal olur kalırız. Göroorum hepiniz gardroba koşmaya hazırlanoorsunuz. Birazdan teatro bomboş kalacak. Ama teatro işte o zaman yaşamaya başlar. Çünkü Satenik’in bir şarkısı şu perdelerden birine takılı kalmıştır. Benim bir tiradım şu pervaza sinmiştir. Hıranuş’la Virjinya’nın bir diyalogu eski kostümlerin birinin yırtığına sığınmıştır. İşte bu hatıralar, o sessizlikte saklandıkları yerden çıkar, bir fısıltı halinde yine sahneye dökülürler. Artık kendimiz yoğuz. Seyircilerimiz de kalmadı. Ama repliklerimiz, fısıldaşır dururlar sabaha kadar.”

“Gün ağarır, temizleyiciler gelir, replikler yerlerine kaçışır. Perde.”

Ama gün ağarınca kaçışsalar da o repliklerin sabaha kadar fısıldaşmalarını unutmak ne mümkün, Münir Bey? Sizi de…

, , , , , ,