Platonik Posta

Platonik Posta

SEVİN OKYAY
Zamanlı Zamansız - 07 Kasım 2015

İrem Uşar’ı daha önceden tanımazdım. Zaten sanat dünyasında şimdi çok sevdiğim hemen hemen herkesi dinleyici, seyirci ya da okur olarak tanımışımdır. Meslek sayesinde tanışmak kolay oluyor. İrem Uşar’ın adını da ilk Ben Ayrıkotu üzerinde gördüm sanıyordum. Günışığı Kitaplığı onu tanıtırken, gözlem gücünün yansıdığı kitaplarıyla sevildiğinden bahsetmiş. Sonra bir baktım ki, ne göreyim? Benim jürisinde olduğum bir yarışmada, okuyup pek beğendiğim Lataşiba’nın (2013) yazarıymış meğer. Yani, fantastik âleme aşina biri.

Kitabı Ben Ayrıkotu’nu okuyup bitirmiş biri olarak, bu kitabın, aynı yoğunlukta olmasa ve karakterleri pek benzemese de Sevgi Saygı’nın müthiş kitabı Peri Efsa’nın tadında olduğunu söylemek isterim. Ben Ayrıkotu, fantastik olanı okurun gözüne sokmasa da, kendi aklından çıkarmayan bir yazarın kitabı. Aynı zamanda anlattığını farklı anlatmasını bilen, okura zevk verecek şekilde anlatmasını bilen bir yazarın. İçeri girerken klişeleri dışarıda bırakın!

Kahramanımız on dokuz yaşında bir genç. İnsanlardan sıtkı sıyrılmış. Bir noktada herkesin başına gelebilir bu: Diğer insanlara tahammül edemez olursun. Kısa bir girişten sonra, birden kendimizi onun 1. Mektup’unda buluyoruz. İnceden özür dileyerek sunduğu bir mektup, biraz eğretiymiş. “Kötü bir terzinin elinden çıkmış gibi. Dikiş yerleri pot yapmış, etek uçları dalgalı.” Yapmaya niyetlendiği işe taktığı “Platonik Posta” adı da ilk kez burada ortaya çıkıyor. Mektuba gelince, sadece az konuşan birinin birden bütün muslukları açtığını söyleyebiliriz, fazlaca uzun. İşinden istifa etmiş olmanın rahatlığı da var tabii. Anlıyoruz ki, delikanlı yazıyor, çünkü onu tanıyacak birine ihtiyacı var. Mektubu yolladığı ya da verdiği kişiye yazmış, çünkü onu tanımaya niyetli değil. Dur bakalım, belki de niyetli:

“Seni hiç tanımıyorum. Ama tanışacağız. Nasıl, biliyor musun? Ben giyinip evden çıkacağım. Bir apartman kapısının önüne geleceğim, durup önce apartmanın ismine, sonra zillere bakacağım. Zildeki bir isim hoşuma gidecek, hemen oracıkta zahmetsizce sokağının, apartmanının adını, daire numarasını zarfın üzerine yazacağım. Sonrasında, derhal oradan uzaklaşacağım.” Sonra da postaneye gidip, eski dost Şef’ten mektubunu postalamasını rica edecek. Planladığı işi, en basit haliyle anlatan bir bölüm. Kapak arkasında kendine yer bulmasının hikmeti de bu.

“Platonik posta! Yapacağım şey bu.”

Kendini diğer insanlardan bu şekilde ayırmayı seçen, ama gene de karşılıklı olmasa bile bir bağ kurmaya niyetli bir kahraman ve aile dostu Şef’in aracılığıyla sahibine gidecek mektuplar, İrem Uşar’ın kitaptaki ilk sürprizi. Ama tek sürprizi bu değil. Çünkü yazan ile yazılanı kavuşturmasa, hatta tanıştırmasa da bizi mektup sahipleri ile tanıştırıyor. “Cihangir’de Bir Apartman Dairesi”, “Beylerbeyi’nde Bir Gecekondu” vb bölümlerde karşımıza çıkıyorlar. Kimisi yeni günün vaadiyle mektupla arasına hemencecik bir mesafe kurmayı başarırken, kimisi de ümitle yeni bir mektup bekliyor. Sonra “Nişantaşı’nda Bir Teras Katı”, “Beyoğlu’nda Bir Daire” vesaire… Çift tırnak içindeler, çünkü hepsi bölüm adları. Önce mektupçunun ya da yazarın bir mektubunu okuyoruz (atlayarak gitse de numaralarını hiç ihmal etmemiş), arkasından da bir mektup sahibi sahneye çıkıyor.

“100. Mektup”ta yazar, kendine hakim olamayarak giriştiği bir oyunun ardından, annesiyle gittikleri bir binayı anlatıyor. Annesinin bir arkadaşı otururmuş orada, lise arkadaşı. Seyrek görüşüyorlarmış. Küçük oğlan eve hayran kalmış. “Rüzgârdan havalanan perdelerine bakarken tuhaf hissettiğiniz” binalardan biri. Ya da, annesinin garip bir gülümsemeyle dediği gibi: “Sanki canlı.”

Hemen arkasından da yedi cücesiyle Pamuk Prenses gelir. O Pamuk Prenses değil ama…

İrem Uşar’ın mektupçusu buraya kadar işini mükemmelen yapıyor. O ve mektup sahipleri bizi hem hayretlere düşürüyor, hem de kapılarını gıcırdatıp konuşan o ketum binanın bile takdirle karşılayacağı, kadim edebi tatlar sunuyorlar.

Kitabın “İkinci Bölüm”üne gelince… Onun tadını çıkarmayı da size bırakalım. Ben Ayrıkotu, daha önceki kitaplarını okumuş olsanız da, olmasanız da Uşar’ın adını defterinize kaydetmenize yol açacak. Bir mektupçu ve birçok karakterinkiyle birlikte…

 

, , , , , , ,