Okul, Aşk ve Diğer Şeyler

Okul, Aşk ve Diğer Şeyler

SEVİN OKYAY
Zamanlı Zamansız - 09 Eylül 2017

“Tren düdüğü kasabayı ikiye böler gibi uzun uzun öttü,” diye başlıyor Saklı Bahar. Öyle de bitiyor. Kasaba, hep olduğu gibi, kurtulmak istenen yer. “Usulca akan zamanın, hayata karışmadığı bir kıyı kasabası” çünkü. Bir gençler telaşlı, bir de kuşlar, ille de serçeler. Bahar, “Trenin gittiği yerlerde neler var? Kimler?” diye düşünüyor. “Binip gitsem…” İyi ama, nereye, kimleri geride bırakarak?

Herkesi demek doğru sayılır. Bahar’ın, biri hariç, tüm sevdikleri burada. Silivri yakınlarındaki kasabalarında. Annesi Gülsüm, babası Remzi, okul arkadaşları, mahalle arkadaşları… Aklı ise uzaklarda, çünkü sevdiği Umut sadece yazları geliyor buraya. Ancak Umut’un da onun duygularından haberi yok. Niye mi söylemiyor? Ah, öyle atılgan bir kız değil ki Bahar! Ona bakarsanız, onca yıllık arkadaşı, ağabeyi gözüyle baktığı, en yakını, markette çalışan Cihan da Bahar’a âşık. O gülümseyince bütün dünya gülümsedi sanıyor delikanlı, Bahar giderken o gülümsemeyi de yanına alıp götürüyor. Ama bir şey diyor mu? Yok, çünkü ‘ketum’ bir çocuk, ağzı sıkı.

Sonra Merve var, okuldan arkadaşı. İyi, güzel bir kız, yetenekli de. Evde resim yapmasına izin olmasa bile başka her yere; sınıfta tahtaya, Bahar’ın defterine, bulduğu kâğıtlara, önüne çıkan duvarlara resimler yapıyor. Büyüyünce ressam olup sergi açmak istiyor. Ama ailesi öyle tutucu ki, onu okula bile nasıl yolladıkları bir muamma. Bir erkeğin eli oyunda bile tutulmaz diye, kızlarını halk oyunlarına göndermemişler örneğin. Hele bir sevdiği de olunca, Merve ne yapacağını şaşırmış kalmış.

Çiğdem Sezer, Günışığı Kitaplığı’ndan yayımlanan Hayat Pastanesi’ndan sonra, ilk ON8 romanıyla karşımızda: Saklı Bahar. Sezer, ödüllü bir şair, bir romancı. Temiz, sade dili de şiirin izlerini içinde taşıyor. Bir de küçük şiiri var kitapta. Bahar’ın çok sevdiğini söylediği, hep dinlediği şarkının sözleri onun aslında:

ışıktan bir elbise
giydirsin gecelerime
beni bana eklesin
aşk beni gizlemesin
aşk beni gizlemesin

Çocukların aile ilişkileri (Derman’ın durumunda olduğu gibi, bir ailesi olmamaktan doğan sorunları), okul durumları, hevesleri, planları, becerileri ve yetenekleri Saklı Bahar’ın karakterlerinin dünyasını oluşturuyor. Çiğdem Sezer’in, bir Sağlık Eğitim Enstitüsü mezunu olarak Yozgat, Trabzon, Ankara, Sakarya gibi kentlerde hemşirelik ve öğretmenlik yapmış olması da bu dünyaları inanılır kılıyor. Melek Nine ile Kubilay Bey’e de inanıyoruz, Karakuzu ile Sakız’a da.

Saklı Bahar’a asıl gerçeklik sağlayan ise fonu oluşturanlar. Bir panorama, gerilerde kalmış, hatta unutulmuş olaylar ile insanlar: Bahar’ın duman rengi bulutlar arkasına saklanmış Heval’li çocukluğu, Derman’ın yurttaki mutsuz yılları, Mahir Ağbi’siyle İstanbul’da üç mutlu yılı, Gülsüm Hanım ile Remzi Bey’in endişelerinin arkasına saklanmış sırları… Hepsi bugün de yaşanabilecek olaylar, yakın çevremizde olmasa da, komşuluğun artık bir ‘tık’la sağlandığı çağdaş dünyanın her yerde rastlanabilen kâbusları… Çiğdem Sezer, gerçekleri yadsımazken, onları anlatımıyla yumuşatıyor, şiirinin ışığıyla örtüyor. Haksızlıkların karşısına çıkarsız sevgiyi, arkadaşlık ilişkilerini, dayanışmayı çıkarıyor.

Bir de, Saklı Bahar’ın çocukları, bizim buralarda, çevremizde gördüğümüz çocuklardan biraz farklı çocuklar. Yani, telefonları var, bilgisayarları var, tamam. Hatta bir tanesi bu konuda uzman, ama hayatları büyük şehir çocuklarının hayatlarından farklı, hayata bakışları da öyle. En önemlisi, hatıraları da öyle. Bir kıyı kasabasının hayvanlarla bitkilerle haşır neşir, doğaya yakın çocukları onlar. Sevgi, hayatlarının kimi zaman saklansa da korkulması gerekmeyen bir parçası. Dostluk, o hayatın en sağlam temeli. Belki de “ışıktan bir elbise” hepimize gereklidir.

, , , , , , ,