Öğretmenim, canım benim!

Öğretmenim, canım benim!

SEVİN OKYAY
Zamanlı Zamansız - 19 Aralık 2015

Utanarak söylüyorum ki, bu yıl Öğretmenler Günü’nü hiç istemeden atladım. 24 Kasım’da kutladığımız Öğretmenler Günü, aynı zamanda Mustafa Kemal Atatürk’ün  “Millet Mektepleri’nin Başöğretmenliği”ni kabul ettiği gün. Hep gözümün önüne, elinde tebeşirle tahta başında durup Latin harfleriyle yazdığı fotoğraf gelir. Öğretmenler Günü, benim doğumgünümden bir gün önce olduğu için genellikle ikisini birden kutlarlar, özellikle öğrencilerim. Gerçi bu yıl “Sevgili Öğretmenim, Canım Öğretmenim” diye başlayan tebriklerimin sayısı biraz azaldı ama, üzülmemeye çalışıyorum.

Öğretmenler Günü’nü tamamen unutmamı engelleyen ise, Necati Güngör’ün Günışığı Kitaplığı’ndan çıkan kitabı Sevgili Öğretmenim oldu. Çok duygulandığımı saklamaya gerek yok. Ancak, öğretmen olarak değil de, daha ziyade öğrenci olarak. Aslında belki de öğretmenlerle öğrenciler arasındaki ilişkinin sağlamlığını, bütün o “Hoca bana taktı,” hikâyelerine rağmen iyi bildiğim için. Bana takan öğretmen olmadı desem yalan olmaz. Ama gelmiş geçmiş en iyi öğrenci olmadığımı düşünenler de vardı elbette. Eh, ben de her derste bir numaralı öğrenci sayılmazdım doğrusu. Kimini severdim, kimini sevmezdim. Fen bölümünde olduğum halde, esas olarak sosyalciydim. Ne var ki, benim, öğretmen deyince aklıma daha çok ilkokul öğretmenlerim geliyor zaten. Ortaokul ve lisede,  bana Orta 1’de aruz veznini öğretmiş Halis Bey ve psikoloji/sosyal psikoloji hocamız Dr. Haines gibi çok sevdiğim, üzerimde fazlaca hakkı olan öğretmenler olsa da…

İlkokul öğretmenlerini unutan olur mu acaba? Az önce kardeşime içlerinden en çok kimi sevdiğini sordum (hayli okul değiştirmiştir), “Fehmi Bey,” dedi. Kardeşim Sinan, benim öğretmenim İhsan Hanım’ın sınıfında da kısa süreyle okumuş, ama sonra yerine başka öğretmen gelmiş. Ne yazık! Çok iyi bir öğretmendi. İlkokulda 3, 4 ve 5’inci sınıflarda bizi okutmuştu. 1 ve 2’de de Münevver Öğretmen. İkisinin de hakkını asla ödeyemem. Münevver Öğretmen biraz daha sertti, daha çok da temizlik konusunda. Benim annem de bu konularda çok titizdir, onun için de ben sabahları temizlik kontrollerınden, öğretmenimin azarlarından yakınırken, dudağının kenarında yarım bir tebessümle dinlerdi. Evde bu titizliği kapamamış çocuğunun okulda mecburen tertemiz bir öğrenci oluşu hoşuna giderdi ama, artık öğrendim diye mi, dersimi aldım diye mi, bilemiyorum.

Çiçek de severdi Münevver Öğretmen’im. Gene de gözümün nuru, İhsan Öğretmen’di. Herhalde Münevver Hanım’dan benim çok kitap okuduğumu, bu alışkanlığı annemden edindiğimi duymuştu. Kendisi de çok kitap okuyan biri olarak, sınıfında böyle bir çocuk bulunmasından hoşnuttu. Bayramlarda ziyarete gidince, ressam eşiyle ve güleryüzlü oğluyla da tanışmıştım. Necati Güngör’ün kitabındaki ilk hikâyede de böyle bir öğretmen var. Gerçi o çocuk kendine kitap almakta zorluk çekiyor ama, ilk hediye kitabın tadı her yerde, her şart altında aynıdır. Öğrencilerinin hayatlarıyla, aile durumlarıyla ilgilenen, onlara kendi kısıtlı imkânlarıyla yardım eden öğretmenlerin de… O öğretmenler, Necati Güngör’ün de dediği gibi, çocuğun hayatının, ailesinin bir parçası olurlar. İki taraf, itiraf etse de etmese de, çok derin sevgi, takdir duygularıyla birbirlerine bağlanır.

Kırk yıllık arkadaşım Necati’nin sevgili öğretmeni de böyle bir öğretmen işte. Benim İhsan Öğretmenim de öyleydi. O ilkokul öğretmenlerim, ilkokulu güç bela bitireceği belli olan çocukları hem azarlayıp, hem de onlara gizlice yardım ederken içten içe üzülürlerdi. Şimdi ötekilerin hakkını mı yiyoruz diye. Oysa o ilkokul mezuniyeti, ortakokulu bitirmiş olanların bayağı iyi işler bulabildiği o dönemde, zor okuyan, ilkokulu 6-7 yılda bitiren  çocuklar için bir nimetti.

Sevgili Öğretmenim’de hastalıkları, engelleri olan çocuklar da var. Fedakâr öğretmenler ve hayatlarını onlara adamış aile fertleri sayesinde toparlanıyorlar, hatta bir derece iyileşiyorlar bile. En fazla etkileyen ise karşılıklı sevgi ve güven.

Bazen merak ediyorum, sevdikleri öğretmenlerinden uzak kalmak zorunda olan küçük çocuklar ne yapar? Peki, o öğretmenler onları bırakıp giderlerse, gitmeleri gerekirse onlar ne yaparlar? Bunun iki taraf için de acılı bir süreç olacağından eminim. Kendimi, çocukluğumu düşünüyorum. Ailesinin korumak için her şeyi yaptığı, onlara güvenen bir çocuktum ama öğretmenimin yeri ayrıydı. Gerçekten de ayrıdır. Öyleyse çocukların o ilk, çok önemli yıllarında onlara yol gösteren öğretmenler hiç yanlarından ayrılmasın, lütfen!

 

, , , , , , ,