Öğrenciye ve bekâra: Evet – II

Öğrenciye ve bekâra: Evet – II

Erdi İnci
31 Temmuz 2013

Vol. 2: YEMEK

Hepimiz deriz ya: “Annemin tarifi” , “Bak bu yemeği bana annem öğretti” , “Annem bu yemeğin sırrını söyledi bana” … Ben hepinizden cesur davranıp, büyük bir cömertlik sergileyerek, annemin yere göğe sığdıramadığım o çok özel tariflerinin bana aktardığı kısmını sizle paylaşıyorum:

“Aman oğlum, hepsini yıka, soy, doğra, sonra at tencereye, onlar kendi kendilerine pişer.”

Ya da:

“Soğanı doğra, salçayla beraber kavur, sonra geri kalan ne varsa at içine, üstünü iki parmak geçecek kadar suyla doldur, kaynayınca altını kapat.”

***

Öğrenci mutfağını üç başlıkta incelemek istersek, birincisi ve en önemlisi bu yukarıda örneklendirdiğim ‘anne tarifleriyle bezenmiş’ menü diyebilirim. Pazarda, manavda, halde, bakkal amcadan para üstü isterken bulabileceğiniz her çeşit sebze ile bu tarifi uygulayabilirsiniz. Ben denedim, %100 çalışıyor.

Bu menünün tek handikapı, hazırlık ve yapım sürecinin fazla zaman alıyor olması. Şimdi pazarda boşboş dolaşmak, ne yemek yapacağınıza karar vermek, malzemeyi almak, onları teker teker hazırlamak ve pişerken başında durmak çok meşakkatli iş. O yüzden bu gruptaki yemekler geniş zamanlarda, yapacak önemli bir iş olmadığında ve en önemlisi eve bir arkadaş geleceği zaman yapılan yemek grubunu oluşturur.

Ha bu arada, özellikle bilmeniz gereken bir nokta da, patates. Evet patates. Kendisi her türlü sebze yemeğinde kullanılabildiği gibi, yemeğin piştiğini anlamamızı sağlayan bir nimettir. Çünkü patates piştiği zaman diğer sebzeleri de pişmiş sayıyoruz. Ben denedim, %100 çalışıyor.

***

Bir diğer grup, Türkiye’de aslen öğrenci mutfağı olarak kabul edilen ama dünyada ‘İtalyan mutfağı’ olarak kendinden saygıyla söz ettiren yemek grubudur. Bu grubun en önemli malzemesi: Makarna… Makarnanın hem maliyeti düşük hem de hazırlaması inanılmaz hızlı ve pratik. Öğrenci evlerinde, yeri çalışma masasından önce gelen su ısıtıcıları sayesinde beş dakikada yemeğiniz hazır.

Üstelik makarna, bir öğrenci için kendi yaratıcılığını kanıtlayabileceği de bir alandır. Mesela: Sizce menemen bir makarna sosu olabilir mi? Peki hazır domates çorbasını biraz sulandırıp makarnayla karıştırsanız? Üstüne biraz da nane veya kekik ya da adını bilmediğimiz yeşil bir baharat…  Bu baharatın ne olduğunu tam bilmiyorum ama ev arkadaşımın annesi göndermişti geçen bayram dönüşü… Efendim? Gönderdiği bu değil miymiş?.. Peki bu ne abi?..

Bu grubun bir diğer ana yemeği: Pizza… Makarnanın aksine, tam bir sosyal kaynaşma aracı olarak kullanılmaktadır. Genelde üç-beş arkadaş toplaşıp düzenlenen sinema gecelerinde; o ağır, içinde replik olmayan, olsa da üç cümleyi geçmeyen, genelde siyah-beyaz olup sekiz saat süren, sinema tarihinde ‘çok önemli’ bir yerde konumlanmış bir yönetmenin filmini izlerken tek kurtarıcınız, o sipariş ettiğiniz pizza oluyor. Kendisi el emeği göz nuru olmasa da, toplu geçen akşamların en büyük kurtarıcısı.

***

Gelelim son kategorimize: Gün yemekleri… Hani her gün inanılmaz yoğun ve doluyuz ya; dersler, ödevler, projeler, paper, kompozisyon, araştırma, yazma, okuma, okuma, okumalarla boğuşurken, ezkaza (!) arkadaşlarla boşluğa düşüp de yapacak bir şey bulamayınca, topluca gerçekleştirilen bir aktivite olarak gün yemeklerine vururuz kendimizi. Seçilen bir mutfakta, bir grup kısır, diğeri hazır yufkadan börek, öbürü mozaik pasta, berisi sarma, bir taraf mercimek köfte…. derken üç saatlik hummalı bir çalışmayla ziyafet sofrası kurulur.

Sonuç: “Ee ne oldu şimdi? Üç saat uğraştıktan sonra iki dakikada hayvanlar gibi süpürdük bütün yemekleri. Geriye de bir şey bırakmamışsınız. Hayır bana iki günlük yemek kalır diye size mutfağımı açmış olabilirim, ama siz de öküz çıktınız canım. Şimdi ‘Çok yedik abi, biraz dolaşalım,’ ayağına dağılıp, bulaşıkları da bana geçireceksiniz! Ne pis insanlarsınız lan?!”

***

Ezcümle: Misafirin kısası makbuldür.

, , , ,