Öğrenciye ve bekâra: Evet

Öğrenciye ve bekâra: Evet

Erdi İnci
17 Nisan 2013

Vol. 1: TEMİZLİK VE ÇAMAŞIR

*Aslında bu yazıda öğrenci evlerini, nasıl yaşadığımızı, ne yiyip, ne içtiğimizi, neler yaptığımızı ve en önemlisi kendi başımıza yaşamaya başlayınca neleri deneyimleyeceğimizi ve öğreneceğimizi anlatmak istemiştim ama, o kadar uzun bir yazı çıktı ki,  şimdilik sadece temizlik meselesini anlatmak zorunda kaldım, zira temizlik başlı başına öğrenci evleri başlığının yarısını kaplayacak bir konu. Bu yüzdendir ki, öğrenci evleri konusu, parça parça siz güzide okuyucularımızla paylaşılacaktır. İyi okumalar efendim.

***

Geçen gün arkadaşımın annesi beni karşısına alıp çocuğu hakkında yakınmaya başladı. Onun ne kadar pasaklı olduğundan açılmıştı konu. Meğersem bir gün, bu arkadaşımın annesi, arkadaşın evini temizlemeye geldiğinde (ayda bir geliyormuş temizlik için) elbise dolabının içinde kıyafetten bir dağ görmüş. Anlamamış tabii hangisi temiz, hangisi değil. Sonra başlamış hepsini teker teker koklamaya… “Erdi, sen benim evladımsın, senin yanında rahat anlatıyorum, ama bir bluzunu kokladım öksürdüm, diğeri gözümü yaşarttı, beriki boğazımı tıkadı…”

Sonra atmış kendini mutfağa… Hem bir su içip kendine gelmek, hem de o işten kaçıp, yemek yaparak odadaki işi ertelemek için. “Ocağın üzerinde tencere duruyordu. Ben de bir bakayım dedim bizim çocuklar neler pişiriyorlar kendilerine diye… Aa ne göreyim! Tencere ağzına kadar küfle dolu! Erdi’cim, sen evladımsın, ama bak şimdi bile midem bulanıyor, tencerenin üstü (eliyle dört parmak kalınlığında bir yükseklik gösterip) böyle kapkara küf!” Bu nedir diye şöyle bir karıştırmış küfü ve anlamış ki, o tencerenin içindeki şey, kendisinin geçen ay yaptığı tarhana çorbası…

            …

Tepki veremedim kadıncağıza… Zira ben de o sıra odamı düşünüyordum. Benim, hikâyesini okuduğunuz arkadaşımdan tek farkım, kirli çamaşır sepetimin olması. Ama o sepetin içinden taşan dağ büyüdü, büyüdü, büyüdü… En sonunda yanındaki çalışma masamın yarısını işgal etmeye başladı kirliler. Şu an ben bu yazımı, masamın bir köşesinde kendime yer açarak yazıyorum, bilgisayarımın yarısı kucağımda… Ha merak ediyorsanız, ders notlarım da yerlerde, tabii ki.

            …

Öğrenci evleri her zaman dağınık ve pistir. Ama bu bizim suçumuz değil. Birilerinin bize şunu öğretmesi lazımdı: “Ev dediğin şey dört duvar arasında öyle cansız durmaz, 2 günde bir 3 parmak toz birikir köşelerde.”

Odamda halı kullanmayı sevmem ama halıların toz toplama magnetleri olduğu bir gerçek. Halısız odalarda da süpürgeyi kullandıktan bir saat sonra tozlar uçuşmaya başlıyor. 2. gün içinize çektiğiniz tozlar, bünyede hafif bir kafa yapıyor. 3. gün topaklaşmış totorocanlar sağdan sola koşturuyorlar (sanırsın oyun parkı) ve durum bir haftaya ulaşınca o totorolar serpilip, gelişip karşınızda yoğurt yemeye başlıyorlar. Ben şu an temizliksiz 12. günümde olduğum için, totorolardan biri Clint Eastwood olmuş bile, kendi aralarında western film çekmeye başlamışlar. Şebnem Ferah’ın Çakıl Taşları klibi de olabilir… Bilemedim.

Temizlik bezlerinin kendi içlerinde de türlere ayrıldığını öğrendiğimde 22 yaşındaydım. Sarı bez dediğimiz şey ne içindir; hangi bez cama gider, hangisi tozu tutar, hangisi parlatır, hangisi suyu daha iyi emer… Hele gazetelerin camları pırıl pırıl yaptığını gördüğümde, medyanın gücüne olan inancım bir kat daha artmıştı. (O değil de, şekilli toz bezleri ne pahalı hacettir arkadaş!)

Çamaşır makinesini de yalnızca “beyazlar-renkliler” seçeneğinde, 30 derecede yıkamasını biliyorum. Ön yıkama neymiş, yoğun yıkama nasıl olurmuş, onları da bilmem. Hatta 30 derece yıkamam gerektiğini de, bir kere yanlışlıkla 95 derecede yıkanıp boyu enine dönen kazaklarımı gördüğümde öğrenmiştim.

Temizlik yapmayı bilmemek dışında üzerimize çöreklenen bir diğer konu da üşengeçlik. Şimdi bir makine çamaşırı yıkayıp, o çamaşırların düzenli bir şekilde elbise dolabında yerini alması minimum 4 güne tekabül ediyor. (Birinci gün kıyafetlerin yıkanması ve asılması, ikinci gün kurulanması, üçüncü gün toplanıp ütü departmanına sevk edilmesi, dördüncü gün ütü ve yerleştirme.) Hele elektrik süpürgesi tutmak, çamaşır makinesinden on milyon kat daha beter iş. Yerdeki eşyaları topla. Makineyi çalıştır. Dolabı, yatağı çekiştir. Makineyi tut. Eşyaları yerine geri koy. Makinenin başını çıkar, çünkü o köşeleri tam alamıyor. Köşeleri süpür. En son olarak da yüzey temizleyiciyle yerleri sil…

Oysa her pazartesi sabahı dolabımızı açtığımızda bizi bekleyen jilet gibi okul üniformalarımızla karşılaştığımız günler, odamıza geldiğimizde her bir eşyayı yerli yerinde bulduğumuz günler ne kadar da güzeldi… Ama eskidendi, çok eskiden…

, ,