Normal ve anormal ne ola ki?

Normal ve anormal ne ola ki?

Vera Kılıçarslan
08 Mart 2012

Gençlik Çalışmaları Birimi ve Toplum Gönüllüleri Vakfı 2007’den itibaren çeşitli organizasyonlarda Yaşayan Kütüphane uygulamasını gerçekleştiriyor. Şimdilik küçük bir bilgilendirmede bulmak gerekirse, bu uygulamada kitaplar yerine insanlar var, Yaşayan Kütüphane ismi de buradan geliyor. Bu seneki Yaşayan Kütüphane etkinliğine ben de katıldım ve ardından bu yazıyı yazmaya koyuldum.

Peki nedir bu Yaşayan Kütüphane? ”Yaşayan Kütüphane NORMAL bir kütüphane gibi çalışıyor, kitapların KATALOGLARI, OKUYUCULARI, ÜYE KARTLARI ve KÜTÜPHANECİLERİ var” (Bu cümleyi Yaşayan Kütüphane’nin kendi sitesinden aldım ve dikkat çekmek istediğim sözcükleri büyük harflerle yeniden yazdım.)

Kütüphane NORMAL bir kütüphane gibi çalışıyor(muş)!

Son zamanlarda her yerde bu kelimeyle karşılaşıyorum. Tıbbi bir terim olan normal; normal öğrenci -anormal öğrenci, normal yaşam-anormal yaşam vs. vs. olarak yaşantımıza girmiş durumda. Bu teriminin hayatımızın her alanında yer alması demek, denetleyici bir gücün, normal ve anormal olarak ayıran, sonrasında da normal olarak tabir edilmeyeni ıslah etme yönünde işleyen bir iktidar mekanizmasının varlığı da demek.

O yüzden “herkes eşit, herkes farklı” sloganını kullanan Yaşayan Kütüphane, “normal” sözcüğünü böyle kullanarak kendi sloganıyla çelişkiye düşüyor.

Kitapların (insanların) KATALOGLARI var(mış)!

“Yabancı” bildiğimiz kişiye ya da kişinin etnik, dini vs. kimliğine karşı önyargılarımızı kırmak adına yapılan bir organizasyonda insanlar yine etnik, dini vs. kimliklerine göre etiketlenip kategorize edilerek adeta canlı numuneler haline getiriliyor. Ötekileştirme aşılması gereken bir hedef olarak alınırken, etiketlendirip sınıflandırılan kişiler halihazırda ötekileşiyor…

Kitapların OKUYUCULARI var(mış)!

Ben bilemiyorum insan nasıl okunur? İnsan okunabilir bir şey midir? Hem de salt bugün bir ya da birkaç insan okuyacağım diyerek -okuma- yapıldığında? İnsan okumak? Bu üst görüye kimler sahip?

Herkes eşit; ama okuyacağı insanı parmakla katologdan seçebilen, çok kısıtlı bir zaman zarfında insan çözümlemesi, okuması yapabilecek kadar -olmuş-lar daha bir eşit.

Kitapların KÜTÜPHANECİLERİ var(mış)!

Bu demek oluyor ki insanların görevlileri var. Peki bu statüsel ayrım kütüphanecileri iktidar, yani egemen güç yapmıyor mu?

Yine sitelerinden aldığım bir söz daha:

“Günlük hayatta pek fazla bir araya gelme fırsatı bulamayan insanları, kişisel deneyim paylaşımına dayalı bir düzlemde buluşturur”muş Yaşayan Kütüphane.

Kürt, Ermeni, başörtülü, gey vs. gibi etnik, dini, cinsel kimlikli insanlarla günlük hayatta bir araya gelmediğimiz yargısına nasıl varıldı? Türkiye gibi mozaik yapıya sahip bir ülkede farklı dini, etnik, cinsel kimliğe sahip olan insanlarla gündelik hayatta bir araya gelemememiz için cam fanusta yaşamalıyız.

Günlük hayatta bir araya geliyoruz, dahası birlikte yaşıyoruz ancak iletişime geçmemeyi seçiyoruz.

Bir örnek yaratayım; gündelik hayatta bindiğimiz bir taksinin sürücü koltuğunda oturan, misal etnik kimliği Kürt olan taksiciyle rotamız ve vereceğimiz ücret dışında hiçbir şekilde muhatap olmak istemiyoruz, ama bu –insaniyet- adına yapılan bir etkinlik olunca ilgimizi çekiyor ve o insanı tanımak istiyoruz.

Son olarak: “[…] tüm bu ‘sosyal görevliler’in mozaiği -gerçekten de- insanseverlik gibi karmaşık bir ana kalıptan yola çıkılarak oluşmuştur […] ilginç olan şey, tüm bunlara öncülük eden projeyi değil, parçaların nasıl yerine yerleştiğini strateji terimleriyle görmektir.”*

_________________
* Foucault, İktidarın Gözü, Çev. Işık Ergüden, Ayrıntı Yayınları , s. 45-46.

 

, , , , ,