Nereye gittiğini bilmeyen yolcular garı

Nereye gittiğini bilmeyen yolcular garı

Ali Ünal
23 Ağustos 2011

Birkaç yıl önce, bir sosyal sorumluluk projesi için gittiğim Mardin’den büyük bir can sıkıntısıyla kaçarak ayrılmış, Diyarbakır’da askerliğini yapan arkadaşımı ziyaret etmiş, sonra da havada asılı kalmış bir toz parçası gibi kararsız etrafa bakınırken, bir otobüse atlayıp Antalya’ya gitmiştim; her şey biraz da iyi gitsin diye.

Bir hafta boyunca, Antalya’dan Marmaris’e otostopla giderek, ağzımdaki ve içimdeki tüm kalıntıları silkmek, kendime gelmek ve bir yere varmaktan ziyade bir yere gitmeyi isteyerek üç yüz kilometre yol kat ettim. Yaşamımda, daha özgür hissettiğim bir an olduğunu sanmıyorum.

Ankara’ya evime dönerken, artık daha başka biri miydim yoksa aynı insan olarak mı eve girdim, bilemiyorum. Bildiğim tek şey, o yaz bir hafta boyunca girdiğim her tatil kasabası, uyuduğum her plaj ve yüzdüğüm her deniz, sadece benim hikâyemle birlikte bir anlamı olan bir hatıra oldu. Tatil bile diyemiyorum çünkü değildi. Ben bir yere gitmedim, bir yerde de bulunmadım; ben sadece yoldaydım.

Birbirlerinin can dostu olan Gabri ile Franco’yu bu yüzden çok iyi anlıyorum. Var Mısın? Yok Musun?’un kahramanları, ailelerinden, yazlıkta yalnız başlarına tatil yapabilmek için zorla izin alıyorlar, ancak onlar gider gitmez yazlıktan ayrılarak yola düşüyorlar. Bir hafta boyunca otostop çekip, yola çıkmadan önce asla planlamadıkları birçok iyi ve kötü şeyle baş etmek zorunda kalıyorlar.

Bu kitabın konusuyla ya da nasıl başlayıp nasıl bittiğiyle ilgili bir şeyler yazmak, kitabın anlattığı yol hikâyesine ihanet etmektir bana kalırsa. Gabri ile Franco, yalnız çıkmak istedikleri tatilin onlara nasıl bir öykü sunacağını bilmiyorlarsa, okur da, bu kitabın, kendisine nasıl bir öykü sunduğunu bilmemeli. Hattâ bununla ilgilenmemeli. Tıpkı yola çıkmak için adımını atmak gibi, bu kitabın yolculuğuna başlamak için de sayfayı çevirmesi yeterli. Sayfalar bir otoban gibi aktıkça, o zaman kendisine sorabilir: Varmak istediğim bir yer var mı ki benim?

Frodo ile Sam, Shire’dan çıkıp Bree’ye giderlerken, bir noktada Sam durup, “Eğer bir adım daha atarsam, evimden ilk defa bu kadar uzağa gitmiş olacağım,” der. Frodo ise dostunun omzuna dokunup, ona amcası Bilbo’nun söylediklerini tekrarlar. Yeri geldi, ben de bunu hatırlatarak sonlandırayım:

Kapıdan adımını atmak tehlikeli bir iştir Frodo. Yola çıkarsın ve eğer ayaklarına hâkim olamazsan, kendini nerede bulacağını asla bilemezsin.

, ,