Nereye baksam spor

Nereye baksam spor

SEVİN OKYAY
Zamanlı Zamansız - 29 Ağustos 2015

Spor seven bir insan olarak, futbol da severim. Ama sevdiğim bu sporun şekil değiştirmiş olması, içlerinde o ülkeden tek oyuncunun kalmadığı takımlar, her şeyi borsaya bildirmeler, FiFA bünyesinde bile yolsuzluk söylentileri çıkması, şike iddialarının her yerde göklere yükselmesi, vb. doğrusu futbola kaygıyla yaklaşmama neden oluyor. Gerçi halen çok sevdiğim sporlardan bisiklet, atletizm, hatta yüzmede de, örneğin, doping iddiaları almış yürümüş, hatta geçip gitmiş durumda. Ama yılda kaç atletizm organizasyonu, şampiyonası izlersin ki? Oysa futbolun sekiz ay oynanması insana hafif bir baygınlık verebiliyor. Hele bu sekiz ayı, çeşitli ülkelerden lig maçları yayını yüzünden 7-8’le çarparsan…

Hem sezon henüz açıldığı için, hem de yaz sporları şükür ki bugün de devam ettiği için, çok zor yürüdüğüm iki ay ve ameliyatlı olduğum beş haftada hiç sıkılmadım. Bir sürü dünya şampiyonası izledim. Önce Kopenhag’da Dünya Okçuluk Şampiyonası vardı. Okulda spor dersinde özellikle baharları ok atardık, çok severdim, iyi kötü de becerirdim. Fakat kardeşim, Kopenhag’da ortaya Cengiz’in savaşçıları gibi çıkan sporcuları görünce ümidi kestim. Ben o yaylarla okları taşıyamam bile. Hem o ne denge, ne soğukkanlılık, ne isabettir! Cidden hayran kaldım, hatta kendi kendimle bahse bile girdim, kim kazanacak diye. Hayli şaşırtabiliyorlar gerçi. Olur da bir yerde okçuluk yarışmalarına rastlarsanız, kaçırmayın dedim.

Onun arkasından gerçekten sevdiğim bir spor geldi. 2015 FİNA yüzme dünya şampiyonasını başından sonuna, saniye sektirmeden izledim. Hayat boyu başıma böyle bir şey gelmemiştir. Gerçi izlemeye hastanede, daha ameliyat gecesinden başladığım düşünülürse, belki ilk kısmını pek ciddiye almamak gerekir diyorum. Çünkü, kibar bir tabirle leyla gibiydim. Eve çıkana kadar elemelerin hepsini tekrar sandım mesela. Kule atlamalarında hele, “Bu filmi daha önce görmüştüm” ruh hali içindeydim.

Yüzmeler başlayınca sorun kalmadı şükür. Müthiş bir şampiyonaydı. Hem tanıyıp sevdiğim sporculara kavuştum, hem de tanımadıklarımı tanıdım. Kazan’daki şampiyona, gerçekten de sporcularıyla, rekorlarıyla, madalyalarıyla seçkin bir şampiyonaydı. Bir defa, kadın-erkek karışık atletizm bayrak yarışlarının ardından, yüzmede de benzer disiplinler izledik. On iki dünya rekoru kırıldı. Bazı sporcular iki gün arka arkaya ya da aynı gün içinde rekor kırdı. Macar yüzücü Katinka Hosszu dünya rekoruyla birinci olurken, genç Amerikalı hocasının (aynı zamanda kocası) heyecandan olduğu yerde tepinmesi, adeta romantikti. Britanya Milli Takımı, özellikle Adam Peaty şampiyonadan büyük başarıyla ayrıldı. Çok genç yüzücüler yarışmalara coşku kattı.

Ama 16. Dünya Yüzme Şampiyonası’nın hakiki yıldızı, Amerikalı Katie Ledecky’ydi. Yüzücü, planladığı gibi 200, 400, 800, 1500 metre serbestlere katıldı, hepsini aldı. 1500’den dakikalar sonra bir elemeye (sanırım 200) katılıp kazanması ise çok heyecan vericiydi. Birincilikler ve rekordan sonra çok sakin tepkiler veren yüzücü, son altınında dayanamayıp suları yumrukladı. Ledecky, dört altın alıp dünya tarihinde ilk olmak istemişti, oldu. 1500 zaten kadınlar için yeni bir disiplindi, ama en müthişi, 800 serbestte Janet Evans’ın 19 yıllık 8:16.22’lik rekorunu 8:07.39’la kırması oldu. Atletizmde belki Allyson Felix ile kıyaslanabilir.

Pekin’deki Dünya Atletizm Şampiyonası ise Pazar akşamına kadar devam ediyor. Gerçi önemli yarışları kaçırdınız ama hiç yoktan iyidir. Bu yazıyı yazdığım akşamda ABD neredeyse fiyaskoya varmış madalya durumunu, biri 400 metrede Allyson Felix’e ait olmak üzere iki altınla takviye edip, madalya listesinde Kenya’nın arkasından ikinci sıraya yerleşmişti. Kenya, bu şampiyonada en dikkati çeken takım. Çünkü altın (Ezekiel Kemboi), gümüş (Conseslus Kipruto), bronzun (Brimin Kipruto) hepsini birden alıp, hatta bir de dördüncü çıkardıkları 3000 metre engelli gibi mesafeler bir yana, bu şampiyonada ilk defa aldıkları madalyalar (altınlar) da var.

Dünya atletizm şampiyonaları tarihinde Kenya’nın aldığı 45 altın madalyanın hiçbiri 800 metrenin altında bir yarış için değildi. Nicholas Bett favorileri arkasında bırakıp, 47.79 ile ilk defa 400 engellide altın alarak bunu bozdu. Moskova’daki dünya şampiyonasında Kenyalı Julius Yego son haklara kadar bronz alacak gibiydi, ama olmamış, dördüncülükte kalmıştı. Burada ise, 92.72 m. gibi şaşkınlık verici bir atışla altın madalyayı aldı. Takımının koşular dışında aldığı lik madalya… Hayranlıkla izledik Kenya’yı, umarız bu ilerleme sürer.

Çekiçlere Polonyalılar el koydu. Erkeklerde altını 80.88’de kazanan Pawel Fajdek’in yanına bugün kadınlarda Anita Wlodarczyk geldi. İzlediğim ilk günde Mo Farah’ım 10 bini aldı. Kendisini buradaki kapalı salon şampiyonasında live olarak da izlemiştik. Çok var, çok! Üstelik henüz bitmedi.

Ama en çok beklenen, merak edilen erkekler 100 ve 200’dü herhalde. Sakatlığı var, morali bozuk denen Usain Bolt, 200’de biraz gayret gösterse de (Justin Gatlin zorladı), güle oynaya ikisini de aldı. Daha bayrak yarışı var, tahminimizce her zamanki gibi üç altınla döner.

Şampiyonanın tek üzücü yanı ise, çok tatmin edici bilgiler veren Eurosport sunucusu Caner Eler’in eskilere dönünce sık sık doping yapan sporculardan söz etmek zorunda kalmasıydı. Bunlara affa uğramış Justin Gatlin de dahil. Eler, ne kadar üzülerek söylediğini de tekrarlıyordu. Umarız atletizm de, kendini doping bataklığından kurtarıyor gibi görünen bisikletin yolunda gider. Hastalık sayesinde Polonya Bisiklet Turu, Norveç Kuzey Kutbu Turu, Eneco Turu (Hollanda-Belçika) ve nihayet kavuştuğumuz İspanya Bisiklet Turu / La Vuelta’yı da unutmayalım. Yani biraz spor seviyorsanız (alışılmış sporlar dışında) pekâlâ televizyonda keyifle izleyecek şeyler bulunuyor. Bu arada, herkese fark atan Lewis Hamilton ile iki yıl sonra podyuma çıkmayı başaran Lotus sürücüsü Romain Gorsjean’i de kutlarız…

Hastalık gibisi yok. Tamamını izledim, yeminle…

 

, ,
Share
Share