Nasıl geçilir, nasıl?

Nasıl geçilir, nasıl?

SEVİN OKYAY
Zamanlı Zamansız - 19 Temmuz 2014

Geçen gün bir uyarı gördüm. “Büyüme!” diyordu. “Bu bir tuzak.” Gerçekten de büyük tehlike, büyümek. Ama istediğimiz kadar büyümek de bizim elimizde. Öyle “içindeki çocuk” romantizmine kapılmadan çocuk kalabilirsiniz. Ama yığınınızı hazırladıktan, acılarınızı aradan çıkardıktan sonra.

İnsan dört tane 18 yaşında olup da geriye dönüp bakayım deyince, bazı dönemler, bazı iklimler ruha daha yakın geliyor. Bilinçli olarak değil ama… Ben İlk Romanım’ı ikinci defa yazdıktan sonra (ilki bir kaza sonucu sanal âlemde kayboldu), ilginç bir macerası oldu. Üç ayrı yayınevinden basıldı, sonuncudan üç baskı yaptı. Farklı kişilere, daha doğrusu farklı yaşta kişilere farklı şeyler söyledi. Benim için makbul olanı, fuarlarda standı dolduran kız çocuklarının cıvıl cıvıl sözleriydi elbet; ama büyüklerin de farklı talepleri olabiliyordu. “Neden,” diyorlardı, “bir de 13 yaşındaki halini yazmıyorsunuz? Annesiyle anlaşamasın, takışsın…”

Yani bilmiyorum, İlk Romanım’ı içinizde okuyan var mı ama, o kız, annesiyle zaten yeterince anlaşamaz. Hem ben onun o yaştaki halini, sanki masumiyetini tercih ediyorum. Sonra başka karakterler yazınca da, yaşı büyüteceğime indirdim. Bundan sonra da kitap yazacak olsam, herhalde küçük kızlar, oğlanlar ve hayvanlarla dolu kitaplar yazarım. O da bir tür fantastik dünya. Ama bunun nedenini ancak Ağaçtaki’ni okuduktan sonra düşündüm.

Herkesin hayatında darboğazlar, tehlikeli geçitler, fırtınalı sular vardır. Bazılarından bir daha geçmek istemezsin. Büyükler için en korkutucu dönem, anlaşıldığı kadarıyla, çocuklarının yeniyetme olduğu yıllar. Belki çocuklar için de öyledir. Ne de olsa, iyisiyle kötüsüyle alışmış olduğun çocukluk diyarını terk edip, bilinmezliklerle dolu bir başka diyara seyahat ediyorsun. Hatta seyahat de etmiyorsun, kendini pat diye orada buluyorsun. Her şey yabancı, annenle baban bile. Her şey ıstırap veriyor ama kaçıp güvenli bir yere sığınamıyorsun. Çünkü öyle bir yer kalmamış. Birden değişen annenle baban sana yardım edemiyor, hatta etmiyor. Tek umudun akranlarında, ama onlar da ayrı bir mesele. Eh yani, yeniyetme çağın rekabetleri başka yaşlarınkine benzemez.

Ne var ki, küçük çocukları yazmak istememin nedeni, benim de yeniyetmelikten çekinmem değildi. Zor olduğu kadar da eğlenceli bir dönemdir aslında. Oysa Ağaçtaki‘nde Pierre Anthon’un başlarını derde soktuğu arkadaşları için çocukluğa veda yılları eğlenceli olmaktan çok uzak. Pierre için, 68’de takılıp kalmış bir hippinin oğlu olduğu, babasıyla ve aynı kafadaki başkalarıyla bir komünde yaşadığı söyleniyor. Doğru mu, bilinmez. Evin bahçesinde yaşlı, eğri büğrü erik ağacı var. Pierre Anthon bir gün sınıfta çantasını toplayıp, hiçbir şeyin önemi olmadığını söyleyerek okulu terk ediyor. Gidiş o gidiş. Yukarıda adı geçen ağaca tırmanıyor, ham erikleri gelene geçene fırlatıp ısrarla her şeyin anlamsız olduğunu söylüyor. Hiç durmadan, bıkmadan, her gün söylüyor. Anlamsız, önemsiz, diyor. Kendinizi kandırıyorsunuz, diyor. Diyor da diyor. Sonunda arkadaşları ne yapıp yapıp onu ağaçtan indirmek zorunda olduklarına karar veriyorlar. Ne yapmalı? Onlar için anlam ifade eden şeylerden bir yığın oluşturup, bunu inatçı arkadaşa göstermeli.

Aslında, Pierre Anthon’un korkulacak bir yanı yok, sadece sinir bozuyor. Haklı olup olmadığı da şüpheli. Ama onun kalplerine saldığı korkuyla, birdenbire bir boşlukla karşılaşmak istemeyen çocukların anlam yığınını oluşturmak için birbirlerinden istediği şeyler de, tavırları da yer yer ürkütücü. Ben kendi payıma, hayatıma anlam katan bir değil pek çok şeyi o yığına ekleyebilirdim. Hem başka birinin “Her şey önemsiz, anlamsız!” demesine de aldırmazdım. Yoksa şimdi mi öyle geliyor? Hayır, her zaman bir anlam yığınına katacak birden çok şeyim olmuştur.

Öyleyse tehlike büyümekte mi? Geçen gün böyle bir uyarı gördüm. “Büyüme!” diyordu. “Bu bir tuzak.”  Gerçekten de büyük tehlike, büyümek. Ama istediğimiz kadar büyümek de bizim elimizde. Öyle “içindeki çocuk” romantizmine kapılmadan çocuk kalabilirsiniz. Ama yığınınızı hazırladıktan, acılarınızı aradan çıkardıktan sonra. Bir kere büyüme belasını atlatınca, beş yaşın sefasını gene sürmek mümkün.

, , , , , ,