Kural Kaçağı

Kural Kaçağı

Burcu Arman
01 Ekim 2012

Havaların erken ısındığı bir mart sonu, nisan başı (yıllardan? Aslı’nın dediği gibi 1800’ler), kız lisesinin bahçesi çığlık çığlığa. Sebep? Neymiş, daha liseni “kısa çorap” dönemi başlamamışmış. İyi de, havalar öyle demiyordu! Uzun çoraplar yüzünden hunharca kaşınan bacaklarımız da!  Bu durumda ne yapılırdı? Spontan bir eylem olarak lise marşı, sıraların arasından yükselmeye başlar, müdür yardımcısının (ki kendisine hâlâ tapar, gördüğümüz yerde boynuna atlarız, ayrı) sesini bastırma operasyonu başarıyla sonuçlanır!

“Kadıköy Kız Lisesi onun sevgili adıııı, kucaklar hepimiziii sıcak güçlü kaaanaadııı”

Eh, madem öyleydi, o zaman sıcak güçlü kanatların ardına sığınıp, tabii ki ertesi gün kısa çorap mevsimini açmak farz olmuştu… Açtık da. Müdür muavini caanım Betül Hoca, “o saçlar abuk subuk renklere boyanmayacak” diye çığırırken, saçının yalnızca yarısının mora çalan beyaz rengine hayran hayran baktığımız! Bir iki uyardı, sonra “ne haliniz varsa görün” klasmanından bir restle serbest bıraktı çoraplarımızı neyse ki…

Sonra bir de renkli kazak sorunsalı vardı… Sevgili edebiyat hocam “tuhaf” bir alışkanlık edinmişti; “Burcu çıkart o kazağı,” demeden derse başlamazdı canım benim. Hani bazı dönemler kuralların kontrolü sıkılaştırılır ya. İşte öyle dönemlerden birinde, elinde çöp torbasıyla “renkli”leri toplayan bir hocamız vardı (panik yok, çıkışta buruşmuş da olsa kavuşurduk kazaklara, bir daha giymem vallaha sözleriyle tabii). Her nasılsa sevgili fıstık yeşili kazağım ve ben kurtulduk her seferinde. Bendeki bu zafer hissiyatı, daha sonra edebiyat hocasının anneme kişisel başarısızlığı olarak itiraf edilecekti:

“Hanımefendiciğim kızınızda bir inat var!”

“Dersleri mi kötü?”

“Hayır, giyim tercihleri.”

“??”

“Şu okulda dört senedir okuyor, o iğrenç yeşil kazaktan kurtaramadım kendisini!”

Ha peki kimse sordu mu neden bu kazak diye? Evet, rengine hastaydım, ayrıca beni pek açtığını düşünüyordum J Ama bu değil. Annemin ısrarla alarak üzerime giydirdiği armalı hırkam ilk beden dersinde ortalıktan kaybolunca (epey para bayılmıştı o çirkin naneye, hâlâ aklımda) inat ettim! Yani benimki kişisel bir protestoydu. Haa, anlatabildim mi bilemem. Zira muhtemelen edebiyat hocamı şimdi bulup sorsanız, zevksiz ve inatçı bir kız çocuğuydum okka!

Çorap hikâyesine gelince. Kısa çorap postallarla daha güzel duruyordu, eteği de iki kere kıvırınca gereken estetik formaya pekâlâ uyuyordu (yani bize göre)! Bizden sonra pantolon serbestliği başladı, ona bile razı olurduk diye düşündük (Onun da skinysi olmaz şöyle boru paça olcek, vicıda oturmayacak tarzında kuralları vardır eminim ki, bilenler bilmeyenlere anlatsın) Hani ya hiçbirisi olmasa?

 

 

, , , , ,