Kimin edebiyatı?

Kimin edebiyatı?

Mehmet Erkurt
03 Aralık 2014

Gençlik edebiyatı dediğimiz, sadece gençler için yazılan edebiyat mıdır? Konuya sırf yayıncılık ve hedef kitle üzerinden bakılırsa, küçük bir “evet” kaçınılmaz. Ama sorunun esas yanıtı, kocaman bir hayır.

Geçtiğimiz hafta, çocuk edebiyatı alanının ileri gelen akademisyen ve yazarlarından Prof. Gülçin Alpöge’nin edebiyattaki 40. yılı nedeniyle gerçekleşen etkinlikler bünyesinde, Boğaziçi Üniversitesi’nde bir panel ve sergi düzenlendi. Başlıca dinleyici kitlesini öğrencilerin oluşturduğu –özellikle bu açıdan yararlı bulduğum– panelde, editörler Ebru Akkaş (Can Yayıları) ve Müge Erel’le (Tudem) birlikte üç konuşmacıdan biri de bendim. Temel soru, yayınevlerinin kitapları neye göre seçtiğiydi. Kırçiçeği Yayınları’nın kurucusu Aslı Motchane’nin moderatörlüğünde, neyi niçin seçtiğimiz, metinlerin nasıl kitaplaştığı, alanımızın bugününe bakarak yarınını nasıl değerlendirdiğimiz üzerine sohbet ettik. Herkes çalıştığı alandan söz etti, Ebru Akkaş okulöncesi kitaplardan, Müge Erel çeviri çocuk edebiyatından, bendeniz de gençlik edebiyatından.

Tabii konu gençlik edebiyatı olunca, malum, başlığa ilişkin tanım sorunlarına da değinmek gerekti. Çünkü ortada ne olduğu pek de anlaşılamamış, eleştirmenlerce büyük ölçüde reddedilen bir tür vardı. Elbette, “gençlik” gibi muğlak bir kavram da eşlik ediyordu ona. Yaşla ifade edilmesi, genel hatlarıyla da olsa ifade bulduğu dönem ve deneyimlerin belirlenmesi, dolayısıyla kavramsallaşması son derece zor bir alan olarak gençlik, hem çocukluğu izleyen “ilkgençlik” yıllarını kapsıyordu, hem de onu izleyen olgunlaşma yıllarını, yani “genç-yetişkinlik” (young adult) dönemini. Elbette, gençlik dediğimiz bu kadarla da kalmıyor; insanın ömür boyu taşıyabileceği bir yaşam enerjisi, düşünce ve anlayış, ifade ve duygulanım biçimi olarak adını ve varlığını sürdürebiliyordu. Dememiz o ki, “Gençlik nedir, genç dediğimiz kimdir?”in yanıtını vermek zordu, hâlâ da zor. O halde, şu soru beliriyor hemen: “Gençlik” tanımıyla bir edebiyat nasıl türleşebilir?

Yayıncılık açısından baktığımızda, gençlik edebiyatı dediğimiz türün, tematik anlamda daha çok ilkgençliği izleyen genç yetişkinlik çağını, kurumsal bir karşılaştırma yapacaksak lise ve üniversite civarlarını ya da, yaklaşık 15-25 yaş dönemindeki bağlamı yansıttığını söylemek mümkün. Bu dönemin ülke ve kültürlere, çeşitli durum ve koşullara göre farklılık gösteren öyküleri, tam da bu edebiyatın içeriğini yansıtır. Aynı nedenle, söz konusu yaş aralığını bir okur yaşı olarak görmek elbette doğru değildir. Bu rakamsal ve tahmini veriler, daha çok metne konu olacak öykünün insanı ele alışı, içerikle okuru buluşturacak ortak deneyimler ve edebiyatın öncelik vereceği yaşam kesiti olarak görülmeli.

Böyle bakınca, hemen yaşa bağlı şu kritik soru akla geliyor: “Gençlik edebiyatı dediğimiz, sadece gençler için yazılan edebiyat mı?” veya “Gençlik edebiyatına adını veren şey, onun salt gençler için yazılmış ya da yalnızca gençler tarafından okunacak olması mı?”

Konuya sırf yayıncılık ve hedef kitle üzerinden bakılırsa, küçük bir “evet” kaçınılmaz. Ama sorunun esas yanıtı, kocaman bir “hayır”. Elbette gençliğe değinen, gençliğe dair meselelere öncelik veren, hayata gencin gözlerinden ve onun yaşam deneyimleri üzerinden bakabilen, herhangi bir çağdaki gençliğin bağlamı çerçevesinde öyküsünü kurabilen edebiyat eserlerini, özellikle –ve öncelikle– gençlerin tercih edeceğini düşünmek yanlış olmaz. Buna bağlı olarak, bu türü yayımlayan yayınevlerinin de, ihtiyaç duydukları kitle ve pazarı oluşturmak için kendilerine hedef kitle olarak gençleri seçip, herkesten önce onlara ulaşmaya çalışmasında anlaşılmayacak bir taraf yok. Ancak bu, sadece ticari faaliyet ve pazarlama ölçeğinde geçerli bir durum. Konuya edebiyat açısından bakıldığında, geliyoruz şu kocaman “hayır”a.

Bir edebiyat türünü ve/veya eserini kimlerin okuyup kimlerin okumayacağına“karar” verebilecek bir yetkiden ya da yetkinlikten söz edebilir miyiz? İçimiz rahat olsun, edemeyiz. Etmeyelim de. Edebiyata biraz yakın durduğumuzda, bunun ölçüsüz, hadsiz, hatta yanlış bir iddia olacağını fark ederiz. Herhangi bir edebi eserin, okuruyla hayatının herhangi bir döneminde doğal olarak buluşabileceğini, kendini herhangi bir şekilde o okur için vazgeçilmez kılabileceğini biliriz. Çünkü, okurlar olarak, bunu biz de deneyimleriz. Zira yayıncı olmadan önce, hepimiz birer okuruz.

Dememiz o ki, “gençlik edebiyatı” kimsenin değil. Tıpkı polisiye edebiyat gibi, bunca horgörülmeye karşın kendi kültürünü ve ilgi alanını yaratmış, vasatın üstü ve altı örnekleriyle var olup kendini zenginleştirmeye devam ediyor. Okurunun kim olacağını ise, her ne kadar kurumlar hayal edip biçimlemek istese –ve bunu bir ölçüde başarsa da– nihayetinde okur ve kitap arasındaki ilişki belirliyor.

Bir sonraki yazı, gençlik edebiyatında neler aradığımız üzerine.

 

, , , , ,