Kemal Derviş Olucam Ben!

Kemal Derviş Olucam Ben!

Erdi İnci
07 Kasım 2012

Ailemde üniversite okumuş insan sayısı pek az. Bu okumuş tayfanın içinde de, ne hikmetse herkes öğretmen olup çıkmış başımıza. Bu geleneği kıran kuzenim, zamanında güzel sanatlar okuyarak grafiker oldu, ama hem kadın olması hem de okuduğu fakültenin güzel sanatlar olması sülale tarafından sayılmadı ve kuzenim okumuşlar grubuna alınmadı!

Bu kadrodan sonra ben de ÖSS’yi kazandım…

Hayatlarında öğretmenlik dışında meslek bilmeyen akrabalarım, ya da şöyle söyleyeyim, hayatlarında öğretmenlikten daha önemli, değerli ve rahat bir meslek bilmeyen akrabalarım, aldığım onca puandan sonra benim ekonomi okuyacağımı öğrendikleri zaman büyük bir şok yaşadılar. Puanımla öğretmen olabileceğimi bildikleri halde neden öğretmen olmadığım, bir dönem onlar için büyük bir sorun oldu.

Sonra bu sorunu aşıp kendilerine daha büyük bir sorun buldular: Şimdi ben bu bölümden mezun olursam ne olacaktım?

Hani öğretmenlik okuyan öğretmen olur ya, ekonomi okuyan da ekonomist olur ama, şimdi hayal gücünde “içinde ekonomistin olduğu” bir şablon çizemiyorsun ki. Ailem de bu şablonu çizemediği için, ne zaman beni görseler “Sen şimdi ne olacaksın başımıza?” sorusunu sormak zorunda kalıyorlardı.

İşin doğrusu, ben de bu bölümden mezun olduktan sonra neler yapabileceğimi tam bilmediğimden, başlıyordum klasik cevapları vermeye: “Ya işte bankacı/borsacı/özel şirketin birinde bir çalışan… olurum herhalde.”

Bu cevaplar ailemi tatmin etmedi. Ne zaman bu cevapları versem, “Yani sen şimdi veznedar gibi bir şey mi olacaksın? Ee, onun için bu kadar yorulmasaydın be oğlum, herkes veznedar oluyor,” gibi cevaplar çarpıyordu yüzüme.

Hayır, yapacağım işi bilip bilmemeleri o kadar da önemli değil açıkçası, ama şimdi ben bir Boğaziçi Üniversitesi öğrencisi olmuşum, o zamanlar havamdan geçilmiyor; e ailem, siz de bu kadar cahillik yapıp beni ezeceğinize, azıcık saygı duyun canım! Hayır, insan bekliyor yani bir sırt sıvazı, aslanım diye bacağa geçirilen tokadı, baldır sıkmalarını falan…

Neyse, bir gün yine aile meclisi oturmuşuz, o zaman da yanımda eniştemin dedesi mi, eniştemin eniştesinin babası mı öyle bir amca, dönüp bu soruyu soran beş milyonuncu insan oldu. Ben de ona ödül olarak, “Ya işte Kemal Derviş ne yapıyorsa onu yapacağım ben de,” dedim.

Demez olaydım…

Şimdi benim sülalem, canımın ötesi sülalem beni o kadar iyi anladılar ki, adım BAKAN’a çıktı. Kemal Derviş’i ekonomist olarak değil, bir bakan olarak tanımıştı çünkü ailem.

Ondan sonra da, tabiri caizse olaylar olaylar… Akrabalarımın yanına bakan diye çağırılır, beni tanımayanlara, “Bakan olacak bu çocuk,” diye tanıtılır oldum, ki tanıştığım insan bunun dünyanın en büyük atışı olduğunu fark ettiği zaman bir kat daha yerin dibine giriyorum (buna da başka bir yazıda değineyim)…

Hatta bir keresinde şuna şahit oldum: Küçük çocukların, “Benim babam senin babanı döver!” muhabbetine yeğenim, “Benim Erdi Ağabey’im bakan olacak oğlum, o zaman sizin sülalenizi hapse attırtacağım!” diyerek ölümcül darbeyi vurmuştu oncağızım karizmama.

Neyse, fazladan uzatmadan kıssadan hisseye gireyim: Siz ne olursanız olun, ne olmaya çalışırsanız çalışın, aileniz sizi kendi kafalarına göre görüyor, kendi kafalarına göre konumlandırıyor. Evet. Onca lafım sırf bunu demek içindi.

, , , , ,