Kalabalığın götürdüğü yere git

Kalabalığın götürdüğü yere git

Gülçin Kocabuğa
22 Kasım 2012

Edebiyat ve yayıncılık dünyasının en önemli organizasyonlarından İstanbul Kitap Fuarı altıncı gününe girerken, binlerce okuru kitaplarla, imza günleri, söyleşiler ve atölye çalışmalarıyla buluşturmaya devam ediyor. (Hatta siz bu yazıyı okurken, kim bilir hangi yazar imza atmaktan yorgun bileğini çaktırmadan masa altından ovuyor…)

Fuarın ilk gün ziyaretçi sayısının geçen yılı geride bıraktığını ve fuara bu yıl yurtiçinden ve yurtdışından pek çok yazar-çizer-yayınevinin konuk olduğunu belirtmeliyiz. Ancak bu seneki fuarının bir önemli konuğu daha vardı ki; o da bendim!

Biricik hafta sonu tatilimi İstanbul Kitap Fuarı’nda geçirme kararımın sadece iki sebebi vardı. Bunlardan ilki mecburiyet (“Nasıl işten atıldım” başlıklı yazımı haftaya yine bu siteden okuyabilirsiniz); ikincisi ise, Beylikdüzü’ne giderek biraz olsun şehirden uzaklaşmak. (Bildiğiniz gibi Beylikdüzü’ndeki apartmanların yirminci katından İstanbul görünür.) Eh, hafta sonumu fuarda geçirince, fuarı ziyaret etmeye niyetli (iyi niyetli diyelim) kitap severlerle deneyimlerimi paylaşmak istedim.

Önce, “Fuara nasıl gideceğim?” sorusu üzerinde duralım. Metrobüs artık TÜYAP’a kadar gittiğinden, fuara ulaşmak bu sene çok daha kolay. Tabii, metrobüse ‘bir şekilde’ binebilen, uzunca bir süre “Acaba şurda inip geri mi dönsem!” diye düşünmeyen ve sauna etkisi yaratan bu uzun yolculuktan sonra kendine gelebilen şanslı yolculardansanız!

Bu arada benden size tavsiye; fuara giderken yanınızda mutlaka ekmek arası peynir, bir iki haşlanmış patates, bir muz falan bulundurun. Aksi halde ucu Fizan’da biten yemek kuyruğundayken açlıktan düşüp bayılmanız an meselesi olabilir. Özellikle fuara çocuklarıyla gidecekler için altın değerinde bir tavsiye daha: Yavrunuza asla, “Çişin geldi mi oğluşum? Tuvalete gidelim mi?” diye sormayın. Fuar kapısından girer girmez ilk önce tuvalet sırasına girin, zaten sıra ‘oğluş’unuza gelene kadar çişi muhakkak gelecektir!

Katılım yoğun olunca, “Dönüşte alırım,” dediğiniz kitabın satıldığı yayınevinin standını bulmak için Hansel ve Gratel’i yad ederek yere ekmek kırıntıları atmak yerine, TÜYAP’ın en ince ayrıntısına kadar düşünüp hazırladığı broşürü elinizden bırakmamanızı da tavsiye ederim.

Fuarın teması çocuk ve gençlik edebiyatı demiştik. (Demiş miydik?) Hal böyle olunca, fuarın en can ve göz alıcı noktasını çocuk ve gençlik yayıncılarının standları oluşturuyor. Hafta sonu nedeniyle annesinin elini (hafta içi o anne eli, öğretmen eliyle yer değiştirecektir) tutan çocukların bu standlarda şöyle uzun uzun soluklandıklarına (!) tanık olabilirsiniz: “Abla bu kitap kaç para? Peki bu kaç para, peki bu, peki bu…”

Göz alıcı kitaplar var dediysek, aklımızı başımızdan alan (!) kitaplar da yok değildi. Benim dikkatimi en çok yoğurdun mayalanma, kazağın örülme sürecini ‘ulvi’ nedenlerle açıklayan, dışı rengarenk şeker gibi, içi kapkara zifir gibi kitaplar çekti. Genç okurlara yönelik fantastik ve gotik edebiyat örnekleri de dikkati çekiyordu. Pek çok stand cadılar, kurt adamlar ve büyücülerle dolu fantastik dünyalardan geçilmiyordu. Tüm bu kitapların ‘büyüsüne’ kapılıp kendinizi kolayca kaybedebilirsiniz, benden söylemesi.

Fuarın en güzel anlarından biri de, çocuk ve genç okurların sevdikleri yazarlarla buluştuğu imza ve söyleşi etkinlikleriydi. Ben mesela, fuar boyunca elim ve alnım arasındaki samimiyeti iyice ilerlettim. Kaçırdığım veya unuttuğum her etkinlik için alnıma yapıştırdığım o tokatların sesleriyle koridorlarda koşturdum durdum. Sizlere tavsiyem, etkinlik programınızı önceden oluşturmanız ve sakin sakin fuarın tadını çıkarmanız…

Son bir tüyo! O kapıdaki güvenlik görevlisi var ya, işte ona asla soru sormayın. “Yok, benim zaten bir-iki kilo fazlam var, giriş katındaki etkinliğe gitmeden önce birkaç kat merdiven çıkıp inesim var!” diye düşünüyorsanız sizin bileceğiniz iş tabii!

Bu arada, “Amma da yorulduk!” demeden, kitap fuarıyla aynı anda gerçekleşen muhteşem bir etkinlikten de payınıza düşeni alınız ve İstanbul Sanat Fuarı’nın kapısından kafanızı bir uzatınız. Koridorlar boyunca, “Bu resim de ne kadar Bedri Rahmi’nin resmine benziyor,” demeden önce tabloların altındaki etiketlere bir göz atınız ve bir taşla iki kuş vurabilmenize, Kitap ve Sanat Fuarı’nın aynı haftaya denk gelmesine şükrediniz. Bu kadar tavsiyeden sonra şunu da belirtmekte yarar var: Her geçen gün artan bir ziyaretçi akınına uğrayan İstanbul Kitap Fuarı’nda yüreğinizin değil, kalabalığın götürdüğü yere gideceksiniz…

, , , ,