Hayatta kalmaya cesaret edenler

Hayatta kalmaya cesaret edenler

Ali Ünal
29 Ağustos 2011

“İntihar etmeyeceksek içelim bari!”

Adalet Ağaoğlu’nun Bir Düğün Gecesi adlı romanı bu satırla başlar. Ölemiyorsa bir insan ya da rakı masasındaki bir arkadaş grubu, o zaman hayatta kalmanın en güzel şeklini yerine getirmelidir ki verdiği yaşam sözünün ardında durabilsin. Değil mi ki yaşamak güzel şey! Peki ya ölmek?

İntikam duygusuyla birilerini öldürmenin, her zaman bir katil zayıflığı olduğunu düşünürüm. Çünkü öldürmenin, öldürülen insana “kötülük” yaptığı önkabulüne bağlıdırlar. Ölmenin ne demek olduğunu kimse bilmediğine göre, bir insanı öldürerek ona iyilik mi kötülük mü ettiğinize de karar verememeniz gerekir.

İnsanın kendini öldürmeye çalışmasına ise daha farklı, ama aynı sonuca götürecek derecede bakıyorum. Kişi burada, sonucunu kendi üzerinde test edebileceği bir sürece başlıyor. Ölümü, bir ceza olarak görmektense bir kaçış yolu olarak algılıyor. Ancak burada da ölümün, mutluluk ve acılardan kurtuluşun evi olduğu kabul ediliyor.

Her iki seçenekte de, bilinmeyen bir ölüm, bilinen bir duygunun yerini alıyor. İnsan yapımı. Tüm insan yapımları gibi de tuhaf ve gizemli.

İntihar Notlarım’ın kahramanı Jeff de bu insan yapımı çözümün peşinden gidiyor. Onu rahatsız eden sorunla baş etmek için, ne olduğunu bildiği yaşamdan kaçıp ne olduğunu bilmediği ölüme adım atıyor. Yaşayarak ortadan kaldıramadığı bu sorunu, hakkında hiçbir şey bilmediği, ama sırf da bu yüzden ona güven ve umut veren ölümde çözebileceğine inanıyor.

Ölümün bize kattığı bir şey varsa eğer -en azından zayıf bilgimizle görebildiğimiz- o da yaşamak sorununa getirdiği yaklaşımdır. Yaşarken karşılaşılan her duygunun bir ucunun mutlaka ölüme dayandığını yaşarken pek fark etmiyoruz, ama öfkemiz (Öldürürüm lan seni!) de sevincimiz (Ölsem de gam yemem!) de bizi eninde sonuna ölüme götürüyor. Yaşamı anlamlandırabilmek için, ölümü düşünmek zorunda kalıyoruz; devam edebilmek içinse onu unutmak. Ancak insanın, kendisini, bile isteye o yöne sokabilmesi için gerçekten başlı başına bir mesele.

Jeff, oldukça zeki biri. Alaycı, duygusal ve dürüst. Kitabın birkaç bölümünü okuduktan sonra, Jeff gibi birinin neden intiharı tercih ettiğini anlayamamaya başlıyorsunuz. Özür dilerim, sizin adınıza konuşmayayım, ben anlayamamaya başlıyorum. Girdiği çıkmaz sokağı, elini kolunu bağlayan çaresizliği ve bunların getirdiği bunalımı hissetmeye başlıyorum. Günlüklerini okurken, onunla ölmek için değil de onunla yaşamak için çabalıyorum.

Emin olun, okuyacağınız kitap da bu çabanın, bu dileğin bir ürünü. Jeff’in günlüklerinden oluşuyor. Psikaytri Koğuşu’nda; Sadie’yle, Martha’yla, Rankin’le ve Juliet’le geçirdiği 45 günü anlatıyor. Kendi kendini soktuğu bu girdaptan, nasıl kendi kendine çıktığını; kimlik sorununu nasıl çözümleyip kendini bulduğunu yazıyor.

İntihar Notlarım, bir ölüm kitabı değil; aksine, bir yaşamak manifestosu. Hayatta kalanlar, kalmayı deneyen o cesur insanlar için.

, ,