Hayal gücü özgürleştirir

Hayal gücü özgürleştirir

SEVİN OKYAY
Zamanlı Zamansız - 23 Ağustos 2014

Edebi ürünler arasındaki tek ayrım, iyi kitap-kötü kitap ayrımı olabilir. Kötü bilimkurgu, fantazya, korku, polisiye; kötü kitaptır. Tıpkı kötü ‘ağır edebiyat’ örneklerinin de sonuçta kötü kitap olması gibi.

Hayal gücünün önemini kimse çocuklardan iyi bilemez. Çocuklar, masalları, sıradışı hikâyeleri, bütün Jules Verne’leri, Harry Potter’ları, bilumum çizgi romanları, kıllarını kıpırdatmadan okurlar. Hiç rahatsız olmazlar, aksine keyiflenirler ve hatta o maceralara birinci elden katılırlar. Hem, Süpermen’i uçarken henüz görmemiş olsak da, kim bizi onun varolmadığına inandırabilir? Kendi payıma, büyücülerle cadıları, Muggle’lardan (büyü dışı insanlardan) daha gerçek ve inanılır buluyorum.

Medyum Patrick Jane’e, polisiye dizi The Mentalist’in bir bölümünde, ideal bir hayatta ne istediği sorulunca, “Ev hayvanı olarak ejderha,” diyor. Karşı taraf da cevabı yapıştırıyor: “Lütfen ciddi ol. Bu önemli bir soru…” Ee, ne olmuş? Bu da önemli bir cevap, ciddiye alınması gereken bir istek işte.

Geçen yazımda Beowulf ve Grendel’den söz edince, hele hele üstat Tolkien ana konumuz olunca, akla fantazyanın gelmemesi mümkün değil. Şu sıralarda da Danielle Martinigol’ün 100Dünya üçlemesinin ilk iki kitabı 100Dünya’nın Gizli Yüzü ve Başkadeniz’e Dönüş’ü okudum ki, o da bilimkurgu oluyor. Yani, aynı hesap, Martinigol de hayal gücünün başına buyruk bir çocuğu. Yazarlarının (ve okurlarının) ne kadar sınırsız bir hayal gücü olduğunu kanıtlayan bu ve benzer kitapların ciddiye alınmaması beni hep şaşırtmıştır. Hatta, okullardaki panellerde bu konuda ciddi mücadeleler vermek zorunda kalırız. Nadiren öğrencilerle, genelde anne babalar ve öğretmenlerle… Ortada buluştuğumuz da olmuştur.

Biz derken, Ekim 2011’de kurulan FABİSAD’ı, yani Fantazya ve Bilimkurgu Sanatları Derneği’ni kastediyorum. Kuruluş amaçları arasında, “hayal gücünün öneminin anlatılması”nın da yer aldığı bir dernek. “FABİSAD olarak, ‘Fantastik’i düşlenemeyecek hiçbir şey bırakmayan, Bilimkurgu’yu akla ve bilimsel düşünceye ilgiyi artıran, Korku’yu da insanoğlunun kendini ve korkularını anlamasını sağlayan türler olarak görüyor, insanlığa ve gençliğe çok şey kattıklarını düşünüyoruz.” (Genelde küçümsenen Polisiye’yi de dahil ettirmeye çalıştım ama o, son birkaç yıldır daha popüler olduğu için herhalde, başaramadım).

FABİSAD iki yıldır, yine derneğin kuruluş amaçları arasında yer alan bir şey yapıyor ve ödüller veriyor: Pirimiz, üstadımız Giovanni Scognamillo onuruna düzenlenen Gio Ödülleri. Ne kadar önemli olduğunu anlamak için, beklentilerimizi de aşan katılımdan haberdar olmak ve çoğu genç olan sanatçıların, yılına göre roman ya da kısa öykü, illüstrasyon, kısa film, basılı olmayan öykü gibi dallarda finale kalınca, hele ödül alınca nasıl samimi bir sevince kapıldıklarını görmek gerek.

Çoğu genç ama hepsi değil. Bu yıl ilk olarak verilen “Mavi Anka” onur ödülü, fantastik edebiyatın ülkemizdeki öncülerinden, emsalsiz hayallerine hep hayran olduğum Nazlı Eray’a sunuldu. Bunun hayatında aldığı en güzel ödül olduğunu söyleyen yazar, daha sonra da Yılın En İyi Öyküsü dalında “Bindik Bir Alamete” ile birinci olan 77 yaşındaki İlyas Engiz’in ödülünü verdi. Emin olun, hem Engiz’in hem de bizim coşkumuz, sahneye koşan gençlerin coşkusu kadar büyüktü. Eh, beni yaş meselesi de ümitlendirip heyecanlandırmış olabilir tabii.

Büyüklerin değerini düşürmeye çalıştıkları, sadece hayal gücümüzü özgür bırakan kitaplar da değil. Şahsen kendi çocukluğum ve ilkgençliğimde, ders kitabı olmayan bütün kitapların ve aslında edebiyatın “palavra” kelimesiyle özetlendiğine sıkça tanık olmuşumdur. Ancak, gene de şanslı çocukmuşum. Ders kitaplarının içinde bilumum hayal dünyası elçilerini koyup okumamı onaylamayan annem, kendisinin çocukluğunda belki de orijinalinden okuduğu Jules Verne’e saygıyla yaklaşırdı. Herkesin Fransızca bildiği bir evin tek İngilizceci elemanıydım. Neyse ki, aynı zamanda herkes kitap okuyordu.

Ben de Verne’e saygıda hiç kusur etmedim. Bilime ne kadar merak duyuyorduysam artık, bu merakın neredeyse tamamını ona borçlu olduğumu biliyordum çünkü. Şimdi ise, bilimkurgu tahtımda olabildiğince farklı biri, Philip K. Dick var. Oysa ilk bilimkurgu denemem olan Çağlayan Yayınları cep kitabı Feza Canavarları’nın ‘canavar’ları, sırf canavar olsun torba dolsun diye yaratılmış oldukları için, üç ay kadar beni et yemekten kesmişlerdi.

Bu da meseleyi ait olduğu yere, yıllardır savunduğumuz noktaya getiriyor: Edebi ürünler arasındaki tek ayrım, iyi kitap-kötü kitap ayrımı olabilir. Kötü bilimkurgu, fantazya, korku, polisiye; kötü kitaptır. Tıpkı kötü ‘ağır edebiyat’ örneklerinin de sonuçta kötü kitap olması gibi. Yetişme çağındaki insanların da daima hayal güçlerine kanat açtıracak kitaplara, resimlere, filmlere ihtiyacı vardır.

Merak etmeyin, vakti gelince kanat açtıkları yerden geri dönmesini de bilirler.

 

, , , , ,