Harfler, karıncalar gibidir!

Harfler, karıncalar gibidir!

ECE İREM DİNÇ
Düş Kazanı - 27 Ekim 2016

“Harfler karıncalar gibidir ve kendi gizli devletleri vardır” demiş yüce bir ihtiyar. “Fakat” diye söylenmiş deli, “Fakat ihtiyarlar saçmalarlar, sabuklarlar. Sözlerine inanmamak gerek!”

“Yazı yazmak; dünyada, hayatta bulamadığımız bir merkezi kurmak ve o manzaranın içine gizlenmektir,” der Orhan Pamuk. Bu sözün doğruluğuna binlerce kez şahit oldum. Pek de uzun sayılmayacak bir zamandan bu yana yazıyorum. Çok olur insanların size sordukları; “Niçin yazıyorsun?”… Ve ben de kendimden hoşnut bir gülümsemeyle onlara şöyle derim; “Niçin yaşıyorsun?”… Yanıt, her defasında uçsuz bucaksız, karanlık bir sessizlik olarak kendini gösterir. Çünkü insan niçin yaşadığının yanıtını veremez, eğer verebilseydi bu, bütün cümlelerin en korkuncu olurdu.

Yaşamın kendine has bir ahengi, bir iç müziği var ve onu insana özgü bir sınırlılıkla açıklamaya çalışmak, yaşamanın büyüsünü bir tür kaçırmak anlamına gelir ki, bu da her şeyin mahvolması demektir. Çünkü gerçekte yaşıyor olmanın hiçbir nedeni ve mantığı yoktur. Ama insan gene de yaşamak ister. Elinde olsa, yüzyıllarca hem yaşadıklarından yana şikâyet ederek, hem de içten içe büyük bir haz duyarak ve hatta bir başına, öylece, başıboş oturup kalabilir bu dünyada. İşte, daha yaradılıştan böyle olan insana niçin yazdığımı nasıl açıklayabilirim ki?

 İnsan, sadece yazar… Nefes almak için yazar, iyileşmek için yazar, yaralamak için yazar, bir zamanlar gururla çıktığı basamaklardan gerisingeriye koşabilmek için yazar, düşmek için yazar, kalkmak için yazar, bir sınırı sanki o sınır hiç yokmuşçasına aşabilmek için yazar, bu dünya savaşında kendine sözcüklerden bir cephanelik yaratmak için yazar, gürültü çıkarmak için yazar, sessizliğini büyütmek için yazar, her şey geçip gittiğinde hâlâ yaşıyor olmak için yazar, yaşamı tutuşturmak için yazar, bir maden işçisi misali günün sonunda ışığa kavuşacağını umduğu için yazar, ümidi boy atsın diye yazar, kendi yeraltı nehirlerinde yüzmek için yazar, bazen de tam tersine, kendi kabuğunda kendini boğmak için yazar. Ama öyle ya da böyle yazar insan ve niçin yazdığının yanıtını veremez, vermek de istemez. Yanıtlar perdeleyicidir kimi zaman; perdeler ve ayırır. Araya katre katre uçurumlar koyar. Bu yüzden hayattaki bazı eylemlerin yanıtı olmamalıdır –ki bu yerine göre iyi bir şeydir.

İhtiyarlar yalan söylemez. Gerçekten de harfler karıncalar gibidir ve kendi gizli devletleri vardır. Dev kuyruklar halinde başka başka hikâyelere doğru hareket ederek, oradan oraya yürür dururlar. Bu, onların sırrıdır. Harflerle, kelimelerle yaşayan insanlar bilir bunu, bu daimi göçü kolaylıkla hissederler. Her hikâyede yaşamı yeniden, yeniden icat etmek gibidir bu sırra vakıf olmak ve bu sayede yazar, nerede olduğunu iyi bilir, üzerine bastığı zemini tanır, yollarla konuşur.

“Eğer bizler, harflerin sırlarını ve onların hakikatlerini açıkça anlatmaya kalksaydık, el yorulur, kalem körelir, mürekkep kurur tükenirdi,” der İbn Arabi. Her harf, kendi başına gizli bir hazine gibidir zira; açılmayı bekleyen, açılması bir hayli güç olan.

Şayet harflerin kendi gizli devletleri varsa, yazmak da bir ülke kurma girişimidir özünde. Kulağa fazlaca iddialı gelebilir, ancak hakikat bu. Ben, sınırlı bir mecranın korkutucu kalıcılığına nüfuz etmemek üzere kullanıyorum sözcükleri, bu niyetle yazıyorum misal. Yazmak, bulunduğum yerden uzakta başka bir dünya ve insana iyimserlikle kapılarını aralayan sınırsız bir gökyüzü olduğunu anımsatıyor bana. İnsana sonsuz bir özgürlük hissi aşılayacak sekizinci bir kıtayı keşfetmek gibi bir his. Öyle güzel, öyle anlamlı…

Yazmak, her gün ama her gün yeni baştan bir dünya kurmaksa kendine; şimdi, şu anda olabilecek en iyi şeyi yapıyorum demektir. Ve on kez daha doğacak olsam hayata, hiç şüphesiz ben yine harflerin, sözcüklerin, hikâyelerin dünyasında var olmayı dilerdim. Biliyorum, başka türlüsü güç.

, , , , ,