Gördüm, Duydum, Sustum

Gördüm, Duydum, Sustum

Olcay Mağden
23 Ağustos 2011

Susuzluktan çatlamış bir toprak parçası gibiydi elleri, kırış kırış, damar damar; aştığı yolların izleri mühür gibi kazılıydı sanki parmaklarına, belli ki çok zamandır ölüydü hücreleri, çok zamandır hayattaydı. Aciz olmalıydı, düşkün bakmalıydı gözleri. Yılların yorgunluğu kalbini dinginlikle doldurmalıydı. Nefesi sımsıcak sarmalı, sesi öğüt olup akmalıydı.

Olmadı!

Elleri derimi parçaladı, damarlarımı yardı parmakları, bakışları hücrelerime girdi, inip çıkan nefesi kulaklarımın içini yaktı, sesi, dokunuşu, öpüşü… bakışlarım… dondu… düşüncelerim… sustu… Dedem, büyükbabam, babamın babası, onun elleri neden bu kadar büyük? Bacaklarımı daha iyi okşayabilmek için mi? Onun dudakları neden bu kadar ıslak? Dudaklarımı daha iyi öpebilmek için mi?

Satırlar arasındaki Malvina böyle canlandı gözümde, şaşkın, çaresiz, kaskatı… Ve ben, okur, sayfaların arasına ellerimi sokup, çıkaramadım onu sıkıştığı köşeden. Üç maymunu oynadılar gözlerimin önünde, engel olamadım. Bu hikâyede büyükanne gözlerini kapadı, aile kulaklarını; Malvina’ya ise susmak düştü.

Masalların masumiyetine inanmadım hiç; her biri, dönemlerinin iyi kurgulanmış, politik, dini, sosyoekonomik amaçlar doğrultusunda, yılanın başını küçükken ezmek için uydurulmuş, iyi işlenmiş, alt yapısı sağlam palavralarından ibarettir gözümde. Kırmızı Başlıklı Kız Ağlıyor’un Malvina’sının masalıysa içimizde bir yerlerde, komşumuzun evinde, bakkalın çırağının gözlerinde, baston tutan ellerin kirinde. Bu masalda pembeler, pastalar, cesur ve yakışıklı prensler yok; bu masalın rengi kapkara, kokusu kekremsi, insanın canını sıkıyor, hiç duymak istemediklerimizi, kulağımızın içine fısıldıyor, görmek istemediklerimizi zorla izletiyor. Üstelik öyle bodoslama gibi de yarmıyor karanlığımızı, perde arasından baktırıyor bize, kendi bilincimizle hayal edelim, vicdanımızı, fikrimizle dövdüğümüz demirlerle dağlayalım diye.

Bu kitapta belki kendinizi göremeyebilirsiniz, ama yok saydığınız gerçekleri bulabilirsiniz. İçimizden bazıları, bayram geldiğinde dedelerinden şeker almıyor; bazılarımıza değen eller, göründükleri kadar temiz değiller. Çevremizdeki kimi sessizlikler huzur barındırmıyorlar içlerinde ve bazen açılan yaralar dışarıdan gözükmeyecek kadar derin olabiliyor.

Gerçek okumalar…

, ,