Gençlik meseleleri

Gençlik meseleleri

SEVİN OKYAY
Zamanlı Zamansız - 31 Ocak 2015

Bir Adım Dahada, İrlanda’nın kırsalında, bir kasabada yaşayan üç gencin sorunlarına kulak veriyoruz. Farklı bir dünya ama, gençlik meseleleri. Dünyanın öbür ucunda olsa da, yaşıtlarının kavrayacağı sorunlar. Büyükler anlamazlıktan gelip kızsa bile…

Harry Potter, çocuğumuz sayılır. Ne de olsa Kutlukhan’la birlikte altı kitabını çevirdik (İlk kitabı Ülkü Tamer çevirmişti). Harry’yi severdim. Ama beşinci kitabın, Harry Potter ve Zümrüdüanka Yoldaşlığı’nın başlarında, Harry gerçek bir çocuk olsaydı eğer, elimde kalırdı. Yerli yersiz isyanlar, kendine acımalar, arkadaşlarına bağırmalar… Sanırsın ki ondan başka kimsenin sorunu yok. Anladık, başından çok şey geçmiş ama, her şeyin de bir haddi var.

İtiraf edeyim ki, benzer duygulara Bir Adım Daha / White Lies’ı okurken de kapıldım. Onlara yakın yaştakileri gücendirmek istemem. Ayrıca, nasıl çeviri ortağım Kutlukhan, Harry’ye karşı biraz daha anlayışlı davranmışsa, Bir Adım Daha’nın çevirmeni ve yayın yönetmeni Müren Beykan da gençlere anlayışla yaklaşıyor. Doğruyu söylemek gerekirse, kitabı ikinci kez okuduğumdan beri ben de öyleyim.

Başarılı polisiyeleri de olduğu halde, daha çok ödüllü gençlik romanlarıyla tanınan Mark O’Sullivan’ın yazdığı Bir Adım Daha, günümüz İrlanda’sında, farklı ortamlarda büyümüş lise öğrencisi üç arkadaşın hayal kırıklıklarını, önlerine çıkan engelleri anlatıyor. Nance, OD ve Seanie hem ortak sorunlarla, hem de kendi ailelerinden kaynaklanan sorunlarla boğuşuyor.

Kitaba Nance’le başlıyoruz. Nance iki hafta önce bir resim bulmuş: Ona söylenen yalanları açığa vuran bir resim. Biyolojik annesiyle babası, ona bakıp büyüten Tony ve May’in dediği gibi bir araba kazasında ölmemiş. Gerçi Nance, 7 bin kişilik kasabada teni renkli olan tek kişi ama, çoğunluk gibi olmadığı ona pek nadir olarak hissettirilmiş, aşağılandığını da düşünmemiş hiç.

Gelin görün ki, bulduğu fotoğrafta beş yetişkin var: Onu evlatlık almış annesi May, hippi kılıklı bir kadınla bir adam; minik siyah, kıvır kıvır saçlı bebeği kucağında tutan (bunun kendi olduğundan emin) kadın ve çömelmiş bir adam. “… kadının biyolojik annem olduğunu anlamam için ikinci bir kez bakmama gerek kalmamıştı. Yanına uzun bir adam çömelmişti. Teninin rengi benimkinden daha koyuydu ama gözleri tıpkı benimkiler gibiydi. Babam. Emindim bundan.”

Nance’in bir süre kimseye hissettirmediği esas derdi, fotoğrafı bulmasıyla başlıyor. Erkek arkadaşı OD’ye bile açılmıyor. Adını iki caz müzisyeninden alan OD’nin derdi ise, annesiyle babası Jimmy. Annesi kısa süre önce onları bırakıp İngiltere’ye gitmiş. Bu olay OD’de hem güvensizlik yaratmış, hem de onu öfkelendirmiş. Annesine değil, çevresine, özellikle de kendisine ve alkolik babasına yönelik bir öfke. “Babam bir alkolikti. Ellisine merdiven dayamış başarısız bir müzisyen, başarısız bir koca, başarısız bir baba.”  Onun bir trompet alıp yeniden başlama gayretine de sempati duymuyor. Nasılsa bu işi de bozacak diye düşünüyor. Okulu bırakıyor.

Karakterlerinin tek tek birinci tekil şahısla kendilerini ve başlarından geçenleri anlatmaları yöntemini seven Zoran Drvenkar gibi, Mark O’Sullivan da kitabında bir Nance’i, bir OD’yi konuşturuyor. Peki üçüncü karakter Seanie nerede diyeceksiniz. Onların anlattıklarında, onların yaşadıklarında. Seanie, zengin bir ailenin çocuğu, diğer çocuklarla takılmıyor, iyi bir futbolcu olduğu halde pek sevilmiyor. Ama Nance’i seviyor, ona ve gerektiğinde OD’ye de yardımcı oluyor. Nance onu ciddiye almıyor, OD ise kendisine hava attığını düşünüyor. Üstelik bu gıcık çocuk, OD’nin dizi sakatlanana kadar en iyi oyuncusu olduğu futbol takımının yıldızı olmaya da aday.

Seanie doğru bulduğunu yapıyor, inandığını yaşamak için ise daha zorlu bir mücadele gerek. Nance, özellikle de OD, kendi dertlerini anlatmaktan karşılarındakileri dinlemeye fırsat bulamıyorlar. Nance’in OD’yi terk etmesinin nedeni de bu zaten. Ama o da, kendi sorunu söz konusu olunca başkalarına yakınlık gösterme şansı vermiyor. OD ise koruması aldığı Beano’dan başka kimseyle konuşmuyor zaten. Seanie desen, zaten kendi sorunlarını hiç anlatmıyor. Oysa onun da ciddi sorunları var.

Bir Adım Daha’da, İrlanda’nın kırsalında, 7 bin nüfuslu bir kasabada yaşayan üç gencin sorunlarına kulak veriyoruz. Farklı bir dünya ama, gençlik meseleleri işte. Dünyanın öbür ucunda olsa da, yaşıtlarının kavrayacağı sorunlar. Büyükler anlamazlıktan gelip kızsa bile…

Kitabın tanıtım cümlelerinden: “….Kurulmayan cümleler, ifade bulmayan kaygılar. Bir nedenle söylediğimiz yalanlar ya da sustukça buharlaşacağını umduğumuz gerçekler. Hepsi de doluluktan her an patlayacak birer bavul, taşıması güç birer yük gibi. Oysa ne yalanın beyazı sandığımız kadar örtücü, ne de sessizliğin kıvamı yeterince yoğun. Sanarak, tahmin ederek, bir başına düşünüp emin olarak dokunduğumuzu sandığımız hakikate ulaşmaksa, tek bir yolla mümkün: Ona doğru atılacak bir adımla. Bir adım daha ve belki bir tane daha…”

Bir Adim Daha kapak ozl

, , , ,