Geek kere Geek!

Geek kere Geek!

SEVİN OKYAY
Zamanlı Zamansız - 11 Temmuz 2015

Geek Festival Avrasya 2015, 27-28 Haziran’da Mimar Sinan Güzel Sanatlar Üniversitesi’ndeydi.

Daha kapıdan girdiğim anda Geek Festivali’ni yazmaya karar vermiştim aslında, ama araya başka şeyler girdi. Doğrusu, Joan Baez’e de “başka şey” demek istemiyor insan. Ama bizim için Geek’ler de önem taşıyor.

Geek Festival Avrasya 2015, 27-28 Haziran’da Mimar Sinan Güzel Sanatlar Üniversitesi’ndeydi. Kutlukhan’la (Kutlu) ikimiz konuşmacı olarak davetliydik. Yoksa FABİSAD (kurucu) üyesi olarak mı? Yo, ikisi de değil. YKY’den çıktı çıkalı bizi de kendisiyle birlikte sürükleyen, basbayağı meşhur eden çocuk hakkında konuşmak için. Çok zor yürüdüğüm günlerden biri olduğu için, evden Kutlu’yla çıktım. Meğer dizim artık ölmeye hazırlanıyormuş da, ben geçer sanıyordum.

Neyse, kapıda kartlarımızı teslim aldık. Unvanımız: Konuşmacı. Kutlukhan’a bilmem kaçıncı kere, “Ne diyeceğiz biz?” gibilerden hafif ebleh bir soru sordum. Omuzunu silkti. (İnsanın için ferahlatma konusunda üstüne yoktur.) İnsanların karşısına çıkmaktan tırsan biri olarak neler uydururdum da, neyse ki, ana kapıdan girer girmez Geek ruhum kabardı. Tam karşıda deniz, ama ona bile bakayım demiyorsun. Hemen etraftaki masaları kesmeye başladım. Bir şeyler buldum ama alırsam bir işe yaramayacağımın da farkındayım. Onun yerine gezdim, biraz misafirlik ettim. Sonra da, sırıta sırıta bir koridordan geçip, konuşacağımız salonun kapısına geldik. Bir çay edinmeyi bile başardım. (Yaşasın Merve Çay!)

İçerideki arkadaşlar konuşmalarının sonuna gelmişler, ama saatler biraz kaymış. Arada bir ekip daha varmış. Kim var diye sordum, K’lı falan bir şeyler söylediler -malum, kulak da duymuyor- çayımı alıp masaya oturdum. Bir beş dakika geçmişti ki, “Kayra” lafı duydum. Ne, Kayra mı? Zıpladım, Kutlukhan’a “Kayra mı dedi?” diye sordum. Kutlu sakin sakin, “Ben zaten duymadığını anlamıştım,” dedi. “Kayra konuşuyor içeride.”

Kapının önüne geldim, ama açmaya da cesaret edemiyorum. Acaba kapı salonun ne tarafına açılıyor? Yavaşça sapı çevirdim ve sahneyle kabak gibi yüzyüze geldim. Salon da hemen sağımda uzanıyor. İşin komik yanı, sahnedekiler de ayakta. Bana yakın olan konuşmacı, Kayra Keri Küpçü tabii. “Ablacığım, çok özür dilerim, başka yer yoktu, buraya oturdum,” dedi. Ne diyorsun sen, kardeşim? “Kes şunu, Kayra!” diyorum, dinlemiyor tabii. Bütün salon bana bakıyor. Sonunda bangır bangır “SEVİN OKYAY!” diye de ilan etmez mi? Herkes de tanımaz mı? Neyse ki, normal bir çocuk çıktı da, “Herkes tanıyor, kimsiniz? Ben meşhur insanları tanımak isterim,” dedi. Her neyse, ben o sırada nispeten kıyıda bir yere oturmuştum. Arkadaş oğlu olmasa, elimde kalacak (heh he!).

Kayra’yla birlikte, telaştan adını bile duymadığım arkadaşının ardından, Yankı (Enki) ile Burak (N. Aydın) çıktı. Çok da severek dinliyorduk, ama zaten geç başlamışlardı, bu sefer de Yankı rahatsız oldu. Onları beklediğimiz için kısa keseceklerini söylemeye başladı. Ne yaptıksa fayda etmedi. O arada Potter’cılar da akın etmişti bile. Ve kendimizi sahnede bulduk.

Böyle yerlerde konuşmak harika oluyor. Okulların da, kitap fuarlarının da bir resmiyeti var, kurallar koyuyorlar. Oysa burada, çevirdiğimiz kitapların kahramanlarını sevenlerle birlikteydik. Kutlukhan, “Herhangi bir şey anlatacağımıza birlikte konuşalım,” dedi. İyi bir seçimmiş. Zaten Potterhead’ler daima senden fazla ayrıntı bilir. Rowling bile onlarla başa çıkamamıştır. Çok soru sordular, cevap verdik. Ben biraz eğlendirdim, Kutlukhan elinde olmayarak biraz bilgilendirdi. Kutlukhan daha çok konuştu, çünkü ben soruları duymadığım için tekrarlamak zorunda kalıyordu. Eh, bu da bir yere kadar tabii. Sonunda çocuklara, atılmak istemiyorsak çıkmamızın isabet olacağını söyledik. Biraz da dışarıda konuştuk. Bu arada, ertesi gün için davetler gelmeye başlamıştı. Ama ben, o gün bile ayıp olmasın diye gitmiştim zaten.

Oradaki arkadaşların kıymetini bildik ama. Tanıdıklarım vardı, arkadaşlarım. Eşiyle birlikte gelmiş İlker Karaş’la artık aynı işyerinde çalışmadığımız için ne zamandır görüşmüyorduk. Rastlaşmak harikaydı. Bir avuç kişi konuşup deşarj olduk. Ama geçen seferki gibi muhtelif kılıklara girmiş FRP’cilerin peşine takılmadım. O toplantıya da beni İlker Karaş götürmüştü, İTÜ Eski Kütüphanesi’nde soğuktan donup fevkalade eğlenerek saatlerce oturmuştuk. İlker, Darth Vader’i üstüme salmış, ödüm kopmuştu. Öyle heyecanlanmıştım ki, fotoğraf çektirmek istiyor ama söyleyemiyordum. Sonunda İlker beni yanına itmiş, kulağıma da “O Ateş, abla, heyecanlanma!” demişti. Gene de insan bu kadar heybetli birinden çekiniyor. Koskoca Darth Vader yahu, şakası olur mu? Fısıldayarak, “Ateş, sen misin?” demiştim, o da yüksek perdeden homurdanmıştı. Neyse, birkaç dakika sonra titrek bir sesle “Darth Vader nerede?” deyince aldığım cevap beni rahatlattı. Oyun oynuyormuş.

Tarihimizde böyle bir ilk tecrübe olduğu için, Potter’cılarım çok üzülse de, ne yazık ki ertesi günkü yarışma için söz veremedim. Süperdi ama. Kaçınılmaz bir şekilde Harry’ler, başka kitaplar, kâğıtlar imzaladık. Sandviçler yedik. Tebdilikıyafet halde oraya gelmiş köpeği sevdik. Birlikte gittiğimiz Bekir Dalgıç, hem bizim hem de onun resimlerini çekti. Hatta o, Facebook’ta daha fazla ilgi görmüş. Hiç şaşmam. Bu sefer ciddi bir şekilde bir oyuncak alıyordum ki, Kutlukhan gene cesaretimi kırdı. Olsun, çok eğlendim; herkes eğleniyordu. Pek çok yeni arkadaşla tanıştık. FABİSAD’cı sayısı fazla değildi gerçi. Herhalde açılışta oradaydılar diye düşündüm. Hayalgücümüzü çalıştıran FABİSAD bizi yaramazlığa da teşvik ediyor. Madem her şey mümkün, değil mi?

Geek Festival’im beni bir hafta süreyle kendime getirdi. Diz de neymiş?

, , , , , , , , ,