Falafelaket!

Falafelaket!

Erdi İnci
29 Ekim 2014

Geçen gün milyarlık yemek yedim.

Uzun zamandır, ev halkı olarak bütçe açıklarıyla savaşıyoruz; ancak şu âna kadar yapabildiğimiz şeyler, klima ve kombi kullanımını kısmak (kısmak kelimesinin altını çiziyoruz) ve o gün dışarı çıkılmayacaksa, yıkanmamak. Daha ileri gidemedik.

En sonunda evde yemek yapmayı öğrenmek zorunda olduğumuz gerçeğiyle yüzleşince, oturup yemek tariflerini kurcalamaya başladık. Bu arada, tarifleri Oktay Usta ve Emine Beder’den almadık –pis cahiller! Boğaziçili’yiz biz, İngilizce tarifler okuruz. Jamie Oliver’dan aşağısı (!) bizi kurtarmaz…

Elbette yemek yapmayı biz de biliyorduk. Makarna… Spagetti… Bolonez… Ama insan yeni şeyler denemek istiyor.

O kara ve lanetli günün menüsü de falafeldi…

Genelde home-office çalışıyor olsam da, arada bir merkeze gitmem gerekebiliyor. O gün de itinayla duşumu aldıktan sonra ofisin yolunu tuttum. Evden çalışınca, ofisten istediğin saatte çıkabiliyorsun gerçeğini iş arkadaşlarının yüzüne vurmak için de, mesai bitiminden yarım saat öncesine kadar çalıştım.

Ev arkadaşım o gün evdeydi. Bir güzellik yapmak için de falafel harcını hazırlamış beni bekliyordu. Ben de falafelin yanında en sevdiğim içeceği, ayranı kapıp eve vardım.

Tava çıkarıldı, yağ kızdırıldı. Bir yandan rafa konan telefondan müzikler çalındı, diğer yandan da elde şekillenen köfteler tavaya atıldı…

Bir şey yanlıştı. Yaptığımız köfteler dağılıp, çamur gibi çöküyorlardı yağın içinde. Neyi eksik acaba diye düşünürken, aklımıza galeta unu koymak geldi.

Unu çıkarmak için dolaba el atılınca, o el yanlışlıkla rafa çarptı, telefon sekti ve… O canım telefon ağır çekimde tavanın ortasına düştü.

Olayı idrak etmemiz birkaç saniye aldı. Sonrası kaos…

Ne yapacağız, nasıl yapacağız, telefonu kurtarmak lazım diye bağrışırken, ben o bağrışmanın paniğiyle elimi tavaya soktum… Kızgın tavaya soktum… Elimi soktum… Yağlı ve kızgın tavaya elimi soktum… ELİMİ TAVAYA SOKTUM BEN! ELİM KIZGIN YAĞIN İÇİNDE!

Acıyı fark ettiğim an elimi yağdan çıkardım, diğer elimde köfteleri çevirmek için tuttuğum MAŞAyı tezgâha bıraktım ve iki elimle tuttuğum gibi tavayı, içindekilerle birlikte olduğu gibi tezgâha fırlattım. Tam da baharatların olduğu yere. On ikiden…

Çamurlu, kızgın yağın arasından telefonunu kurtaran arkadaşım, telefonun üzerindeki yağı ve harcı temizlemek için suya tuttu telefonunu. Üstünden şarıl şarıl su akıyor telefonun. İyice, içine sine sine ıslandı telefon.

Ben yanan parmağım ağzımda, suya baktım… Arkadaşım, telefonu elinde, suya baktı… Ben yanan parmağım ağzımda, arkadaşıma baktım… Arkadaşım biz yine yanış bir şey yapıyoruz der gibi bana baktı… Sonra ikimiz birden suya baktık…

Artık sakarlıkta ve aptallıkta yüksek lisans diploması aldığımız için sakinledik ve ben usulca pirinç kavanozunu arkadaşıma uzattım. O da telefonunu, suyunu bezle kuruladıktan sonra pirince daldırdı.*

Ertesi gün telefonu pirinç kabından çıkardık. Şarja takamadık, pirinç tıkamış. Mikrofon yerine su kaçtığı için bir süre konuşamadık. Kulaklığı da takamadık, onu da pirinç tıkamış.

Sonra oturup hesapladık: Bu telefonun parasıyla yaklaşık 4 ay dışarıdan yemek söyleyebiliyormuşuz.

 

 

 * Aklınızda bulunsun, elektronik ve teknolojik cihazlar ıslandığı zaman, pirinç onların bütün suyunu, nemini alırmış.

, , , , ,