Facebook’ta görmedim, desem?

Facebook’ta görmedim, desem?

Ilgın Side Soysal
29 Mayıs 2013

Sosyal medyanın yeni “normal”leri ve iletişim biçimleriyle imtihanımız sürüyor.  Bugün yeni bir “acıyı paylaşma” daha doğrusu “acıyı paylaşıma açma” geleneği oluştuğu gerçeği yadsınamaz. Peki bu son derece anlaşılır paylaşım karşısında bizim tepkimiz, hızımız ve duruşumuz ne olacak?

Sosyal medyada yakınını kaybedenlerin, kendi profil fotoğraflarını, kaybettikleri yakınlarının fotoğraflarıyla değiştirmesine tanık oldunuz mu? Bu kişinin, o ortamda farklı bir varoluş haline gelmesi, şöyle bir soruyu uyandırıyor: Kişisel bir alanda yaşanan yas tutma evresi, halka açık bir yerde yeniden, ne kadar üretilebilir?

Kimisi vardır, böyle acı bir deneyimden sonra bırakın Facebook’a girmeyi, kaç hafta kimseyle konuşamayıp eve kapanır –mesela benim için durum budur. Bununla birlikte, bugün sosyal medya ortamında yeni bir “acını paylaşma” daha doğrusu “acını paylaşıma açma” geleneği oluştuğu gerçeği de yadsınamaz. Düşünsenize, belki daha da ileri bir zamanda, artık Facebook’a bu durumla ilgili resim koymayanlar ya da tweet atmayanlar yadırganacak veya paylaşılan sayfaya, resimlerin altına taziye yorumu bırakmayanlar garipsenecek, artık “normal” olan “sosyal medyada var olan” olacak…

Belki biraz abartılı varsayımlarda bulunuyorum; ancak internetin olanak kıldığı ve yarattığı paylaşım, bilgi ağı öyle güçlü ve yeni bir iletişimsel anlam kazanıyor ki artık, ismini Google’a yazınca hiçbir sonuç çıkmayan bir insandan, normalden çok daha fazla şüphelenme ihtiyacı duyuyoruz: “Acaba bu insan ‘ne ayak’, ’hırlı mı hırsız mı’ ya da çok mu ‘asosyal’?” diye sorabiliyoruz rahatça. Doğum günlerini Facebook sayesinde öğrenip kutlayabilmemiz gibi, ölümü de oradan öğrenebiliyoruz. Hatta, geç haberimiz olursa: “Ama ne Facebook’ta gördüm ne de Twitter’da, nereden haberim olsun?” diye kendimizi savunur oluyoruz –telefon faktörünü bir kenera bırakıyorum; sınıftan, işten tanıyıp da telefonunu bilmediğimiz çok kişi vardır. Tabii ki hâlâ “tanıdığın tanıdığı” sayesinde de alabiliriz böyle haberleri, ama benim burada vurguladığım, zaten 1-2 gün sonra ya da daha geç haber aldığımız durumlar.

Vefat eden kişinin profilinin açık kalması ve orada yakınları, arkadaşları tarafından sosyal medya varlığının sürdürülmesi, bu anlamda yaşadığımız yeni deneyimlerden. Yaklaşık beş ay önce ODTÜ’den bir tanıdığım vefat etmişti ve 1,5-2 gün sonra telefonla haberim olmuştu durumdan –arkadaşımın arkadaşı aracılığıyla o da. Oysa normalde her gün baktığım Facebook’a o iki gün de bakabilseymişim, çok daha önce, sıcağı sıcağına haberim olacakmış meğer. Haberi aldığım gece profiline girdim ve çoktan bir sürü şey yazılmıştı, resimler paylaşılmıştı. Uzun zaman geçti, neredeyse unuttum bu durumu; ama ilk başlarda profiline bakıp bakıp durduğumu hatırlıyorum. Bugün insanlar onun sayfasında yeniden birşeyler yazmaya başladıkları anda da tekrar hatırlayacağım ve o arkadaşın varlığı, oradaki profil sayfası üzerinden benim Facebook’umda bir “gerçeklik” olarak yaşamaya devam edecek, onu silmediğim sürece –ki böyle bir şeyi nasıl yaparım? Tabii ki yapamam.

Bütün bunlara “ne gerek var?”, “nereye gidiyoruz?” şeklinde bir soru kesinlikle sormuyorum; ne de arkada kalanın yaşadığı acıyı, bu acıyı dostlarıyla ve ulaşabildiği herkesle paylaşma ihtiyacını küçümsüyor, sorguluyorum. Üzerinde durduğum nokta bu değil. Daha ziyade sosyal medya daha ne gibi yeni deneyimleri karşımıza çıkaracak ve nelere yeni bir boyut, yeni bir anlam kazandıracak ve biz kullanıcılarından nasıl yeni beklentiler doğuracak diye merak ediyorum. Anında orada olabilecek miyiz? Yetişebilecek miyiz? Orada olamadığımız için, ayıplanacak mıyız?

Sosyal medyanın hayatımıza ve tepkilerimize getirdiği değişiklikler bununla sınırlı değil elbette. Tüm bu söz ettiklerimizden ve acılarımızdan bağımsız olarak, sosyal medya üzerinden konuşmadığımız, yakınmadığımız şey kalmıyor; bazen bu yakınmalar üzerinden prim bile yapıyoruz hatta. Siyasal, sosyal ya da kültürel konulara nasıl bir tavır takınmamız, nasıl bir duruş sergilememiz konusunda kendimizi sorgulayıp ya da sorgulamayıp, sürekli değişen şeylere maruz kalıyor, kendimizi biçimlemeye çalışıyoruz.

Anlayacağınız, sosyal medyayla imtihanımız son hızla devam ediyor.

, , ,