Facebook’ta adab-ı muaşeret kuralları (FACE 101)

Facebook’ta adab-ı muaşeret kuralları (FACE 101)

Tankut Yıldız
22 Şubat 2013

Aile terbiyesi sınırları içerisinde hemen hepimiz “ha” değil “efendim” demeyi, çatal-bıçak kullanmayı; ne bileyim, büyüklerin yanında bacak bacak üstüne atmamamız gerektiğini öğrenmişizdir. Bunlar gelenek-görenek çerçevesinde, yılların deneyimlerinden damıtılarak hayatımıza entegre edilmiş meselelerdir.

Ne var ki, ilerleyen zamanla beraber gelişen teknoloji ve dolayısıyla değişen sosyal ilişkiler mevzubahis olduğunda, herkesin kafası fena halde karışıyor: “Facebook’ta paylaştığı kötü haberi beğenirsem yanlış anlar mı?”, “Twitter’da beni ff’leyen adamı ben de ff’lemek zorunda mıyım?” …

Elbette bizim suçumuz yok; sosyal medyanın adab-ı muaşeret kurallarını yazdılar da biz mi okumadık?!

İşbu durumdan vazife çıkarıp, Facebook’un görgü kurallarını, en sık karşılaşılan problemlerle örneklendirerek sunmak istedim. Tek kalemde tüm meseleleri ele almaya çalışmam oldukça uzun bir yazıya mal olacağından, tüm “müfredatı” birkaç farklı yazıda bitirmeyi planladığımı da belirteyim. İlk ders:

FACE 101.1: “Beğen” ve “Paylaş”

1.1: Neyi beğeneceğiz?

Girizgâhta değindiğim “kötü haber beyanatlarını beğenmek” oldukça muallakta kalınan bir mesele. “Sevgili kedim Tontiş’i kaybettik :((“ iletisini gördünüz diyelim. Haberdar olduğunuzu ve başsağlığı dilediğinizi göstermek istiyorsunuz, ancak ne ileti sahibiyle ne de rahmetli Tontiş’le herhangi bir samimiyetiniz yok. Bu durumda sadece iletiyi beğenip (like’layıp yani) geçebilirsiniz ancak bu durum pek çokları tarafından “Bunun neresini beğendin, hoşuna mı gitti?!” gibi tepkiler alabilir.

İzlenecek en uygun yol, temenninizi sade bir yorumla bildirmek olacaktır. “Başın sağolsun…” diyerek hem ileti sahibi ve Tontiş’le ilişkinizin sınırlarını korumuş, hem de amacınızı yerine getirmiş olursunuz. Aynı durum ayrılık, sınıfta kalma, kaza gibi alternatiflerde de geçerli.

1.2: İntihal etme başka ihsan istemem!

İntihal yaşamın her alanında karşımıza çıkan bir konu: Edebiyatta, akademik kariyerde, müzikte hatta “İkinci kattaki benden gördü, salonun camlarını boydan boya stor perdeyle örttü görüyor musun?!” diyen üst kat komşunuz Necla Hanım’ın hayatında bile… Ancak internet bu konuda kesinlikle başı çekiyor. Kimin, kimden ne arakladığını, hangi alıntıyı tırnaksız, kaynaksız kendisine mâl ettiğini saptamak oldukça güç.

Öncelik, intihali bizzat yapan olmamak elbette. Beğendiğiniz, paylaşmak istediğiniz bir yazıyı, bir sözü, tırnak işareti kullanarak ve işaretin dışında da yazanın adını kaynak olarak göstererek paylaşmanız gerekiyor. Bir intihal vakası gördüğünüzdeyse, durumdan emin olmak şartıyla, yorum olarak belirtmek en etkili çözüm olacaktır. Bu noktada “Alıntı kimden acaba?” gibi duru bir yorum karşı tarafça göz ardı edilebileceği için, kişinin şirretlik katsayısına göre “Can Yücel ne de güzel söylemiş!” veya “Oscar Wilde’ın Aforizmalar kitabında okuduğumda ben de çok beğenmiştim bu sözü…” gibi tepkisiz kalması güç yorumları tercih edebilirsiniz.

, , , ,