Ey Farklı Adam!

Ey Farklı Adam!

ECE İREM DİNÇ
Düş Kazanı - 30 Aralık 2015

Hevesin, mutluluğun
boğazda en sert kaldığı coğrafyanın çocuklarıyız…
-Cemal Süreya-

Fernando Pessoa, ünlü yazılarından birine şöyle başlar; “Ey farklı adam! Hiç düşündün mü senin bana, benim sana nasıl da görünmez olduğumuzu? Hiç düşündün mü ne kadar cahiliyiz birbirimizin? Birbirimizi görmeden görüyoruz. Birbirimizi duyuyor ve sadece kendi içimizdeki sese kulak veriyoruz.”

Düşünüyorum da, eğer düşüncenin silahlarıyla yürütebilseydik kavgalarımızı ve o kavgalarımız – ki ne olursa olsun – evvela insan yaşamını ölçüt alabilseydi eğer, her şey başka türlü olur muydu? Sahiden görebilir miydik birbirimizi? Seslerimizi duymanın ötesinde, sözlerimizin anlamına da varabilir miydik? İnsanoğlunun tüm eylemleri arasında en dingin olanının yazmak olduğunu söyleyenlere duyduğum inanç, bugün hâlâ yerli yerinde olur muydu o zaman? Bu huzursuz kelimeler çıkmazından bir yol açabilir miydim kendime? Biliyorum, kolay iş değil ve kimi cümleler zehrini ancak yıllar sonra akıtabiliyor. Hiçbir yara sıcağı sıcağına hikâyeleşmiyor.

“Yeryüzünün bütün eski sınırları insanlardan beri var,” diyor Canetti. Ve sonra bu sınırların gerçek olup olmadığına bakan başka başka insanlar… Kendi içlerinde adeta bir “sınır akademisi” gibiler. Ya da her basımda bir kez daha gözden geçirilerek düzeltilen insani sınırlar ansiklopedisi. Bu sınırların kaç insan hayatına mâl olduğuna dair değerlendirmeler… Bu sınırlar uğruna ölmüş olan kahramanlar ve onların sınırlarını mezarların altından çekip alan sonraki kuşaklar… Hep yanlış yerlere dikilmiş duvarlar. Haddini bilmeyen sular, vakitsiz iniveren soğuklar, koltuklarda oturup yerde yatanlara bakanlar, kalbinin bir parçası eksilmiş çocuklar, bir kentten öbürüne uçan kuşlar ve bunların kökünün kurutulmasına yönelik öneriler…

Ölümü kabullenen herkesten uzaklaş,” diyor Canetti. “Ölümü kabullenen herkesten uzaklaş!”

Çünkü insan kendi kendine korolar söyleyebilir, bir ağaç gövdesinden 200 yıl geriye tırmanabilir, yılın aylarından birini deli sayıp kilit altına alabilir, Buda’yı dinleyebilir, İsa’ya inanabilir, Muhammed’in izinden gidebilir, bir fidanın nöbetini tutabilir, yeni açmış bir çiçeği resmedebilir, bir yemişin oluşumunu engelleyebilir. Ve ayrıca insan, ikiye katlandığı andan başlayarak güneşi izleyebilir; 100 yaşındaki birine yeniden tüm dişlerini armağan edebilir; Neandertal insanların dilini öğrenebilir; çıplak tanrıları giydirebilir. Demem o ki, insan bütün bunları yapabilir yapmasına da, haksız bir ölümü asla kabullenmemelidir.

Bu yüzden Canetti’nin de dediği gibi, “ölümü kabullenen herkesten uzaklaş!” Bugünlerde çok kolay ölünüyor çünkü. Oysa çok daha güç ölünmesi ve herkesin daha uzun yaşaması gerekirdi.

       Ey farklı adam!

              Bence er ya da geç,

                       Bir gün,

                             Savaş da ölecek.

                                          …

, , , , , , , ,