Eşsiz Chaplin

Eşsiz Chaplin

SEVİN OKYAY
Zamanlı Zamansız - 26 Aralık 2015

Onu düşündüğümüzde akla başka karakterler de gelir ama, Chaplin demek aslında The Tramp / Küçük Serseri demektir. 1914 tarihli Kid Auto Races at Venice’ten sonra Charlie Chaplin adı uzun yıllar bu serseriyle birlikte anıldı. Chaplin onu çabucak, o anda stüdyoda elinin altında ne varsa onlarla yaratmıştı, ama unutulmaz bir karakter oldu. Şalvar pantolona karşılık daracık ceketiyle, koca papuçları ve komik şapkasıyla dönemin en sevilen karakteriydi. Chaplin’in uzun süre sinemadaki ses devrimine karşı direnerek pandomim kullanmaya devam etmesi de “Serseri”sini sadece İngilizce bilenlerin değil herkesin anlamasını sağlamıştı.

Charlie Chaplin burayı terk edeli otuz dokuz yıl oldu. Gelmiş geçmiş en iyi sinemacılardan, aktörlerden biriydi, sinema dilinde devrim yapmıştı. Dünyanın en sevilen karakterini yaratmış kişi olarak, olağanüstü yeteneğinin karşılığını almıştı, ama çocukluk yıllarında çektikleri sinemadaki başarısıyla birlikte silinip gitmedi. Charlie Chaplin daha sonraki yıllarda da dışlandı, sürgün edildi, ülkesine ihanetle suçlandı. Genç kızlarla evlenmek istemesi aleyhinde kullanıldı. Öte yandan, bu suçlamaların büyük kısmı McCarthyciler, FBI ve başını Hedda Hopper’ın çektiği basının vurduğu yaftalardı. Çok evlenen Chaplin’in genç eşi, oyun yazarı Eugene O’Neill’in kızı ve aktörün sekiz çocuğunun annesi Oona O’Neill ise ona toz kondurmadı hiç.

Küçük Charles Spencer Chaplin, azimli bir çocuktu. İlk yılları büyük bir yoksulluk, açlık ve yalnızlık içinde geçmiş, Güney Londra’nın en yoksul kesiminde yaşamıştı. Sonraları sessiz filmlerinde bu temaları sık sık kullanacaktı. O yıllarla bağlarını koparmamanın aktöre çok yararı oldu. 1921’de, 1931’de ve 1952’deki Limelight’tan sonra Londra’ya döndüğünde çocukluğunun yoksul sokaklarını mutlaka tek başına ziyaret ederdi. Limelight’ın mesleğinde düşüş yaşamış kahramanı Calvero’nun da Chaplin’in çocukluğuna benzer bir çocukluğu olduğu anlaşılıyor.

Charlie ile kardeşi Sydney, müzikhol komedyenleri Hannah Chaplin and Charles Chaplin SR’ın oğullarıydı. Sahne adı olarak Lily Harley’i kullanan güzel anneleri, oyuncu ve şarkıcıydı. Operet alanında kendine isim yapmıştı. Ne yazık ki, yetenekli babası alkolden ölürken annesi de çıldırdı ve bakamadığı iki oğlunu bir ıslahevinden diğerine göndermek zorunda kaldı. İki kardeşin yoksulluktan kurtuluşu ise tiyatro sayesinde oldu. Charlie zaten 1894’te sahneye çıkmıştı. Meslek hayatına ise Sherlock Holmes’da (1903-06) gazeteci çocuk Billy’yi oynayarak başladı, vodvil tiyatrolarında pandomimci olarak çalıştı. Sonunda da Amerika’ya gitti ve orada Karno pandomim grubuna katılıp altı yıl onlarla turneye çıktı.

Topluluk 1912’de yeni bir tur için Amerika’ya döndüğünde ise nihayet kamera karşısına geçti ve esas şöhrete sinema sayesinde kavuştu. İlk kontratını, 1913 Kasım’ında Making a Living filmi için Marc Sennett ve şirketi Keystone ile yaptı. Haftada 150 dolar alıyordu. Seyirciler onu bağrına basınca, diğer yapımcılar da bu İngiliz komedyenle ilgilendi. 1915’te unutulmaz karakterinin adını verdiği filmle ilk kez seyirci karşısına çıktı: The Tramp. 1916’da 12 tane iki bobinlik komedi için Mutual Film ile anlaştı. 1918 başında ise kendi filmlerini yazıp çekmeye başladı.

İlk tepkilerle de Birinci Dünya Savaşı sırasında karşılaştı. Amerika’da yaşadığı için İngilizler onu kaçaklık ve ödleklikle suçladı. İlk evliliğini 1918’de Mildred Harris ile yaptı, oğlu Norman Spencer üç gün yaşadı. 1920’lerin başında Mary Pickford, Douglas Fairbanks ve D.W. Griffith ile kurdukları United Artists ile çalışıyordu. Bu ortaklık The Kid, The Gold Rush / Altına Hücum, City Lights / Şehir Işıkları, Modern Times / Asri Zamanlar ve The Great Dictator / Büyük Diktatör gibi klasik filmlerini yapmasıyla sonuçlandı.

Yepyeni film teknikleri kullanırdı ama sırrını açıklamayı sevmez, bir sihirbaz gibi  kendine saklardı. Gene de, asla bitmiş bir senaryoyla çalışmadığı, esprilerle diyalogları sette bulduğu bilinir. Çoğu kez sessiz sinemanın diğer büyük komedyeniyle, Buster Keaton’la karşılaştırılmıştı. Kuşkucu Keaton’a göre Chaplin’in daha duygusal, dokunaklı hikâyeleri tercih ettiğini söylemek mümkün. Chaplin’in bir özelliği de, filmlerinin çoğunun müziğini kendisinin yapmasıdır. Modern Times için bestelediği Smile, daha sonra Nat ‘King’ Cole’un sesiyle İngiltere’de iki numaraya tırmanmıştı. Sinemaya sesin gelişine de uzun süre direnmişti.

Amerika’nın kara döneminde senatör McCarthy onu komünistlikle suçladı. İlk sesli filmi The Great Dictator (1940) da, onlara göre bu iddiaları pekiştirdi. Ama film 5 milyon dolar gişe yapıp 5 Akademi ödülü kazandı. McCarthyciler yılmadı, 1947 yapımı Monsieur Verdoux’yu da eleştirdiler. 1952’de Chaplin, Sahne Işıkları’nın prömiyeri için Avrupa’ya gitti. ABD onun dönmesine izin vermeyince de İsviçre’ye yerleşti. 1972’de sinemaya hizmetlerinden ötürü bir Oscar almak için dönmesine izin verildi. Bu tören, Chaplin ile sinema endüstrisinin barışma töreni oldu. 1975’te de Kraliçe ona asalet payesi sundu.

Charlie Chaplin çocukluğundan beri hayatla mücadele etti. Bu mücadeleyi kazandığına hiç şüphe yok.  Güney Londralı yoksul çocuk, gelmiş geçmiş en büyük aktör ve sinemacılardan biri, belki de birincisiydi.

 

, , ,