Erk ölçütleri

Erk ölçütleri

Mehmet Erkurt
24 Aralık 2014

Erkek iktidarına göre şartlanışın ve biçimlenmişliğin cinsiyeti yok. Bedene düşman, mini eteği erkek şiddetine maruz kalışın haklı nedeni görebilecek, erkek dürtüsünü el üstünde tutan zihniyetin er-taşıyıcıları her yer ve mevkide.

(Fotoğraf: Cibali Karakolu adlı oyundan)

Ne erkek bir ülkeymişiz.

Erkek dürtüleri bizde kanun, biçim, düstur.

Mesela bizde erkek azdı mı, abazalığı tuttu mu ya da azgınlığa kapıldı mı, ona asırlar önce bahşedilmiş “ağalığını” takınır hemen ve dünyanın derhal ihtiyaçlarına uymasını ister. Dünya dediğim de “erkek” dışında kalan bölge: Erkek olmayanlar ya da öyle görülmeyenler.

Erkeklik dediğin hoyrat bir iktidarın adı. Dünyadan olmayan, aksine, “dünya”yı boynuzlarında döndüren –canı istediğinde de boynuzlayan– o boğanın ta kendisi.

Edebiyattır, bilimdir, özgür toplumdur diye ter ter tepinirken, diğer yanda bu illetin bir hastalık gibi, bir tavır gibi herkese bulaştığını izliyoruz. Epideminin kırmızı alarm verdiği taze noktalardan biri, Aydın Üniversitesi oldu. Bir rektör; hem de vektörün yönünü en ürktüğümüz yere çeviren türde bir rektör, mini etek, açık gömlek, yasak koydu. “Öğrencilere örnek olalım, ABD ve İngiltere’de de böyle yapılıyor, kıyafet yönetmeliği diye bir şey var, bunun adı özgürlüklere müdahale değildir,” gibi, en azından oturup tartışılabilir cümlelerin ardından, Baattin’in hesabından şu tweet’i retweet etti:

baattin-mini

Bu bir sorun. Çünkü yine ve yeniden gösteriyor ki, erkek iktidarına göre şartlanışın ve biçimlenişin cinsiyeti yok. Bedene düşman, mini eteği erkek şiddetine maruz kalışın haklı nedeni görebilecek, erkek dürtüsünü el üstünde tutan zihniyetin er-taşıyıcıları her yer ve mevkide. Güvenle dolup taşıyorlar, çünkü erkeğin –yani erkin– eri olmanın güvenli topraklarındalar.

Bizim bu güvensiz topraklara duyduğumuz aşk nedir peki? Cidden, dedikleri kadar deliyiz galiba.

**

“Artık tiyatroda orospu rolü oynamak yasak,” cümlesiyle girmiştik hafta sonuna, hatırlarsınız. Topa konan oyun, İstanbul Şehir Tiyatroları’nda oynanan Cibali Karakolu’ydu. 1955’ten beri sahnelenen bir güldürüydü oysa. Adıyla referansa dönüşmüştü. Birkaç gün önce devlet tecavüzüne uğradı.

Çünkü devlet “erkek”ti, sanat değil. Sanatın erkle işi değil, derdi var. Sanat kimsenin eri de olmadığından, tümüyle erkek dışı alana ait. Adı sanatsa…

Dolayısıyla orospu, seks işçisi, kadın ve bedenine dair her şey… tehlikeli. Yasaklanması rahatlıkla önerilebilir. Nasılsa yeri geldiğinde, “Bittabiii!” diyen rektörlerimiz var.

**

Dün yazmıştı Ezgi Başaran, “Türkiye Cumhuriyeti şirketi din ve güvenlik departmanlarının üzerinde yükselecektir,” diye.

Oysa, ikisi de ne güzel sözcükler olabilirlerdi. Öyleydiler. Ama erkle ne hale gelmişler.

Belki de bu yüzden sözle, sözcükle, anlatım ve ifadeyle bu kadar bozmuş durumdayız. Belki de edebiyatla, yayıncılıkla uğraşmak gerçekten delilik.

Ama korku yok: Bu delilikten barış doğar.

 

, , , , , , , ,