“Enter”a basmadan önce…

“Enter”a basmadan önce…

Burcu Arman
09 Eylül 2012

“Liseyi cep telefonuyla ortaya çıkarılan bir seks skandalına karışmadan bitirdiğiniz için sizi tebrik ederim. Ancak bu üniversiteye kabul edilmeniz için yeterli değil.” Dikkatinizi çekmeyi başardıysam okumaya devam…

Biliyorum bunu anlattıktan sonra yaşım ortaya çıkacak ama bizim zamanımızda (oyy) ICQ diye bir icat vardı yalnızca. İnsanların siyah ekranların ardında kiminle konuştuğunu bile bilmeden “geyik” yaptığı bir mecra idi. Tüm arkadaşlarım oradaydı, ben hariç! Zira tanımadığım biriyle konuşma fikrinden ölümüne korkuyordum ( bkz. Tanımadığın insanlardan şeker alma çocuğum öğüdü). Sonra ne oldu? Size de yabancı gelmeyecek bir döngünün içine girdim! Şöyle ki; facebook’um alabildiğine açık, bloguma yazılar yazdıktan sonra hemen sayfamda paylaşıyorum ve tabii ki aynı esnada twitter’da… Sonra onları alıp tumblr’daki takipçilere iletiyorum. Sonra instagramda bir fotoğraf çekiyor ardından onu pinterest’e ekliyorum. Bu arada yorum vs mailleri geliyor onlara cevap veriyorum (kuşkusuz çoğunu tanımıyorum) sinirleniyorum, küfrediyorum, mutlu oluyorum kahkaha atıyorum okuduğum kitaplardan alıntılar müziklerden parçalar paylaşıyorum. Fazla olmayan ama çoğunu tanımadığım insanlara. Eee nerede ICQ çekingenliği nerede yeni sosyal medyacılık? Tamam, devir değişiyor ve biz de bu değişimin içinde hemen her şeye anında alışıveriyoruz.

Yalnız ufak bir detay var ki o da işte yukarıda dikkatinizi çekmek için yazdığım cümlede saklı: Pişmanlık. Birkaç yıl önce kuruluş amacı internette geçmişinizi silmek olan bir şirketin (Reputation Defender) sahibiyle konuşmuştum. Michael Fertik öyle bir cümle söylemişti ki hâlâ aklımda:

“İnterneti büyük bir dövme dükkânı olarak düşünün, 13-14 yaşında bayılarak yaptırdığınız bir dövme 25 yaşına geldiğinizde sizi artık mutlu etmeyebilir.”  

Bizde şu an yasalar sosyal paylaşım ağlarını kapsar bir halde değil. Ama emsal davalar ufaktan açılır ve sizin yazdıklarınız sonsuza dek internetin kuytu köşelerinde uyuyakalırken gelecekte hiçbir şey olmayacağı anlamına gelmez ya bu! Yasaları bir yana bırakalım. Ama araştırmalar gösteriyor ki (hayır söz veriyorum sıkıcılarını atladım) artık insan kaynaklarının cv’den sonra ikinci başvurduğu şey Sosyal Medya. Sadece bu da değil öğrenci alımını inisiyatif kullanarak yapan üniversiteler (burs almak ya da alamamak?) de yok değil. İşte Hal Niedzviecki’nin Dikizleme Günlüğü adlı kitabında verdiği örnekler:

“2007’de Massachussets – Darthmount üniversitesine 453 kişi başvurmuştu. Üniversite yönetimi, başvuranlar hakkında internette araştırma yapacak ve bunların yüzde 26’sını orada bulduğu bilgiler yüzünden eleyecekti. Kalanların yüzde 21’yse MySpace ve Facebook gibi sosyal paylaşım sitelerindeki profillerine bakılarak değerlendirilmiştir. Muhtemelen bu oran şimdilerde daha yüksektir.” (kitap 2009 tarihli)

“Polis George Washington Üniversitesi Öğrenci partisini basıp yaşı tutmayanları eliyle koymuş gibi bulacaktı. Partinin nerede ve ne zaman yapılacağını internetten öğrenmişlerdi.” 

“Michael 17 yaşındayken uyuşturucu problemi vardı ve bununlar uzun süre cebelleşmişti. O günler geride kaldığında ise konuya ilişkin birkaç makale yazıp internete koymuş ve o günden sonra ismi uyuşturucuyla birlikte anılmaya başlanmıştı. Şimdi bu yüzden terfi edemiyor, sevgili bulmakta bile zorlanıyordu. Üç yıl sonra bu kez New Yok Times’ta benzer bir makale yayımlanacaktı. Makalede görüşüne başvurulan insan kaynakları uzmanı , kimya mühendisi bir adayı ismini google’da arayıp “Havaya uçurmaya bayılıyorum” cümlesini görünce elediğini anlatıyordu.” 

“Bir başka üniversite öğrencisi kampüse gelen tüm büyük şirketlerin insan kaynaklarıyla görüşme yapmış ancak hiçbirinden sonuç alamamıştı. En sonunda arkadaşının önerisi üzerine google’da adını aradı ve karşısına üniversitede arkadaşlarıyla şakalaşmak için yazdığı “Zirveye Çıkmak için Yalan Söylemek” makalesi çıkıverdi. Makaleyi siler silmez görüşmeye çağrıldı.” (Not: Hal Niedzviecki kitabı henüz çevrilmeden önce Yenal Bilgici Newsweek Türkiye’de yayımlanan epey detaylı bir dosya hazırlamıştı. Ancak dergi gibi sitesi de kapandığı için sadece bunu hatırlatmakla yetineceğim)

Hayır eskiden sevgilimize sinirlendik mi çotan diye kapatırdık facebook hesabını (iş ki bulanamamak biraz gizem yaratmak yahu). Şimdi iş bağlantılarımız, eş bağlantılarımız hayat bağlantılarımızla birlikte o hesapların üzerinde. Ama sen, ben ve bizim gibiler bu süreci yavaştan yaşarken 10 yaşındaki vatandaş “kankayla sevgili avına çıkıyoruz” mealinden notlar düşüyor Facebook Timeline’ına. Hani erkeklerin en büyük korkusu annesinin sünnet fotoğraflarını ortaya saçmasıdır ya. Peki ya şimdi 6 yaşında ufaklıklar bakınız kestirdim diye çıkıverirse karşımıza. 16 yıl sonra da onun karşısına çıkarsa bu görüntüleri !

Yapacak şey aslında çok basit. İnternete yazdığınız her şeyin bu gayya kuyusunun bir yerlerinde saklı kaldığını unutmayın. Bütün bunları niye anlattım? Evet yine bir araştırma sonucu geliyor: Oxford Üniversitesi geçenlerde bir araştırma sonucunu yayınladı. Sordukları 2 bin kişinin dörtte biri sosyal medyada yazdıklarından pişmanlık duyuyor. Dörtte biriyse birilerinin yüzüne asla söyleyemeyecekleri şeyleri yazdığını söylüyormuş.

ICQ’nun açılımı “I seek you” yani öz Türkçesiyle “seni arıyorum” eh dedim ya artık zaman değişti artık herkes aranan herkes arayan. Benden söylemesi yalnızca birazcık dikkat! Şimdi bütün bunların üzerine eminim beni de Google’layıp pişman olacağım şeyleri bulmaya hazırlananlar vardır. Siz zahmet etmeyin ben söyleyeyim açıkçası şimdiye kadar pişman olacağım hiçbir şey yazdığımı düşünmüyorum. Tamam, tabii ki emin değilim zira arayan bulur ben şimdiden söyleyeyim bütün bunları yazan insan tescilli bir sosyal medya bağımlısıdır! (yanlış duymadınız tescilli). Elbet bir maharet değil bu ama elimizi korkak alıştırmakta bir mahsur yok öyle değil mi ya?

 null

mış muş miş… 

 * Erkeklerin yüzde 15’i kadınlarınsa yüzde 8’i sosyal medyada bir şey paylaştıktan sonra pişman oluyormuş… 

* Kadınların yüzde 67’si erkeklerinse yüzde 58’i profiline sınırlama koyuyormuş… 

* 10 öğrenciden 4’ünü şimdiden sosyal medyada paylaştıklarının kariyerlerini etkileyebileceği korkusu sarmış…  

* Gençler yorumlarını diğer yaşlardakilere göre daha çok “düzeltme” eğilimindeymiş… 

* Yaşı daha geçkin kullanıcılar pişman olacakları şeyleri yazmak ya da paylaşmak konusunda daha titizmiş…  

* Sosyal medya kullanıcılarının neredeyse yarısı kendi profillerinde başkaları tarafından yazılan yorumları siliyormuş… 

* 10 kişiden 4’ü kimliklerinin anlaşılmadığı fotoğrafları profil olarak kullanıyormuş…  

* Twitter kullanıcılarının 4 de 1’i “bu yazdıklarımı yüzüne asla söyleyemezdim” diyormuş… 

* Atılan bir tweet’in hayatta kalma süresi yaklaşık 2.8 saatmiş… 

* Akşam 20.00’den sonra ve sabah 08.00’den önce gönderilen linkler en az tıklananlarmış…  

null

Paranoyak olmak ya da olmamak. 

Bütün bunlar hepimizi biraz hastalıklı yaptı kabul etmekte fayda var. Ama biraz daha paranoyanın ne zararı olur? İşte size bir çözüm yolu daha: Kendinizi sık sık google’layın. Üstelik google aramalarının bir de “uyarı sistemi” var. Eğer oraya adınızı girerseniz ayarları yaptıktan sonra bundan böyle hakkınızda google’a düşen her şeyden haberiniz olur (tamam kabul narsisizme de iyi gelir)

null

Yanlış E-mail Bağdat’tan dönmez!

“California Berkeley Üniversitesi Hukuk Fakültesi’nin alım koordinatörü 7 bin kişiye şöyle bir e-mail atar: “Kabul edildiğinizi bildirerek tebriklerimi sunarım.” Ancak tam da “gönder” butonuna bastığı anda yaptığı hatayı fark eder. Zira mesaj bu 7 bin kişinin yalnız 500’ü için geçerlidir!..”

* E-mail attığınız adrese dikkat edin. Arkadaşınızın herkese açık iş mail’ine “Naber lan” diye bir mesaj atmanız onun için pek uygun olmaz. İş için kırk yılda bir bakılacak özel mail adresine mail atıp cevap beklemeniz de beyhudedir.

* Adres defterinizde aynı heceyle ya da ilk isimle başlayan birkaç kişi varsa özellikle sonunun nasıl tamamlandığına dikkat edin. “Ali” yazdıktan sonra asıl göndermek istediğini Ali Bal’ken Ali Balaban’a gönderebilirsiniz (kişisel not: Karşı masamda oturan arkadaşım “bitir lan şu işi artık” şeklinde bir maili aynı hataya düşüp bir halkla ilişkiler temsilcisine göndermeyi başarmış neyse ki anlayışlı bir karşılık almıştı).

* Aldığınız e-mail’e cevap atmadan önce gönderi listesinde sizden başkasının olup olmadığını kontrol edin. Zira sırrınız bir anda 100 kişiye birden açmış olabilirsiniz!

* Söyleyeceğiniz önemli şeyleri mail’i forward edilebileceği ihtimalini düşünerek dosya şeklinde gönderin. Çünkü forward mail içinde sözünüz değiştirilebilir.

E-mail’de yazılanlar unutabilir ama siz “gönder” dedikten sonra geri dönüşü yoktur. O yüzden yazdıklarınızı iyice kontrol etmenizde yarar var; yarın öbür gün karşınıza korkunç gerçekler olarak çıkıvermesin diye!

(David Shipley ve Will Schwalbe’nin SEND adlı kitabından notlar)

null

Yasalar da yasaklar

Bilişim suçlarıyla ilgili düzenlemenin yer aldığı 5651 Sayılı yasaya göre; bir internet sitesinde sizi rahatsız eden bir içerik yer alıyorsa, ilk yapılması gereken, ‘uyar-kaldır’ yöntemine başvurmak. İki gün içinde uyarınıza yanıt verilmezse, en yakın sulh ceza mahkemesinde içeriğin kaldırılması talebinde bulunuyorsunuz. Mahkemenin kararı kesinleştikten sonra şikayete konu içerik erişime kapatılıyor.

 

, , , , , , , , , , , , , , , ,