Emiralem çilekleri ödül aldı, haberiniz var mı?

Emiralem çilekleri ödül aldı, haberiniz var mı?

Erdi İnci
04 Kasım 2014

Mevzumuz Derin Çocuk ve Gençlik Yayınları Derneği tarafından 2013’ün En İyi Gençlik Romanı Ödülü’ne değer görüldü. Aslında benim çocukluğum da aldı bu ödülü. Emiralem çilekleri tarafından üstü başı leke pasak içindeki çocukluğum…

 

Küçükken ailece Emiralem Çilek Festivali’ne giderdik. Babam halk dansları eğitmenliği yapar, güzel de oynardı. Hem de her bölgeyi… Sonra yıllar geçti, o festival de, çilek de kayboldu. Önce festivali kaybettik, sonra pazarda göremez oldum Emiralem çileğini.

Bu arada bilmiyorsunuz tabii, ben doğma büyüme Menemenli’yim. Emiralem de Menemen’e bağlı bir kasaba. Yürüyerek bile varırsınız. Yani, burnumun dibindeki bir meyveden bahsediyorum; zorlasam kokusunu alacağım.

Yıllar sonra gördüm Emiralem çileğini. Bedo’nun annesi ikram ediyordu oğluna. Bedo, canı istemedi diye çileğe burun kıvırınca, nasıl bir ağlama tuttuysa beni… Sanki çocukluğuma burun kıvırıyordu Bedo, karşımda Harmandalı oynayan babama. Tabii Bedo nereden bilecek…

Sosyal Ayrıntılar Ansiklopedisi’ni yazmaya başlayınca Ahmet Büke, her pazartesi elime kalemi alıp ona bir cevap yazasım geliyor.‘Ben de yaşadım,’ demek istiyorum benzer çocuklukları. Tamam, benim zamanımda helva satan Rum bir amca yoktu, sebebi malum, ama Hacı Dede’m vardı benim de. Her gittiğimde bir kandil şekeri ya da lavaşa sarılmış bir tahin helvası beklerdi beni. Zaten ona uğrayacağımızı bilmeme rağmen ağlar, önce onun dükkânına sokardım bizimkileri. Helva alınacak, çaprazındaki Üstün Mandıra’dan peynir alınacak, sonra ne işimiz varsa yapılacak. Hacı Dede ne oldu bilmiyorum, ben 11 yaşındayken taşındık o mahalleden. Öldüyse, Allah rahmet eylesin.

Vita yağına ekmedik belki, ama Olin, Tariş tenekeleri gördü bizim domatesi, soğanı. Anneannem öldükten sonra izledim evinin çöküşünü, her gün. Biz elli üç kuzendik, ama birimiz bile dönüp bakamadı sonra o eve. Ben de utanmadan övünürüm ‘Ananemin en sevdiği torun bendim,’ diye. Peh!

Oyuncaklar satılırdı bakkallarda ayrıca, muma tutunca duvarda Manisa Tarzanı’nın gölgesini gösteren. Yanında, dilini bilmediğimiz yazılar… Bizim Manisa Tarzanı’ymış meğersem Jane’in peşinden koştuğu… Yoksa elin yabancısı nereden bilecek?

Arada nereden baksanız 20 yıl var; ama Gediz işte. Gördes’te Ahmet Büke’den alır da hikâyeleri, tuta tuta Menemen’e, bana getirirmiş. Kıymeti İzmir’den çıkınca anlaşılıyormuş. Ama nereden bilebilirdim ki; yanına gidince yeşil, pis kokulu bir akarsuydu. Midas’ın kulaklarına fısıldayan büyüklerinden el almış zaar, yoksa nereden öğrenecek bana Ahmet Büke’nin hikâyelerini anlatmayı?

Bir de, Gediz’e bağlı bir su kanalı, çocukluk arkadaşımı yuttu benim. Günler sonra bir tarlanın oralarda bulunmuş bedeni. Suçu Gediz’e atıp çekilmiştim aradan. Cenazesine de annem götürmedi, ne işim varmış çocuk başıma. Hâlâ daha götürmez annem beni cenazelere, haberini de vermez.

İşte bunu ve onlarcasını her hafta anlatmak isterdim Ahmet Büke’den feyz alıp. Hiç beceremedim ama bu güne kadar. Hâlâ becerebildiğim de söylenemez ya… Ahmet Büke’nin kaleminin ağırlığına ulaşırsa kalemim, o zaman görüşürüz.

Babasız büyüyen, dedesi tarafından denize bir yakın, bir küs yetişen Bedo, yani Mevzumuz Derin, önce The White Ravens’ın listesine girdi. Genç kitaplar alanında Türkiye’yi temsil edecek bu yıl. Seneye Frankfurt Kitap Fuarı’nda da sergilenecek Bedo’nun hikâyesi. İzmir’i anlatacak herkese. Beraber yürüyeceğiz Kemeraltı sokaklarında, elimizde sıcak pişiler.

Bedo şimdi de Çocuk ve Gençlik Yayınları Derneği tarafından 2013’ün En İyi Gençlik Romanı Ödülü’ne değer görüldü. Aslında benim çocukluğum da aldı bu ödülü. Emiralem çilekleri tarafından üstü başı leke pasak içindeki çocukluğum… Omo beyazı sünnetliklerimi ala bulamış Emiralem çilekleri aldı bu ödülü… Karşımda Harmandalı oynayan rahmetli babam aldı…

Bu yazıyı yazarak en samimi tebriklerimi iletmek istedim sevgili Ahmet Büke’ye. Ahmet Büke’nin nazarında, doğumuna şahit olduğum ON8’e.

Çok yaşayın.

 

, , , , , , , , ,